<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757</id><updated>2009-10-23T03:18:02.680+03:00</updated><title type='text'>Dost FM Amoral</title><subtitle type='html'>Lähiradio 100.3 mhz
Türkçe radyo yayını
DOST FM
Her Perşembe saat: 12.00 – 13.00 arası Türkçe yayın!
Güncel konular, toplumsal olaylar, insan hakları, eşitlik, çok kültürlülük konuları ve müzik!
Kaçırmayın! Bizi Dinlemeye Devam Edin!</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>348</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-1324490259819916231</id><published>2008-09-21T08:58:00.001+03:00</published><updated>2008-09-21T08:58:59.201+03:00</updated><title type='text'>‘Nişanlılar için webcam caiz’</title><content type='html'>‘Nişanlılar için webcam caiz’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suudi Arabistan’da yayınlanan bir fetvada bir kadınla bir erkeğin webcam aracılığı ile konuşmasının sadece nişanlılar için caiz olabileceği belirtildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önde gelen Suudi din adamlarından olan ve Adalet Bakanlığı’nda yasal ilişkiler danışmanı olarak görev yapan Abdül Muhsin El Abikan, kadınlar ile erkeklerin internet üzerinden birbirini görmesinin dinen kabul edilemez olduğunu belirterek, “Bu sadece nişanlılar için caizdir. Nişanlılar yüz yüze görüşmek yerine webcam sayesinde birbirlerini görebilir, tanıyabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta internet üzerinden görüşmek onlar için daha iyidir. Ancak bunda da aşırıya kaçmamak gerekir” diye konuştu. El Medine gazetesinin haberine göre El Abikan, nişanlıların da webcam aracılığıyla konuşurken dini kuralları çiğnememesi gerektiğine işaret ederek, “Sadece yüzünü, ellerini ve saçlarını görebilir” yorumunda bulundu. n DIŞ HABERLER&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-1324490259819916231?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/1324490259819916231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=1324490259819916231' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/1324490259819916231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/1324490259819916231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/nianllar-iin-webcam-caiz.html' title='‘Nişanlılar için webcam caiz’'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-2923513587311216881</id><published>2008-09-21T08:42:00.001+03:00</published><updated>2008-09-21T08:43:53.584+03:00</updated><title type='text'>Sığınma evindeki erkekler, oruçlarını yalnız ve hüzünlü açıyor</title><content type='html'>Sığınma evindeki erkekler, oruçlarını yalnız ve hüzünlü açıyor &lt;br /&gt;Konya'da 7 yıldır hizmet veren Erkek Sığınma Evi'nde Ramazan, hüzünlü ve buruk yaşanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşinden, annesinden, babasından ayrı gurbet içinde gurbet yaşayanlar, akşam hüznünün çöktüğü bu evde oruçlarını açıyor. Sığınma evinde kalanların birçoğu eşini, sevdiklerini değişik nedenlerle kaybetmiş. Birçoğunun ailesi var ama yaşanan sıkıntılar sebebiyle görüşemez olmuşlar. Şimdi kapısını çalacak ne bir kardeş ne de bir aileleri var. Tüm bu sıkıntılarla birlikte sığındıkları evde hiç tanımadıkları ancak birçoğuyla aynı kaderi paylaştıkları erkek arkadaşlarıyla ömür sürüyorlar. Sayıları şu an 40 civarında. Zaman zaman 80 kişinin kaldığı sığınma evinde hayat zor olduğu kadar hüzünlü ve keder yüklü geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şefkat-Der tarafından 2001 yılında açılan Erkek Sığınma Evi, aradan geçen zamanda yaklaşık 4 bin erkeği ağırladı. Eşinden boşanan erkeklerin yanı sıra aile içi huzursuzluktan dolayı bunalıma girip sokaklarda kalan da bu eve sığınmış. Kimsesiz yaşlıların da kalabildiği sığınma evi, cezaevinden tahliye olduktan sonra hasımlarından dolayı memleketine dönemeyenlerin de mekanı olmuş. Kamuoyunda daha çok "Eşlerinden dayak yiyen erkeklerin mekânı" olarak bilinse de aslında gerçek hiç de öyle değil. Sığınma evinde birçok Afganistanlı, Yeni Zelandalı, Nijeryalı, Kongolu, Iraklı mülteci de kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şefkat-Der'e sığınan bu insanların hepsinin ayrı bir hikâyesi var. Sığınma evinin en eski misafirlerinden Veysel Yaşar, epilepsi hastası. Sürekli ilaç kullanıyor. 7 yıldır kaldığı bu ev onun dünyadaki tek sığınağı. Aile içinde yaşanan bazı olumsuzluklar nedeniyle önce eşinden ayrılmış, daha sonra öz kardeşleri tarafından evinden atılmış. Bir yıl sokaklarda banklar üzerinde yatmış. Çöp kutularından ekmek alıp yemiş. Küçük yaşta evlenmiş ama bu evlilik ona mutluluk değil acı getirmiş. Sonunda sokaklara düşmüş. Aile içinde yaşanan sıkıntıyla eşinden ayrılmış ve soğuk kış akşamlarında mekânı olan sokak yaşamının sonunda Şefkat-Der'in sıcak yuvasıyla tanışmış. Bir daha da bu yuvayı hiç terk etmemiş. Yaşanan olumsuzluklara ve zorluklara rağmen bereket ayı Ramazan'da orucunu hiç aksatmıyor. Aksaraylı Ahmet Artıcı da 6 yıldır huzuru Erkek Sığınma Evi'nde bulmuş. O, sokaklarda, parklarda ve otogarlarda zor şartlar altında yaşayıp gidecek yeri olmayanlardan birisi. Neden sığınma evine düştüğünü tekrar o günleri yaşamak istemediği için anlatmaktan kaçınıyor. Yıllardır kaldığı sığınma evinde düzen ve tertibi sağlayan Ahmet Artıcı, böyle bir mekânın açılmasından duyduğu mutluluğu ifade ediyor. Sığınma evinde kalanların çoğunluğunun oruç tuttuğunu dile getiriyor. Artıcı, erkeklerin bazılarının değişik işlerde çalıştığını ancak birçoğunun işsiz olduğunu ifade ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayrettin Bulan: Evsiz erkeklere destek verin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkek Sığınma Evi'nin fikir babası Şefkat-Der Genel Başkanı Hayrettin Bulan, erkeklerin de şiddet gördüğünü belirtiyor. Bulan, kalanların büyük çoğunluğunu ekonomik zorluklar nedeniyle psikolojik problem yaşayanların oluşturduğunu belirtiyor. Türkiye'nin her yerinden yılda 300 civarında erkeğin sığınma talebinde bulunduğunu kaydeden Bulan, yeni erkek sığınma evlerinin açılmasının şart olduğunu söylüyor. Bulan, sığınma evinde kalanların iftarlara davet edilmediğini söyleyerek, "Destek verin." çağrısında bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydın Hızlıca - Kazım Pıynar&lt;br /&gt;Zaman Gazetesi 21 Eylül 2008, Pazar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-2923513587311216881?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/2923513587311216881/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=2923513587311216881' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/2923513587311216881'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/2923513587311216881'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/snma-evindeki-erkekler-orularn-yalnz-ve.html' title='Sığınma evindeki erkekler, oruçlarını yalnız ve hüzünlü açıyor'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-3707803585711248635</id><published>2008-09-21T08:29:00.000+03:00</published><updated>2008-09-21T08:30:34.697+03:00</updated><title type='text'>Kızı ile erkek arkadaşını bıçakladı</title><content type='html'>Kızı ile erkek arkadaşını bıçakladı&lt;br /&gt;16.20 | 20.9.2008 Milliyet Gazetesi&lt;br /&gt;İsmail TEMİZ/SAMSUN,(DHA)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAMSUN’da 47 yaşındaki Arif Ç., 16 yaşındaki kızı K.Ç.’yi erkek arkadaşı 17 yaşındaki A.A ile yanyana otururken görünce çılgına döndü. Önce kızını sonra da yanındaki arkadaşını bıçaklayarak kaçtı. Ardından polis tarafından kısa sürede yakalandı. Yaralıların sağlık durumunun ise iyi olduğu belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olay bugün saat 14.30 sıralarında Samsun’da meydana geldi. İddiaya göre inşaat işçisi Arif Ç., kızı K.Ç.’yi erkek arkadaşı A.A. ile Sahil Yolu’nda bulunan Sevgi Gölü kenarında yanyana otururken gördü. Vatandaşlarında gözleri önünde meydana gelen olayda, Arif Ç. kızına ve yanında bulunan arkadaşına bağırarak üzerlerine yürüdü. Sonra da üzerindeki ekmek bıçağıyla kızını sol omuzu ve sol kalçasından yaraladı. Ardından da erkek arkadaşı A.A.’yı sol kalçasından bıçakladı. Korku dolu dakikaların yaşandığı olayı gören çevredeki vatandaşlar hemen polisi aradı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanlar içerisinde yerde yatan gençler olay yerine çağrılan ambulansla hastaneye kaldırıldı. K.Ç., Samsun Devlet Hastanesi’nde, A.A. ise özel bir hastanede tedavi altına alındı. Sağlık durumlarının iyi olduğu belirtildi. Olayı duyan aileler ise hastanelere akın etti. Çocuklarının durumları hakkında yetkililerden bilgi aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada olayın ardından kayıplara karışan baba Arif Ç. kısa süre sonra polis tarafından yakalanarak gözaltına alındı. İfadesi alınmak üzere emniyete getirilirken küfürler edip, gazetecilere saldırmak istedi. Konuyla ilgili kapsamlı soruşturma sürüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-3707803585711248635?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/3707803585711248635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=3707803585711248635' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/3707803585711248635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/3707803585711248635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/kz-ile-erkek-arkadan-baklad.html' title='Kızı ile erkek arkadaşını bıçakladı'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-8016792923282881615</id><published>2008-09-21T08:13:00.000+03:00</published><updated>2008-09-21T08:14:50.493+03:00</updated><title type='text'>Mini eteği yasaklıyorlar</title><content type='html'>Mini eteği yasaklıyorlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hurriyet Gazetesi 20 Eylül 2008&lt;br /&gt;Mini eteğin insanlar üzerindeki "kötü etkileri" gözönünde tutularak yasaklanması istendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uganda Etik ve Namus Bakanı Nsaba Buturo, mini etekle dolaşan kadınlar taşıt sürücülerinin dikkatini dağıttığı ve kazalara yolaçtığı için, mini etek giyilmesinin yasaklanmasını istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BBC'de yer alan habere göre Ugandalı bakan mini etek giymenin, çıplak gezmekle hemen hemen aynı şey olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buturo, "Mini eteğin nesi mi yanlış? Yanlış çünkü, insanlarımızın bazıları kafaca öylesine zayıf ki, mini etekli görünce kaza yapabiliyorlar." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BBC'nin Kampala'daki muhabiri Joshua Mmali, gazetecilerin Etik ve Namus Bakanının bu açıklamasını son derece komik bulduklarını kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakan Buturo, mini etek giymenin ahlaksızlık olarak görülmesi ve yasalar çerçevesinde cezalandırılması gerektiğini bildirdi. Bakan, kısa etekler yüzünden istemeden dikkatleri dağılan kişilerin karşı karşıya olabilecekleri tehlikelere dikkat çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nsaba Buturo, "Çıplak bir insan görünce o insanın şeklini düşünmeye başlıyorsunuz. Ama bir yandan da araba kullanıyorsunuz. Bugünlerde, kimin anne, kimin kız olduğunu anlamak imkansızlaştı. Hepsi çıplak dolaşıyor." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uganda Etik ve Namus Bakanına göre, uygunsuz giysiler, bugün Uganda toplumunun karşı karşıya olduğu ahlaksızlıklardan biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakan, Uganda toplumunun yüzyüze olduğu diğer sorunları, "hırsızlık ve kamu fonlarını zimmete geçirmek, hizmetleri gerektiği gibi yerine getirmemek, açgözlülük, ihanet, fahişelik, eşcinsellik ve mezhepçilik" diye sıraladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yılın başlarında Kampala'daki Makerere Üniversitesi, kurumdaki kadınların giyimine belli kurallar getirmişti&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-8016792923282881615?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/8016792923282881615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=8016792923282881615' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/8016792923282881615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/8016792923282881615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/mini-etei-yasaklyorlar.html' title='Mini eteği yasaklıyorlar'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-2364759907993957982</id><published>2008-09-16T14:58:00.001+03:00</published><updated>2008-09-16T14:58:53.076+03:00</updated><title type='text'>Yahudi şeriatı da can yakıyor</title><content type='html'>Yahudi şeriatı da can yakıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radikal Gazetesi 16/09/2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kudüs’teki ultra Ortodoks Yahudiler, İran’ın Besiçlerini aratmıyor. Yasalar dışında kurdukları ‘iffet mangaları’yla Yahudi şeriatını kadınlara zorla dayatıyor. Elektronik alet satan mağazalar da ‘ahlak’ zaptüraptında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KUDÜS - İsrail’in ultra Ortodoks Yahudi toplumunda İran’ı aratmayan manzaralar yaşanıyor. Nasıl İran’da gönüllü milis gücü Besic terör estiriyorsa, Kudüs’te de ultra Ortodokslar yasalar dışında kurdukları ‘iffet mangaları’yla Yahudi şeriatına uymadığını düşündükleri kadınlara dehşet saçıyor.&lt;br /&gt;İki hafta önce polis M’yi acımasızca döven bir ‘iffet mangası’nın iki üyesini tutukladı. Adının yazılmamasını ve sadece M diye anılmayı isteyen 28 yaşındaki kadın, yediği dayağı anlatırken titriyor. Çete üyelerinin ağzını tıkadığını, yumruklayıp tekmelediğini ve ultra Ortodoks Maalot Dafna mahallesinden taşınmazsa öldürmekle tehdit ettiğini aktarıp gözyaşları içinde soruyor: “Beni öldürmelerini kim engelleyecek?” M’nin başına bunların gelmesine komşularının Haredi (Yahudiliğin en muhafazakâr biçimi) kocasından üç yıl önce ayrılmış dul kadının ‘ahlaksız’ yaşamından yakınması yol açmış. Onlara göre ‘ahlaksız yaşam’ yakıştırması, kadınların pantolon giymesinden erkeklerle görüşmesine dek çok geniş bir yelpazeyi kapsıyor. M. “Niye bana bunları yaptıklarını bilmiyorum?” diyor.&lt;br /&gt;Polis Kudüs’ün ultra Ortodoks kesiminde mahallelinin ‘ahlaksız’ addettiği kıyafetler satan bir dükkânı ateşe veren bir adamı da gözaltına aldı. Şabatta sokaklarda bir kulun dolaşmadığı ve uydu alıcılarının sapkınlık kabul edildiği Haredi kalesi Mea Şerim’de ise ‘iffet mangaları’nın son hedefi elektronik alet satan mağazalar. Böyle bir mağazanın önünde broşür dağıtan bir Haredi genç, burayı evde ahlaksız filmler izlemenin yolunu açan MP4 oynatıcılar satmakla suçluyor: “Bu dükkân gençliğin ahlakını bozuyor. Bu murdar aletleri satmayana dek mücadale edeceğiz.” Korkudan soyadını vermeyen satıcı David ise, kendisinin de Ortodoks olduğunu ama haftalardır dükkân önünde gösteri yapanların terör saçtığına inandığını söylüyor: “Stoklarımızı yaktılar, hiçbir şey onları durduramıyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tişört giyen kıza asit atılmış&lt;br /&gt;Mea Şerim’de haziranda üzerine asit atıldığı için hastanelik olan 14 yaşındaki kızın ‘günahı’ ise gevşek belli pantalon ve kısa kollu tişört giymek. 2006’da 50 yaşındaki Amerikan vatandaşlığı da olan bir kadın otobüste arka tarafta oturmayı reddettiği için dört erkekten kıyasıya dayak yemişti. Haredi bölgelerde ABD’de ırkçılık döneminde siyahlara yapıldığı gibi otobüslerde arka koltukların layık görüldüğü kadınlardan baş, boyun, kol ve bacakları kapalı dolaşmaları bekleniyor. Şabatı ya da cinsiyet ayrılığını uygulamayan yüzme havuzu, sinema gibi yerlere de saldırılar düzenleniyor. (afp)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-2364759907993957982?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/2364759907993957982/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=2364759907993957982' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/2364759907993957982'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/2364759907993957982'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/yahudi-eriat-da-can-yakyor.html' title='Yahudi şeriatı da can yakıyor'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-3379377596243922978</id><published>2008-09-16T14:27:00.000+03:00</published><updated>2008-09-16T14:28:17.178+03:00</updated><title type='text'>İngiltere, Osmanlı modelini deniyor</title><content type='html'>İngiltere, çağımızın en ilginç deneylerinden birine kalkıştı. Türkiye’de lafı bile dudakları uçuklatan bir şeyi sınıyorlar:&lt;br /&gt;Çokhukukluluğu...&lt;br /&gt;Sunday Times, Müslümanların yoğun olarak yaşadığı 5 büyük kentte şeriat mahkemeleri kurulduğunu duyurdu.&lt;br /&gt;Londra, Birmingham, Bradford, Manshester ve Warwickshire’da kurulan (Glasgow ve Edinburgh’da da kurulacak olan) şeriat mahkemeleri, boşanma, aile içi şiddet, mali anlaşmazlıklar gibi sosyal konularda karar yetkisine sahip olacak. Kararlar, ancak Bölge Mahkemesi ve Yüksek Mahkeme’nin onayıyla yürürlüğe girebilecek; davalı ve davacının ortak rızasıyla uygulanabilecek.&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;Tartışmayı 77 milyon Anglikanın lideri, Canterbury Başpiskoposu Rowan Williams başlatmıştı. Şubat ayında, İngiltere’de yaşayan Müslüman kadınlara peçe yasağı getirilmesini eleştirirken, “Hükümet dini semboller konusunda karar vermemeli. Bunu Çin denedi, başarısız oldu. Dini kısıtlamalar İngiliz toplumunu yanlış bir laiklik anlayışına sürüklüyor” demişti.&lt;br /&gt;Williams’a göre, İngiltere’nin bazı yurttaşları kendilerini İngiliz hukuk sistemine bağlı hissetmiyorlardı. O halde  Müslümanlar “kültüre bağlılık” ile “devlete bağlılık” gibi iki keskin alternatif arasında seçime zorlanmamalı, ailevi ve mali meselelerde isterlerse şeriat kanunlarını uygulayabilmeliydiler.&lt;br /&gt;“Bu, onların kendilerini İngiliz toplumunun bir parçası hissetmeleri için elzem”di.&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;İlk söylendiğinde kıyamet koparan bu sözler, şimdi uygulamaya konuyor.&lt;br /&gt;Uygulamayı eleştirenler, bunun ülkede resmi hukuka paralel ikinci bir hukuk sistemi doğuracağından kaygılanıyorlar.&lt;br /&gt;Kararı savunanlar ise, şeriat hukukunun İngiltere’deki Müslüman toplumda zaten Şeriat Mahkemesi adıyla faaliyet gösteren yapılar bulunduğunu, son uygulamayla bu yapıların resmi denetim altına alınmış olacağını belirtiyorlar.&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;Tartışması yıllara yayılacak bıçak sırtı bir konu bu...&lt;br /&gt;Ama asıl ilginci, gelinen noktanın, Osmanlı’nın hukuk sistemine yakın bir görünüm arz etmesi...&lt;br /&gt;Osmanlı’da da “millet sistemi” çerçevesinde “gayrimüslim cemaatlerde kamu alanına sıçramayan hukuki-cezai durumlarda karar alma, uygulama, denetleme yetkisi ruhani başkanlara bırakılmıştı.”&lt;br /&gt;Murat Belge bunun gerekçesini şöyle izah eder (“Osmanlı’da Kurumlar ve Kültür”, Bilgi Üniversitesi Y., 2005):&lt;br /&gt;“Devletin dini olan İslam, tebaa içinde büyük sayıda insanın dini olmayınca hem bu farklı dinlere hoşgörü sağlayan, hem de pratik düzeyde adaleti garanti altına alan bir İslam anlayışı ve somut politikası zorunlu oluyordu.”&lt;br /&gt;Tanzimat’la gelen şey, o güne dek “hoşgörü” çerçevesinde göz yumulan bu uygulamanın dış baskıyla hukuki güvence altına alınmasıdır. Ama bununla “mevcut teokratik devlet ilkesinden de bir kopuş başlamıştır.” (Bülent Tanör, “Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri”, YKY, 1998)&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;Şimdi İngiltere, bugüne dek “hoşgörü çerçevesinde göz yumulan” bir uygulamayı, biraz da “iç baskıyla” hukuki güvence altına alıyor.&lt;br /&gt;Bu, Başpiskopos Williams’ın umduğu gibi, Müslüman göçmenlerin kendilerini İngiliz toplumunun bir parçası gibi görmelerine mi hizmet edecek, yoksa laik hukuktan bir kopuşun başlangıcı mı olacak?&lt;br /&gt;Bu sorunun cevabı, insanlığın 21. yüzyılını belirleyecek kadar önemli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can DündarAda&lt;br /&gt;can.dundar@e-kolay.net&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-3379377596243922978?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/3379377596243922978/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=3379377596243922978' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/3379377596243922978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/3379377596243922978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/ingiltere-osmanl-modelini-deniyor.html' title='İngiltere, Osmanlı modelini deniyor'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-7965359519630782409</id><published>2008-09-16T14:20:00.001+03:00</published><updated>2008-09-16T14:22:21.560+03:00</updated><title type='text'>‘Babamdı, şimdi değil’</title><content type='html'>Milliyet gazetesi  07.58 | 16.9.2008&lt;br /&gt;Neşet KARADAĞ/ADANA, (DHA)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADANA’da boşandığı eşi 30 yaşındaki Dilek Saner’i başka biriyle evleneceğini duyunca bıçaklayarak öldüren 36 yaşındaki Hüseyin Karaşahin'in, ömür boyu hapis cezası istemiyle yargılandığı davada 12 yaşındaki oğlu Hasan Gazi tanıklık yaptı. Hasan Gazi, annesini öldüren babası için “Babamdı, şimdi değil” dedi.&lt;br /&gt;Ziyapaşa Mahallesi’nde oturan avukat katibi Dilek Saner, 13 yıl önce aşık olduğu kebapçı Hüseyin Karaşahin ile ailesinin karşı çıkmasına karşın kaçarak evlendi. 7 yaşında Barış ve 12 yaşında Hasan Gazi isimli çocukları olan çift 9 ay önce boşandı. Hüseyin Karaşahin iddiaya göre, kendisini boşayan eşini başka biriyle evleneceği gerekçesiyle, 30 Mayıs 2008 tarihinde, 32 bıçak darbesiyle öldürdü. Yakalanıp tutuklanan ve hakkında Adana 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılan Karaşahin, “Eşim bir başkasıyla evleneceğini söyleyince sinirlendim. Yatak odasına gitti. Bir şeyler aldığını sandım. Ben de mutfaktan bıçağı alıp salladım. O sırada evde küçük oğlum Barış vardı. O da uyuyordu” dedi.&lt;br /&gt;Davada Karaşahin’in oğlu Hasan Gazi Karaşahin ve 63 yaşındaki kayınvalidesi Zeliha Saner tanık olarak dinlendi. Pedagog nezaretinde ifadesi alınan Hasan Gazi, olay sırasında üst katta anneannesinin evinde uyuduğunu belirterek, “Annemin çığlık sesleri üzerine uyandım. Aşağıya indiğimde annem kanlar içindeydi. Annem çalışıyor, babam ise parasını alıp uyuşturucuya yatırıyordu. Babamdı, şimdi değil” dedi. Oğlunun bu sözleri üzerine, sanık sandalyesinde oturan Hüseyin Karaşahin yıkıldı.&lt;br /&gt;Kızı öldürülen Zeliha Saner ise damadının devamlı kızını öldürmekle tehdit ettiğini iddia ederek, “Büyük torunum Hasan ile uyuyorduk. Kızımın çığlık sesi ve küçük torunum Barış’ın ‘babam annemi bıçakladı’ diye bağırması üzerine uyandık. Aşağıya indiğimizde kızım kanlar içindeydi. Torunum Barış’ın yüzü de kanlıydı. Sonradan bize babasının annesini bıçaklarken gördüğünü, yüzüne yastık kapatarak ve ellerini de bağlayarak bıçakladığını, kendisinin görmesi üzerine babasının sus işareti yaparak kendisini de keseceğini söylediğini aktardı. Kızımın başkasıyla ilişkisi de yoktur. İftira atıyor” diyerek damadının en ağır cezayla cezalandırılmasını istedi. Saner, daha önce damadı ile ilgili savcılığa ve karakola verdikleri şikayet dilekçelerinin fotokopilerini de verdi.&lt;br /&gt;Duruşma eksik belgelerin tamamlanması ve diğer tanıkların dinlenmesi için ertelendi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-7965359519630782409?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/7965359519630782409/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=7965359519630782409' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/7965359519630782409'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/7965359519630782409'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/babamd-imdi-deil.html' title='‘Babamdı, şimdi değil’'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-1981208374994440782</id><published>2008-09-15T07:55:00.000+03:00</published><updated>2008-09-15T07:56:17.144+03:00</updated><title type='text'>Şeriat mahkemesi kuruldu</title><content type='html'>Şeriat mahkemesi kuruldu&lt;br /&gt;İngiliz hükümeti Müslümanlar’ın yoğun yaşadığı 5 kentte şeriat mahkemelerinin boşanma, miras, mali anlaşmazlıklar gibi davalara bakmasına sessiz sedasız izin verdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DIŞ HABERLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Londra, Birmingham, Bradford, Manchester, Warwickshire kentlerinde şeriat mahkemeleri, hükümetin verdiği sessiz sedasız izin sayesinde kuruldu. Sunday Times gazetesi dünkü sayısında “Şeriat yasaları İngiltere’de resmen uygulanmaya başlandı” diyerek şeriat hükümlerine göre karar alacak olan Müslüman yargıçların boşanma, miras, aile içi şiddet, mali anlaşmazlıklar gibi birçok davayı ele aldıklarını duyurdu. Times’a göre Ağustos 2007’den beri yarı-resmi olarak faaliyet gösteren bu mahkemeler şimdiye kadar 100’den fazla davayı karara bağladı. Verilen kararların geçerlilik kazanması için yüksek mahkeme onayı gerekiyor. Ancak hükümetin verdiği izin sayesinde resmi bir kimlik kazanan şeriat mahkemelerin bu izni kolayca alacağı belirtiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahkim yasasına dayanıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1996 yılında İngiltere’de çıkan tahkim yasasına göre (Arbitration Act) iki taraf arasında çıkan uyuşmazlıkların devletin resmi yargı organları yerine, taraflarca belirlenen hakemlerle çözümlenmesine izin veriliyor. Şeriat mahkemelerinin bu tahkim yasasına dayanarak kurulduğu belirtiliyor. Mahkemenin herhangi bir konuda hüküm verebilmesi için anlaşmazlık yaşayan her iki tarafın da şeriat mahkemesinin yetkili olduğunu kabul etmesi gerekiyor. Ancak bazı hukukçular boşanma gibi davaların tahkimle çözülmesinin hukuka aykırı olduğunu düşünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Sunday Times, uygulamanın başlatılmasıyla ilgili ilk önerinin bundan 7 ay önce Anglikan Kilisesi Başpsikoposu Rowan Williams tarafından ortaya atıldığını hatırlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahudilerin de mahkemesi var&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Williams büyük eleştiri konusu olan konuşmasında, “Şeriat yasalarının İngiliz hukuk sistemine entegre edilmesi kaçınılmaz” ifadesini kullanmıştı. Bu görüşe ilk destek verenlerden biri de İngiltere’de Adalet Bakanlığı müsteşarı yetkileriyle donatılmış olan Lord Phillips oldu. Phillips, şeriat hükümlerinin medeni hukukla ilgili konularda ve mali anlaşmazlıkların çözümünde kullanılmasının mümkün olduğunu belirtmişti. Muhalefet ise gelişmelere tepkili. Gölge Adalet Bakanı (Adalet Bakanı’nın muhalefetteki dengi) şeriat mahkemelerinin kurulmasının ülkede hukuk sistemine paralel ikinci bir hukuk sisteminin doğmasına neden olacağını belirterek, “İngiliz hukuk sistemi tektir. Ve öyle kalmalıdır” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere’de çoğu Ortodoks olan Yahudilerin bazı konularda kendi özel mahkemeleri bulunuyor. Yüzyıllardır var olan ve Beth Din adı verilen bu mahkemelerde anlaşmazlıklar, iş ve boşanma gibi konulardaki davalar dini kurallara göre görülüyor. İki tarafın da Yahudi olması ve davanın bu mahkemede görülmesini kabul etmesi şartı aranıyor. Beth Din’in kararları İngiliz makamlar tarafından da tanınıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.7 MİLYON MÜSLÜMAN YAŞIYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa’da Müslümanlar’ın en yoğun yaşadığı ülkelerden biri olan 50 milyon nüfuslu İngiltere’de 1.7 milyon Müslüman var. ICM kuruluşunun yaptığı araştırmaya göre buradaki Müslümanlar’ın yüzde 25’inden fazlası İngiltere’deki değerlerin İslami değerlerle uyum içinde olmadığına inanıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-1981208374994440782?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/1981208374994440782/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=1981208374994440782' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/1981208374994440782'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/1981208374994440782'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/eriat-mahkemesi-kuruldu.html' title='Şeriat mahkemesi kuruldu'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-1761734713175615552</id><published>2008-09-15T07:13:00.000+03:00</published><updated>2008-09-15T07:18:58.528+03:00</updated><title type='text'>MEHİR</title><content type='html'>MEHİR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlenme sırasında kadına bu isimle ödenen meblağ; evlilikte kadının nikâh akdi veya cinsel temasla hak kazandığı mal veya meblağ anlamında bir fıkıh terimi. Kitap, Sünnet ve fıkıh literatüründe mehir kelimesi yerine, eş anlamda; "sadûk", "saduka","nıhle", "farîza", "ecr", "hıbâ", "ukr", "alâik", "tavl" ve "nikâh" kelimeleri de kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm Hristiyanlıkta olduğu gibi kadının erkeğe verilmek üzere para biriktirilmesini (drahoma) değil de; aksine, erkeklerin kadınlara rağbetinin bir sembolü olsun diye hediye kabilinden bir meblağın ona verilmesini emretmiştir. Mehir kadına değil, erkeğin üzerine vaciptir. Dâru'l-İslâm'da bir kadınla cinsel temas, ya had cezasını gerektirir, ya da mehir hakkını doğurur. Bu, kadına saygının bir sonucudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an-ı Kerîm'de mehirden söz eden çeşitli ayetler vardır. Bazıları şunlardır: "Aldığınız kadınların mehirlerini yürekten isteyerek ve Allah'ın bir atiyyesi olarak verin " (en-Nisâ, 4/4). Çoğunluğa göre, burada hitap kocalaradır. Bazı bilginler hitabın velilere olduğu görüşündedir. Cahiliye devrinde mehri kızın velileri alır ve adına da "nihle" derlerdi. "...Haram olanlar dışındaki kadınlarla evlenmeniz, namuslu olarak ve zinaya sapmaksızın yaşamak ve mallarınızdan onlara mehir vermek şartıyla size helâl kılındı. Artık o kadınlardan hangisiyle yararlanmanız olmuşsa, ücretlerini belirlendiği şekliyle verin. Mehir miktarını belirledikten sonra aranızda gönül hoşluğu ile uyuştuğunuz miktar hakkında üzerinize bir vebal yoktur" (en-Nisâ, 4/24).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdullah b. Abbas (r.a) tan rivayet edildiğine göre, Hz. Ali, Hz. Fâtıma ile evlenirken Resulullah (s.a.s) kendisine; "O'na bir şey ver" dedi. Ali: "Bende bir şey yok"deyince de; "Hutamî zırhını verebilirsin" buyurdular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kadınla evlenmek isteyen bir sahabeye Allah'ın elçisi mehir vermesini bildirdi. Evinden de eli boş dönünce; "Demirden bir yüzük de olsa bak" deyip, yeniden eve gönderdi. Yine boş dönünce, ne miktar Kur'an-ı Kerîm bildiğini sordu ve sonunda şöyle buyurdu: "Haydi git, onu sana bildiğin Kur'an karşılığında verdim" (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VI, 170).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konudaki ayet ve hadislerden şu sonuca varılmıştır. Resulullah (s.a.s), mehirsiz hiç bir evliliğe ruhsat vermemiştir. Eğer mehir vacip olmasaydı, bunu göstermek için arada bir onu terkederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan, sahabe devrinden bu yana İslâm bilginleri mehir üzerinde icma etmişlerdir (bk. es-Serahsî, el-Mebsut, V, 62 vd.; el-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyi, II, 274-304; İbnü'l-Hümâm, Fethul-Kadîr, II, 434 vd.; el-Cassâs, Ahkâmü'l-Kur'ân, III, 86 vd.; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müçtehid, II, 16 vd.; İbn Âbidin, Reddü'l-Muhtâr, II, 329 vd.).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile yuvasıyla ilgili görevlerin en güzel şekilde yerine getirilmesi için eski çağlardan beri kadınla erkek arasında bir görev bölümü yapılmıştır. Erkek, evin dışındaki işlerle uğraşır ve gerektiğinde ağır işlerde çalışarak geçim için kazanç sağlar. Kadın da evin yönetimi, yemeğin hazırlanması, çocukların bakım ve terbiyesiyle uğraşır. Bu yüzden bütün malî yükümlülükler kadının değil, erkeğin görevidir. Mehir ve bütün kapsamıyla nafaka bu yükümlülükler arasındadır. Bu görev bölümü erkekle kadının yaratılışına ve ilâhî sünnete de uygundur. Erkek daha güçlü olduğu için çalışıp kazanmaya daha yatkındır. Kur'an'da şöyle buyurulur: "Erkekler, kadınlardan daha güçlü kuvvetlidirler. Yani ailenin reisidirler. Bunun sebebi şudur: Allah onlardan kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkek, mallarından evin geçimini sağlamaktadır" (en-Nisâ, 4/34).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehir, nikâh akdinin rükün veya şartlarından değildir. Bu yüzden mehirsiz akdedilecek nikâh geçerli olur ve kadın emsal mehire hak kazanır. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kendileriyle cinsel temasta bulunmadığınız veya kendilerine bir mehir tayin etmediğiniz kadınları boşamışsanız, bunda üzerinize bir sakınca yoktur" (el-Bakara, 2/236). Bu ayette, cinsel birleşmeden veya mehir tesbitinden önce kadını boşamanın geçerli olduğu belirtilmektedir. Boşama ancak sahih nikâhtan sonra mümkün olduğuna göre, ayet, akit sırasında mehrin konuşulmasının ne bir rükün ve ne de bir şart olmadığına delâlet eder (el-Kâsânî, a.g.e., II, 274; eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, Halebî tab'ı, II, 55, 60; İbn Rüşd, a.g.e., II, 25).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ukbe b. Âmir (r.a)'ın naklettiği şu hadis de yukarıdaki anlamı destekler. Hz. Peygamber bir adama: "Seni filanca kadınla evlendireyim mi?" demiş; erkeğin; "evet" demesi üzerine, kadına hitaben; "Seni filanca erkekle evlendirmeme razı oluyor musun?" diye sormuştu. Kadının da "evet" demesi üzerine, onları evlendirdi. Herhangi bir mehir belirlenmeksizin evlilik gerçekleşti. Bu erkek vefatı sırasında şöyle dedi: "Resulullah (s.a.s), beni filanca kadınla evlendirdi. Bir mehir konuşulmadı ve kadına bir şey de vermedim. Ona mehrim olarak Hayber'deki hissemi veriyorum". Kadın bu hisseyi almış ve yüz bin lira karşılığında satmıştır (ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletuh, Dımaşk 1405/1985, VII, 254). Yalnız Malikîler mehri, nikâhın bir rüknü olarak kabul ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşler mehirsiz olarak veya şarap, domuz eti gibi şer'an mal sayılmayan bir şeyi mehir yaparak evlenseler Malikîler dışında çoğunluğa göre akit geçerli olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehrin üst ve alt sınırı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehrin en çok miktarı için bir sınır getirilmemiştir. Ayette; "Onlardan birisine yüklerle mehir vermiş olsanız bile, içinden bir şey almayınız" (en-Nisâ, 4/20) buyurulur. Hz. Ömer bunu 400 dirhemle sınırlamak istemiş, aksi halde fazlanın beytü'l-mâle gelir kaydedileceğini ilân etmişti. Hz. Ömer'in dayandığı delil; Hz. Peygamber'in eşi ve kızları için 480 dirhemden (12 okiye) daha fazla mehir verilmemesi idi. Hz. Ömer minberden indikten sonra Kureyşli bir kadın, yukarıdaki ayeti (en-Nisâ, 4/20) okuyarak, Allah'ın mehir için bir sınır getirmediğini, aksine, kadınları yükler dolusu mehre lâyık gördüğünü belirtti. Bunun üzerine yeniden minbere çıkarak, sözünü geri aldı ve şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Size, kadınlarınız için 400 dirhemden fazla mehir vermenizi yasaklamıştım. İsteyen, malından dilediği kadar verebilir" (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VI,168; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, Mısır, t.y., IV, 283 vd.).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Hanîfe'ye göre, mehrin en az miktarı on dirhem gümüş veya bunun karşılığıdır. Hz. Peygamber devrinde bu kadar para yaklaşık iki kurbanlık koyun bedelidir. Hırsızlıkta, had cezasının uygulanmasını gerektiren en az miktar. bir dinar altın para olup, mehirde buna kıyas yapılmıştır. Çünkü bir dinar altın para, on dirhem gümüş paraya satın alma gücünde eşit durumda idi. İmam Malik'e göre mehrin en az miktarı üç dirhemdir. Bu mezhep de kendi hırsızlık nisabını ölçü olarak almıştır. İmam Şafiî ve Ahmed b. Hanbel, en az miktar için bir sınır koymamışlardır. Delilleri; mehir ayetinde malın azına bir sınır konulmamasıdır (Buhârî, Nikâh, 34-51; es-Sabûnî, Tefsîru Âyâti'l-Ahkâm, Dımaşk 1397/1977, I, 453; ez-Zühayli, a.g.e., VII, 256; Ömer Nasuhî Bilmen, İstilâhât-ı Fıkhıyye Kâmusu, İstanbul 1967, IV, 121-123; Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm Hukuku, İstanbul 1983, s. 279, 280).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehrin konusu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satışı veya kullanılması yasak olmayan her şey mehir olarak verilebilir. Menkul ve gayrimenkul mallar, ziynet eşyası, hayvanlar, misli şeyler ve hatta menkul veya gayri- menkul bir maldan yararlanma hakkı bunlar arasındadır. Ancak İslâm'ın yasak ettiği şeyler, meselâ; alkollü içkiler, domuz, ölmüş hayvan etleri mehir olamaz. Bu gibi şeyler mehir yapıldığı takdirde, nikâh akdi mehirsiz yapılmış sayılır ve kadın emsal mehre hak kazanır (el-Kâsânî, a.g.e., II, 277 vd.; İbn Âbidîn, a.g.e., Mısır, t.y., II, 252, 458-461; el-Cassâs, Ahkâmü'l-Kur'ân, II, 143).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an-ı Kerîmi veya helâl ve haramdan bazı dinî hükümleri öğretmenin mehir sayılıp sayılmaması fakihler arasında tartışılmıştır. İlk Hanefî müçtehidlerine göre, Kur'ân ve fıkıh öğretimi mehir yerine geçmez. Çünkü, helâl kılınan kadınları belirleyen ayetteki; "mallarınızla istemeniz." (en-Nisâ, 4/24) ifadesi buna engeldir. Kur'an öğretimi ve benzeri ameller taat niteliğinde olup, kişi bunları Allah'a yaklaşmak için yapar. Bu yüzden ilk üç Hanefî müçtehidine göre, bunun için iş akdi yapmak geçerli olmaz. Böyle bir durumda kadın emsal mehre hak kazanır. Çünkü bu, mal olarak karşılığı bulunmayan bir yararlanmadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonraki Hanefî fakihleri ise, Kur'ân-ı Kerîm öğretimi ve diğer dini hizmetlerin; şartların değişmesi ve geçim için insanların çok meşgul olması gibi sebeplerle olan ihtiyaç yüzünden, bir ücret karşılığında yapılabileceğine fetva verdiler. Delil; Hz. Peygamber'in bildiği Kur'ân-ı eşine öğretmesi karşılığında bir erkeği evlendirmesidir. İlk Hanefî müctehidleri, bu hadisi te'vil ederek, mehirsiz evlendirmenin Hz. Peygamber'e mahsus bir muamele olduğunu söylemişlerdir (eş-Şîrâzî, a.g.e., II, 59; eş-Şevkânî, Neylül-Evtâr, VI, 170; el-Askalânî, Bülûğu'l-Merâm, Terc. A. Davudoğlu, İstanbul 1967, III, 247 vd.; Bilmen, a.g.e., VI, 173-175).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehrin çeşitleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehir genel olarak mehr-i müsemma ve mehr-i misil olmak üzere ikiye ayrılır. Mehr-i müsemma da muaccel ve müeccel diye kendi içinde ikiye ayrılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Mehr-i müsemma:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, nikâh akdi sırasında veya daha sonra eşlerin karşılıklı rıza ile belirledikleri mehirdir: "Eğer siz, onları kendilerine temas etmeden önce boşar, fakat daha önce onlara bir mehir tayin etmiş bulunursanız, bu tayin ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır" (el-Bakara, 2/237). Mehr-i müsemma da peşin verilip verilmeme durumuna göre ikiye ayrılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Mehr-i muaccel:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşlerin miktarını belirledikleri mehir, nikâh akdi sırasında ödenebileceği gibi, sonraki bir tarihte de ödenebilir. İşte akit sırasında peşin olarak ödenen mehre "mehr-i muaccel (peşin mehir)" denir. Eşler, mehrin miktarını belirlemekle birlikte, ödeme şeklini tesbit etmemişlerse, peşin ödenecek miktar örfe göre belirlenir. Örf, tamamının peşin veya ileride ödenmesi yahut bir bölümünün, örneğin üçte birinin veya yarısının peşin, geri kalanının sonradan verilmesi şeklinde meydana gelmişse buna göre hareket edilir. Çünkü mehrin ödeme şekli üzerindeki örf, aksi kararlaştırılmadıkça eşler arasında şart koşulmuş gibidir. Hadiste; "Müslümanların güzel gördüğü şeyler Allah nezdinde de güzeldir" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 379) buyurulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı fakihler, zifaftan önce kadına mehrin bir kısmını vermeyi müstehap görürler. Bu konuda, Hz. Ali'nin, Fâtıma (r.anhâ) ile evlenirken zifaftan önce mehir olarak zırhını vermesi uygulamasına dayanırlar. Bu evlilik Medine'de, Hicret'in ikinci yılında vuku bulmuş ve mehrin ödenmesi konusunda Medîne örfüne uyulmuştur (M. Muhyiddîn Abdülhamîd, el-Ahvâluş-Şahsiyye, s. 140, 141).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Mısır'da geçerli olan örfe göre, genel olarak, mehrin üçte ikisi peşin alınır. Fas'ta ise mehrin yarısı peşin ödenir (Halil Cin, İslâm ve Osmanlı Hukukunda Evlenme, Ankara 1974, s. 218).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Mehr-i müeccel:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehrin tamamını peşin olarak değil de, evlenmenin sona ermesi, beş yıl, on yıl sonunda veya kocanın ölümü halinde ödenmesi kararlaştırılabilir. İşte bu şekilde, ödenmesi belirli bir vadeye bağlanmış olan mehir "mehr-i müeccel (vadeli mehir)" adını alır. Bu durumda kadın, belirlenen vade gelmeden önce mehri isteyemez. Miktarı belirlendiği halde, ödeme şekli belirlenmemiş olan ve bu konuda örf de bulunmayan durumlarda, mehir; boşanma veya eşlerden birisinin ölümü halinde peşine dönüşür. Boşamanın kesin (bâin) veya cayılabilir (ric'î) olması arasında bir fark yoktur. Ancak, ric'î boşama halinde mehir, iddetin sonunda peşin mehre dönüşür (Mehmed Zihni, Nimet-i İslâm, İstanbul 1976, s. 641 vd.).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Mehr-i misil:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadının emsaline göre takdir edilen mehir. Kadın, şu durumlarda mehr-i misle hak kazanır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Nikâh akdinde mehrin zikredilmemiş olması halinde mehr-i misil gerekir. Mehrin zikredilmemesi, akdin fesatını gerektirmez. Çünkü nikâh, evlenecek olan çiftlerin icab-kabûlüyle tamam olur. Mehir ise nikâhın rüknü değildir ve bundan dolayı nikâh akdinin inikat ve sıhhati, mehrin zikredilmesine bağlı değildir. Mehir zikredilmediği halde koca vefat ederse kansı mehr-i mislini terikeden alır, kan vefat ederse vârisleri kocadan mehri misli alırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Mehrin, tayin edilmiş olmakla birlikte mehir hakkında bilgisizliğin fazla olması (el-Cehâletü'l-fahişe) veya gayr-ı mütekavvim bir mal olarak tayin edilmesi halinde mehrî misil gerekir. Mehrin ev, araba, hayvan, elbise vb. şekilde mutlak olarak zikredilmesi halinde fâhiş cehaletten sözedilir ve bu durumda mehr-i misil gerekir. Çünkü bu cins isimler farklı vasıflarda ve değerlerde olabileceğinden anlaşmazlık ve çekişmeye götürür. Meselâ, mutlak olarak ev denildiğinde evin müstakil, büyük veya küçük olması, manzarası vb. gibi problemleri beraberinde getirebilir. Bunun yanında şeriatın domuz, içki gibi mütekavvim mal kabul etmediği şeylerin mehir olarak tayini halinde bunlar geçersizdir ve mehr-i misil tahakkuk eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Taraflar arasında mehr-i ortadan kaldırma konusunda bir anlaşma varsa yine mehr-i misil gerekir. Mehir şâriin nikâh akdinde uyulmasını emrettiği hükümdür. Bundan dolayı tarafların mehri kaldırma yetkisi yoktur. Eğer akde bitişik bir şartla onu kaldırmaya teşebbüs ederlerse bu şart fâsiddir. Bu durumda akit sahih ve şart geçersiz olur. Bunun en önemli misâlini şigar evliliği oluşturmaktadır. Şigar evliliği iki kadının mehir zikredilmeksizin birbirine karşılık olmak üzere iki erkekle evlendirilmesidir. Burada nikâh akdi geçerli fakat şart geçersizdir ve mehir zikredilmediğinden mehr-i misil gerekir. Şigar evliliği Ahmed b. Hanbel, İmam Mâlik ve İmam Şafiî'ye göre fâsiddir (Kâsânî, Bedâyîus-Sanayi, Kahire 1327-28/1910, II, 282-283; Molla Hüsrev, Dürerü'l-Hukkâm Şerhu Gureril-Ahkâm, İstanbul 1979, I, 342; el-Fetâva'l-Hindiyye, Bulak 1315, I, 309-311; M. Ebû Zehre, el-Ahvâluş-şahsiyye, Kahire 1368/1948, s. 182-183; Bilmen, Istılâhât-ı Fıkhiyye Kamusu, İstanbul 1985, II, 6, 119-120, 140-142).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) Mehrin zikredilip zikredilmediği konusunda karı-koca arasında ihtilâf ortaya çıkarsa Mehr-i misil gerekir. Ancak hangisi delil getirirse kabul olunur. Delil getiremezlerse mehir zikredilmedi (münkir) diyenden yemin istenir. Yeminden kaçınırsa (nükul), mehrin zikredildiğini söyleyenin davası sabit olur. Yemin ederse mehr-i misil gerekir (Molla Hüsrev, a.g.e., I, 347).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehr-i Mislin takdiri: Mehr-i misli tayin için evlenecek olan kadının babası kabîlesinden; yaş, güzellik, mal, şehir, takvâ, akıl, dine bağlılık, bekâret, iffet, ilim, edeb, güzel ahlâk, çocuk sahibi olma gibi çeşitli vasıflarda benzeri olan kadınların mehirleri dikkate alınır. Bu benzerlik iki tarafın yani mehri tayin olunacak kadın ile denk ve benzeri kadınların akit sırasında sahip oldukları vasıflar itibariyle araştırılır. Bu vasıfların akitten sonra artması veya eksilmesi emsalliğin meydana gelmesine zarar vermez. Eğer babası tarafında benzeri bulunmazsa babasının kabîlesine denk olan kabîleden emsali kadınların mehri takdir edilir. Kadının bu durumlarda benzeri bulunmadığı takdirde Mehr-i misil iki adil erkek veya bir erkek iki kadının şahadetiyle sabit olur. Eğer adil şahid bulunamazsa söz yeminle beraber kocaya aittir. Koca mehr-i misli tayinden kaçınırsa mehrin miktarını tayin için hâkime başvurabilir. Bu hükümler, ihtilâf ortaya çıkması halindedir. Eğer mihir konusunda ittifak hasıl olursa kabul olunur (el-Kâsânî, a.g.e.,II, 287; M. Ebû Zehra, a.g.e., s. 183-184; Bilmen, a.g.e., II, 119).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehrin Sahibi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehir, evlenecek olan kadının hakkıdır. Babası veya dedesi mehri kadın adına alabilir, fakat ona sahip olamaz. Ancak kadın razı olmazsa, velisine yapılacak mehir ödemesi geçerli değildir. Kadın; küçük, akıl hastası veya bunamış olursa, bu takdirde mehir malî velâyeti haiz olan veliye verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmed b. Hanbel, baba için, mehir yanında bir meblağ alma hakkını tanımış ve delil olarak da, Hz. Şuayb'ın kızıyla evlenmek için Hz. Musa'nın sekiz yıl çobanlık yapmasını delil göstermiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Şuayb (a.s), Musa ya dedi ki; bu iki kızımdan birini - sen bana sekiz yıl işçilik yapman şartıyla- sana nikâhlamak istiyorum. Eğer işçiliğini on yıla tamamlarsan o da kendinden" (el-Kasas, 28/27). Bu ayet-i kerîme, karşılığında ücret alınabilen yararlanmanın mehir olabileceğine delâlet eder. Diğer mezheplere göre, burada başlık parasından çok, babanın kızı adına almış olduğu mehir söz konusu olabilir. Nitekim, Hz. Musa'nın orada evlendirilmesi, mal-mülk sahibi olarak yeniden Mısır'a dönmesi bunu gösterir. Ebû Hanîfe ve diğer bazı fakîhlere göre, kızın babasının evlenecek erkekten mehir dışında bir şey alması caiz değildir. 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesinde şu hükümler yer alır: "Mehir, evlenen kadının hakkı olup, onunla çeyiz yapmağa zorlanamaz. Bir kızı evlendirmek veya teslim etmek için ana-baba veya diğer hısımlarının, kocadan akçe veya benzeri şeyleri almaları memnûdur" (Hukuk-ı Aile Kararnamesi, madde, 89, 90).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadının, mehrin tamamına hak kazandığı haller:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın; sahih halvet, zifaf veya ölüm halinde mehrin tamamına hak kazanır;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Sahih halvet:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahih bir akitle evli bulunan eşlerin, kimsenin göremeyeceği ve istekleri dışında kimsenin giremeyeceği kapalı veya kapalı sayılan bir yerde yalnız kalmalarıdır. Halvete engel olan durumların da bulunmaması gerekir. Eşlerin yanında üçüncü bir kişinin bulunması, karı-kocada cinsel birleşmeye engel halin olması, küçüklük, ay hali, hastalık, farz oruçlu olmak, farz veya nafile hac için ihramda bulunmak gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahih halvet iki durumda zifaf olmuş gibi sonuç doğurur. Bu halvetten sonra kadın boşanırsa kadın tam mehre hak kazanır. Çünkü kadın evlenme ümidiyle nikâhlı olarak kapalı bir yerde bulunduğu için daha sonra boşanma olursa, yeniden evlenmede nikâhtan önceki şartlarla eş bulamayabilir. Halvetten sonra boşanan kadın iddet bekler. Dolayısıyla da iddet nafakası, halvetten sonra en az altı ay sonra doğacak çocuğun nesebinin sabit olması gibi haklardan yararlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Zifaf: Burada evliliğin mûteber olma şartı da aranmaz. Zifaf ve sahih halvette mehrin tamamının gerekliğinin delili şu ayettir: "O kadınlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız bile, içinden bir şey almayın" (en-Nisâ, 4/20).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zifaf sahih evlilikte olmuşsa kadın mehrin tamamına hak kazanır. Tesbit edilen mehir yoksa mehr-i misil alır. Zifaf fasit evlilikte olmuşsa, kadın mehr-i misil ile mehr-i müsemmadan hangisi daha az ise ona hak kazanır. Daha önceden mehir tesbit edilmemişse, mehr-i misil alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fasit nikâhta halvet, zifaf hükmünde değildir (el-Kâsânî, a.g.e., II, 335; "Halvet" maddesi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Eşlerden birinin ölümü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın vefat ederse, mirasçıları, mehri mirastaki paylarına göre bölüşürler. Kocası da dörtte bir veya ikide bir mirasçı olacağı için mehri o ölçüde eksik verir. Koca vefat ederse, kadın, terikeden mehir miktarını ayrıca alır (İbn Rüşd, a.g.e., II, 20).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehrin yarısının ödeneceği haller:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahih evlilik, zifaf veya sahih halvetten önce kocanın fiiliyle sona ermişse, kadın mehr-i müsemmanın yarısını alabilir. Mehrin tamamı peşin olarak tidenmişse, kadın bunun yarısını kocasına iade etmek zorunda bulunur. Delil şu ayettir: "Eğer siz onları kendilerine temas etmeden önce boşar, fakat daha önce mehir tesbit etmiş olursanız, o halde tayin ettiğiniz o mehrin yarısı onlarındır" (el-Bakara, 2/237).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayet hükmüne göre, kadının yarı mehir almasının şartları şunlardır: a) Mehir daha önceden tesbit edilmiş olacak. b) Koca, karısını zifaftan önce boşamış olacak. c) Kadın mehir hakkından vazgeçmemiş bulunacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada evlilik boşama ile sona erebileceği gibi fesih, ile Lian, kocanın iktidarsızlığı, İslâm dinini terketmesi, karısı müslüman olduğu halde kendisinin İslâm'a girmekten kaçınması, karının usul ve fürûuna hürmet-i müsaharayı gerektiren bir fiil işlemesi halleriyle de sona erebilir. Bütün bu durumlarda evliliğin sona ermesi kocanın fiili ile olmuş bulunur ve kadın yarı mehre hak kazanır. Yeter ki bu ayrılık cinsel birleşmeden önce vuku bulsun. Bu çeşit ayrılıkta kadına iddet gerekmez (el-Kâsânî, a.g.e., II, 296 vd.; İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-Kadîr, II, 438-439).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki durumlarda evlilik yine zifaftan önce ve kocanın fiiliyle olur, fakat verilecek mehir miktarı belirlenmemiş olursa kadına muta denen bir teselli hediyesi vermek gerekir. (bk. el-Bakara, 2/236). Muta; kocanın; mal, elbise veya yiyecek olarak boşanmış hanımına verdiği şeylere denir. Ayette mutanın miktarı belirlenmemiş ve bu husus içtihada bırakılmıştır. Ebû Hanîfe'ye göre, mutanın en azı bir elbise, baş örtüsü ve bir yorgan olup, mehr-i mislin yarısından çok olamaz (es-Serahsî, el-Mebsût, V, 82, 83; es-Sabûnî, a.g.e., I, 379-380; M. Zihni, a.g.e., s. 441 vd.).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadına mehir vermenin gerekmediği durumlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki durumda kadına mehir vermek gerekmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Evlenme akdi fasit olur (bk. "Nikâh" mad.) ve koca karısını zifaftan önce boşarsa, erkeğin mehir veya mut'a vermesi gerekmez. Bura evliliğin karşılıklı rıza ile veya hâkimin hükmü sona ermesi sonucu değiştirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Evlilik akdi sahih olur, fakat, gerçek veya hükmî (sahih halvet sûretiyle) zifaftan önce kadının fiiliyle ayrılık vuku bulursa, kadın yine birşey alamaz. Kadının küçük evlendirilmesi halinde bulûğ muhayyerliği hakkını kullanması, irtidat etmesi veya kocası İslâm'a giren ve ehl-i kitap olmayan kadının, müslüman olmaktan kaçınması hallerinde evlilik akdi kadın tarafından veya kadın sebebiyle sona ermiş sayılır. Kadının, kocasının usul veya fürûundan birisiyle hurmet-i müsaharayı gerektiren bir fiil işlemesi, meselâ zina etmesi veya bunlardan birisiyle sevişmesi halinde de evlilik kadın tarafından sona erdirilmiş sayılır (el-Kâsânî, a.g.e., II, 336, 337).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak mehir evlilik hayatı süresince kadın için bir yedek akçe niteliğindedir. Kadının aniden kocasını kaybetmesi veya boşanmaları hâlinde, kocasının evinde kalması zorlaşabileceği için, kendisine yeni bir hayat programı hazırlayıncaya kadar mehir ona bir destek olur. En az mehir miktarının iki tane kurbanlık koyun parası kadar olduğu, üst sınırının ise dört yüz dirhemin de üstünde olabileceği, Hz. Peygamber devrinde, yaklaşık beş dirheme bir kurbanlık koyun alındığı dikkate alınırsa, böyle bir gerçek mehrin, önemli bir yedek akçe teşkil edeceği açıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamdi DÖNDÜREN Saffet KÖSE&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-1761734713175615552?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/1761734713175615552/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=1761734713175615552' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/1761734713175615552'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/1761734713175615552'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/mehir.html' title='MEHİR'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-2584425843002201849</id><published>2008-09-15T07:12:00.001+03:00</published><updated>2008-09-15T07:13:28.436+03:00</updated><title type='text'>Sanık avukatına göre Güldünya aile şerefini lekelemiş</title><content type='html'>Sanık avukatına göre Güldünya aile şerefini lekelemiş   &lt;br /&gt;Perşembe, 09 Kasım 2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güldünya Tören’i öldüren erkek kardeşlerinin avukatı, Yargıtay’daki temyiz duruşmasında akıl almaz ifadeler kullandı: “Türkiye'deki yasalara göre namus mevhumu mukaddes bir şeydir... Cinsellik Türkiye şartlarında boşanma sebebi bile sayılmakta. 'Ben istediğim gibi cinsel hayatımı yaşarım' demek doğru değil. Bu aileyi de toplumu da ilgilendirir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evlilik dışı ilişkiden hamile kalarak bir çocuk dünyaya getirdiği” gerekçesiyle Güldünya Tören'in önce silahla yaralanması, ardından da tedavi gördüğü hastanede öldürülmesine ilişkin davada yargılanan iki kardeşinin temyiz duruşması Yargıtay’da yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yargıtay 1. Ceza Dairesindeki duruşmada söz alan sanık Ferit ve İrfan Tören'in avukatı Ünal Yavuz, Güldünya Tören'in öz amcasının kızının eşiyle ilişkiye girdiğini, bu kişiyle iki yıl ilişki yaşadığını, hamileliğinin yedinci ayı gelince bu durumu saklayamadığını savundu. Bunun üzerine, Güldünya Tören'in İstanbul'daki amcasının yanına gönderildiğini anlatan Yavuz, “Aile, insanların yüzüne bakamaz duruma geldiği için mağdureyi İstanbul'a bırakıyorlar” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız kardeşini öldüren İrfan Tören'in silahla yaralama ve hastanede öldürme olayları sırasında olay yerinde olduğuna dair kesin bir delil bulunmadığını öne süren Yavuz, Güldünya Tören'i kardeşi Ferit Tören'in yaraladığını iddia etti. Yavuz, Ferit Tören'in memleketinde dar bir çevrede yaşadığını, “Senin kardeşin namussuz” sözlerine maruz kaldığını ve tahriklere kapılarak, eylemi gerçekleştirdiğini ileri sürdü. Ailenin töreye direndiğini, kızlarını öldürmek istemediklerini iddia eden Yavuz, “Böyle olsaydı kızlarını amcasına bırakmazlardı” dedi. Sanıklar hakkında hüküm kurulurken “haksız tahrik” hükümlerinin uygulanması gerektiğini savunan Yavuz, yerel mahkemenin kararının bozulmasını istedi. Yavuz, “Güldünya'nın eylemi aile şerefini lekelemiş, namusunu iki paralık etmiştir” diye konuştu. Yavuz, Türk Medeni Kanunu'nda, “aile şerefinin lekelenmesi” durumunda mirastan mahrum bırakma hükmü bulunduğunu da ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanıkların diğer avukatı Mehmet Seyhan da Güldünya Tören'in yaralanması ve öldürülmesi sırasında İrfan Tören'in olay yerlerinde bulunmadığını öne sürdü. Seyhan, “Olayda haksız tahrik bulunduğunu” iddiasını tekrarlayarak, şu görüşleri savundu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Türkiye'deki yasalara göre namus mevhumu mukaddes bir şeydir. Mahkemelerdeki sanıklara, yasaları çıkaran milletvekillerine bile namuslarıyla ilgili yemin ettirilmektedir. Namus kavramı ne şekilde ele alınırsa alınsın, cinsellik Türkiye şartlarında başıboş bir olay değil, boşanma sebebi bile sayılmakta. Cinselliğin de bir sınırı vardır. Bir başkasının hürriyetinin başladığı yerde diğerininki biter. 'Ben istediğim gibi cinsel hayatımı yaşarım' demek doğru değil. Bu aileyi de toplumu da ilgilendirir. Toplum, fuhuş suçunu cezaya çarptırmaktadır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyhan, sanıkların olayla ilgili baskı altında tutulduklarını, namusun onlar için çok büyük bir kavram olduğunu belirterek, “Ferit, insanların yüzüne bakamaz duruma gelmiştir. Bu baskılar altında olayı işlemiştir. Kimsenin kararı söz konusu değil” diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yere mahkemenin “tamamen hayallere dayanarak” hüküm kurduğunu, varsayımlara gittiğini iddia eden Seyhan, yerel mahkemenin kararının bozulmasını talep etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duruşma karar verilmek üzere ertelendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıklardan İrfan Tören'i müebbet hapis, olay tarihinde 18 yaşından küçük olan Ferit Tören'i ise 11 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırmıştı. (SD)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-2584425843002201849?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/2584425843002201849/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=2584425843002201849' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/2584425843002201849'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/2584425843002201849'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/sank-avukatna-gre-gldnya-aile-erefini.html' title='Sanık avukatına göre Güldünya aile şerefini lekelemiş'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-1769408645885138712</id><published>2008-09-15T07:09:00.000+03:00</published><updated>2008-09-15T07:10:07.109+03:00</updated><title type='text'>DOĞU ANADOLU’DA KADIN VE AİLE</title><content type='html'>Page 1&lt;br /&gt;1&lt;br /&gt;Bu makale, Bilanço 98: 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler’de yayımlanmıştır:&lt;br /&gt;75 Yılda Kadınlar ve Erkekler, (İstanbul: Tarih Vakfı Yayınları, 1998), 173-192.&lt;br /&gt;DOĞU ANADOLU’DA KADIN VE AİLE&lt;br /&gt;Pınar İlkkaracan&lt;br /&gt;Giriş&lt;br /&gt;Osmanlı İmparatorluğu’nda 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ateşli tartışmalara&lt;br /&gt;konu olan kadının ailedeki konumu, Cumhuriyet’in kuruluşu ve 1926’da kabul edilen&lt;br /&gt;Medeni Kanun’la kağıt üzerinde radikal bir dönüşüme uğradı. Osmanlı&lt;br /&gt;İmparatorluğu’nda varolan paralel hukuk sistemlerine son veren, aile yasasını&lt;br /&gt;laikleştiren, tek eşlilik ilkesini getiren ve birçok alanda kadınlara erkeklerle eşit&lt;br /&gt;haklar sunan Medeni Kanun, ‘modern’ aileyi hedefliyordu. Cumhuriyet aydınlarının&lt;br /&gt;ana varsayımlarından biri, Medeni Kanun da dahil olmak üzere gerçekleştirilen&lt;br /&gt;reformlarla hedeflenen değişimlerin sanayileşme, modernleşme ve eğitimin&lt;br /&gt;yaygınlaştırılmasıyla yurdun her yerine yayılacağı idi. Dolayısıyla, Cumhuriyet’in&lt;br /&gt;kuruluşu sırasında varolan ve bölgesel koşullara, dinsel yorumlara, etnik yapılara göre&lt;br /&gt;değişiklik gösteren aileye ilişkin yasalar ve uygulamaların modernleşmeyle&lt;br /&gt;kendiliğinden ortadan kalkacağı varsayıldı. Bunun ötesinde, Cumhuriyet’in “lineer”&lt;br /&gt;bir model içeren modernleşme varsayımının bir sonucu olarak, modernleşmenin ve&lt;br /&gt;sanayileşmenin bölgeden bölgeye farklılıklar gösteren etkileri, erkek egemenliğinin&lt;br /&gt;değişen koşullarda yeniden yapılanış biçimleri, kadınların modern/laik sistem içinde&lt;br /&gt;tam olarak neleri kazandıkları ve neleri kaybettikleri uzun yıllar inceleme konusu&lt;br /&gt;olmadı.&lt;br /&gt;Oysa, merkezi devlet otoritelerince tek geçerli yasa olarak kabul edilen Medeni&lt;br /&gt;Kanun’a rağmen, bu kanunla çelişen birçok geleneksel ve dini yasa, Cumhuriyet&lt;br /&gt;Türkiye’sinde bölgeye, ekonomik koşullara, dine ve mezhebe, etnik kimliklere göre&lt;br /&gt;farklılıklar göstererek var olmaya devam ettiği gibi, daha da karmaşık ve birbirinin&lt;br /&gt;içine geçen bir yapı kazandı. Özellikle özel alanda, yani ailede geçerli olmaya devam&lt;br /&gt;eden bu yasalar, tamamiyle yerel toplulukların denetimine kaldılar.&lt;br /&gt;1990’lara varıldığında, aile kurumunun Türkiye’nin geçirdiği tüm değişikliklere&lt;br /&gt;rağmen, toplumun en geleneksel kurumu özelliğini taşımakta olduğu ve&lt;br /&gt;modernleşmenin etkilerinin yıllarca varsayıldığı gibi tek boyutlu olmadığı, sınıf, etnik&lt;br /&gt;kimlik, mezhep, üretim biçimleri, yerel koşullar ve bölgelerin özelliklerine göre&lt;br /&gt;değişen bir yapı oluşturduğu görülüyor. Bu bağlamda Doğu Anadolu, Yakın&lt;br /&gt;Erttürk’ün de belirttiği gibi, merkez kurumları karşısındaki tarihsel özerkliği,&lt;br /&gt;ekonomik, etnik ve sınıf yapısı gereği, modernleşmenin etkileri ve modernleşmeyle&lt;br /&gt;cinsiyet ilişkileri arasındaki ilişkinin en çarpıcı ve çelişkili örneklerinden birini&lt;br /&gt;oluşturuyor.&lt;br /&gt;1&lt;br /&gt;1&lt;br /&gt;Yakın Ertürk, “Doğu Anadolu’da Modernleşme ve Kırsal Kadın”. 1980’ler Türkiyesi’nde Kadın&lt;br /&gt;Bakış Açısından Kadınlar, der. Şirin Tekeli (İstanbul: İletişim, 1993).&lt;br /&gt;Page 2&lt;br /&gt;2&lt;br /&gt;Bu yazının amacı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da kadınların yaşamını etkileyen en&lt;br /&gt;önemli kurumlardan biri olan aileye ilişkin resmi, geleneksel ve dini yasaları ve&lt;br /&gt;uygulamaları 1996-1997’de Ümraniye, Doğu ve Güneydoğu’da gerçekleştirdiğimiz&lt;br /&gt;bir alan araştırmasının verilerine dayanarak incelemek ve bölgedeki cinsiyet&lt;br /&gt;ilişkilerinde bu yasaların ve uygulamaların oynadığı role ışık tutmaktır.&lt;br /&gt;2&lt;br /&gt;Alan&lt;br /&gt;uygulaması çerçevesinde bölgedeki 19 yerleşim biriminde 599 kadınla yüzyüze&lt;br /&gt;görüşülmüştür. Araştırmanın örnekleme yöntemi çok aşamalı, tabakalı, küme&lt;br /&gt;örneklemesidir. Örneklem, bölgeyi temsil edecek nitelikte ve bölge altında Doğu&lt;br /&gt;Anadolu ve Güneydoğu Anadolu, kır ve kent tahmini verecek şekilde tasarlanmıştır.&lt;br /&gt;3&lt;br /&gt;Araştırmanın gözlem birimi 15 ve daha yukarı yaştaki kadınlardır.&lt;br /&gt;Aşağıda sunulan sonuçlar, örneklemin dörtte üçünü oluşturan evli kadından elde&lt;br /&gt;edilen verilere dayanmaktadır (n=446). Tekkarılı evliliklerde ve çokkarılı evliliklerde&lt;br /&gt;yaşayan kadınlar için iki ayrı mülakat cetveli kullanılmıştır. Bunlardan birincisi 423&lt;br /&gt;soru, ikincisi 420 soru içermektedir. Dul ya da boşanmış olup şu anda evli olmayan&lt;br /&gt;kadınlardan, evliliklerine ilişkin olan soruları geçmişteki son evliliklerini düşünerek&lt;br /&gt;yanıtlamaları istenmiştir.&lt;br /&gt;EVLİLİK&lt;br /&gt;Evli kadınlara ilişkin göstergeler&lt;br /&gt;Evli kadınların yarıya yakını (% 46.2) 15-35 yaş gurubunda, oldukça genç bir kitleden&lt;br /&gt;oluşmaktadır. Çekirdek ailede yaşayanlar örneklemin % 60.3’ünü oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;Geniş ailede yaşayanlar, evlerinde eşleri ve çocukları hariç ortalama 3.1 kişi&lt;br /&gt;yaşadığını belirtmişlerdir. Kadınların % 88.0’inin çocuğu vardır ve kadın başına&lt;br /&gt;ortalama çocuk sayısı 4.8’dir. Çoğu yalnız bir kez evlenmiş olup, % 2.8’i iki kez, %&lt;br /&gt;0.2’si ise üç kez evlenmiştir.&lt;br /&gt;Eğitim düzeyi düşüktür. Kadınların % 62.2’si hiç okula gitmemiş ya da ilkokulu&lt;br /&gt;terketmiş, % 27.9’u ilkokul mezunu, % 9.8’i ise ortaokul ya da da üstü eğitim&lt;br /&gt;almıştır. Evli kadınların % 56.0’sının anadili Kürtçe, % 30.4’ünün Türkçe, %&lt;br /&gt;6.7’sinin Zazaca, % 2.6’sının Azeri Türkçesi, % 4.0’ünün Arapça’dır. Anadili Türkçe&lt;br /&gt;olmayanların % 18.0’i Türkçe konuşamamaktadır. Kadınları mezhep dağılımına göre&lt;br /&gt;incelediğimizde, % 48.4’ünün Sünni-Hanefi, % 29.9’unun Şafi, % 11.5’inin Alevi, %&lt;br /&gt;2.8’inin ise Şii/Caferi olduğunu, % 7.4’ünün ise mezheplerini bilmediklerini&lt;br /&gt;görüyoruz.&lt;br /&gt;Evlilik Türü&lt;br /&gt;Resmi nikah ve tekkarılı evlilik, Türkiye’de Medeni Kanun’un getirdiği yeniliklerden&lt;br /&gt;üzerinde en durulanından biri olmuştur. Buna rağmen, Medeni Kanun’un kabulünden&lt;br /&gt;yetmiş yıl sonra, Doğu’da her beş kadından birinin yalnızca dini nikahı vardır ve her&lt;br /&gt;2&lt;br /&gt;Sözü geçen saha araştırması, WLUML (Women Living Under Muslim Laws) vakfının 26 ülkeyi&lt;br /&gt;kapsayan uluslararası ‘Kadın ve Hukuk’ araıtırmasının bir parçasıdır. Araştırmanın Türkiye’yi&lt;br /&gt;kapsayan kısmı, NOVIB’in (Netherlands Organization for International Development Cooperation)&lt;br /&gt;finansal desteğiyle yürütülmüştür.&lt;br /&gt;Türkiye’nin yedi bölgesinde yapılması planlanan saha araştırması kaynak yetersizliği ve maddi&lt;br /&gt;kısıtlamalar yüzünden şimdiye kadar yalnızca üç bölgede tamamlanabilmiştir: Marmara (Ümraniye),&lt;br /&gt;Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri.&lt;br /&gt;3&lt;br /&gt;Nüfusu 20,000 ve daha fazla olan yerleşim yerleri kent, nüfusu 20,000’den az olan yerleşim yerleri&lt;br /&gt;kır olarak tanımlanmıştır.&lt;br /&gt;Page 3&lt;br /&gt;3&lt;br /&gt;on evlilikten biri çokkarılıdır . Yalnızca dini nikahı olanların oranı, Türkiye ve Batı&lt;br /&gt;ortalamalarının (sırasıyla % 8.3 ve % 2.2) oldukça üstündedir&lt;br /&gt;4&lt;br /&gt;(Tablo 1).&lt;br /&gt;TABLO 1: EVLİLİK TÜRÜ (%)&lt;br /&gt;Resmi / dini nikah&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Yalnızca resmi nikah&lt;br /&gt;5.8&lt;br /&gt;Yalnızca dini nikah&lt;br /&gt;19.6&lt;br /&gt;Hem resmi hem dini nikah&lt;br /&gt;74.4&lt;br /&gt;Hiçbiri&lt;br /&gt;0.2&lt;br /&gt;Tekkarılı / çokkarılı evlilikler&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Tekkarılı evlilik&lt;br /&gt;89.4&lt;br /&gt;Çokkarılı evlilik&lt;br /&gt;10.6&lt;br /&gt;Yalnızca dini nikahı olanlar&lt;br /&gt;Resmi nikah olmamasının nedenleri&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Kocanın diğer bir eşle resmi nikahı var&lt;br /&gt;31.1&lt;br /&gt;Koca istemiyor&lt;br /&gt;29.7&lt;br /&gt;İhmalkarlık&lt;br /&gt;10.5&lt;br /&gt;Evlenme sırasında kadının yaşı Medeni Kanun’un&lt;br /&gt;izin verdiğinden küçüktü&lt;br /&gt;9.6&lt;br /&gt;Bilmiyor&lt;br /&gt;4.5&lt;br /&gt;Diğer&lt;br /&gt;14.6&lt;br /&gt;Başka bir deyişle, Doğu’da yaşayan kadınların beşte biri Medeni Kanun’un boşanma,&lt;br /&gt;nafaka, eşten miras ve velayet gibi aileye ilişkin konularda tanıdığı hakların&lt;br /&gt;hiçbirinden yararlanamamaktadır. Resmi nikahı olmayan kadınların % 92.9’u&lt;br /&gt;istemelerine rağmen resmi nikahları olmadığını belirtmişlerdir. Kadınlar bunun&lt;br /&gt;nedenlerini, kocanın başka bir eşle resmi nikahı olması (% 31.1), kocanın resmi nikah&lt;br /&gt;istememesi (% 29.7), ihmalkarlık (% 10.5), evlenme sırasında yaşlarının Medeni&lt;br /&gt;Kanun’un evlilik için şart koştuğu yaş sınırının altında olması (% 9.6) olarak&lt;br /&gt;sıralıyorlar. Gösterilen diğer nedenler arasında (yüzde 14,6), henüz çocuk&lt;br /&gt;doğurmamış olan kadınlar için “eşlerinin ancak çocuk doğurduktan sonra resmi nikah&lt;br /&gt;yapacağı” ağırlık kazanmaktadır. Kadınların yüzde 4,5’I ise soruyu “Bilmiyorum,”&lt;br /&gt;diye yanıtlamıştır.&lt;br /&gt;Evlilik yaşı&lt;br /&gt;Türk Medeni Kanunu’nun 88. maddesine göre “Erkek on yedi, kadın on beş yaşını&lt;br /&gt;doldurmadıkça evlenemez.” Oysa, evlenme dışındaki bütün hukuki işlemler için&lt;br /&gt;asgari yaş 18’dir. Yasanın fevkalade diye tanımladığı durumlarda, yargıç on dört&lt;br /&gt;yaşını bitirmiş olan bir kadının evlenmesine izin verebilir.&lt;br /&gt;5&lt;br /&gt;Buna rağmen, kadınların&lt;br /&gt;% 16.3’ü dini nikahla onbeş yaşını doldurmadan evlendirilmiştir (Tablo 2).&lt;br /&gt;4&lt;br /&gt;DİE, Main Women Indicators Turkey, 1978-1993. (Ankara: Devlet İstatistik Enstitütüsü, 1994).&lt;br /&gt;5&lt;br /&gt;Kızın gebe olması bu nedenlerden yalnızca birisidir. Ancak, kişi evlenmek için yeterli ruhsal ve&lt;br /&gt;bedensel olgunluğa sahip değilse, gebelik başlı başına bir evlilik nedeni ve gerekçesi olamaz. Bkz.&lt;br /&gt;Arın, C, , “Aile İçi Yaşama İlişkin Hukuk Maddeleri”, İlkkaracan, P., Gülçür, L., Arın C., , Sıcak Yuva&lt;br /&gt;Masalı: Aile İçi Şiddet ve Cinsel Taciz içinde (İstanbul: Metis, 1996).&lt;br /&gt;Page 4&lt;br /&gt;4&lt;br /&gt;TABLO 2: EVLİLİK YAŞI (%)&lt;br /&gt;Nikah türü&lt;br /&gt;Yaş gurupları&lt;br /&gt;Resmi nikah&lt;br /&gt;Dini nikah&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;15’ten küçük&lt;br /&gt;2.6&lt;br /&gt;16.3&lt;br /&gt;15-25&lt;br /&gt;86.8&lt;br /&gt;79.9&lt;br /&gt;26-35&lt;br /&gt;9.4&lt;br /&gt;3.6&lt;br /&gt;35-40&lt;br /&gt;1.2&lt;br /&gt;0.2&lt;br /&gt;Metin tablo olarak yapılmış.&lt;br /&gt;Evlilikte yaş ortalama ve ortancaları&lt;br /&gt;Yaş&lt;br /&gt;İlk resmi nikahtaki yaş ortalaması&lt;br /&gt;20.4&lt;br /&gt;İlk dini nikahtaki yaş ortalaması&lt;br /&gt;17.9&lt;br /&gt;İlk resmi nikahtaki yaş ortancası&lt;br /&gt;19.0&lt;br /&gt;İlk dini nikahtaki yaş ortancası&lt;br /&gt;17.0&lt;br /&gt;Aynı tabloda görüldüğü gibi, dini evlilik sırasındaki yaş ortalama ve ortancaları,&lt;br /&gt;resmi evlilik sırasındakindan daha düşüktür; diğer bir deyişle dini nikah çoğu zaman&lt;br /&gt;resmi nikahtan önce yapılmaktadır. Bölgede küçük yaşta evlilikler yaygın&lt;br /&gt;olduğundan, Medeni Kanun’a rağmen, kızların on beş yaş altında evlendirebilmeleri&lt;br /&gt;için dini nikaha başvurulmaktadır. Oysa yasalara göre, dini nikah ancak resmi&lt;br /&gt;nikahtan sonra yapılabilir.&lt;br /&gt;6&lt;br /&gt;Aksi takdirde, çift Ceza Kanunu’nca suçlu duruma düşer.&lt;br /&gt;Ceza Kanunu’na göre, resmi nikahın kıyıldığını gösteren resmi belgeleri görmeden&lt;br /&gt;dini nikah kıyanlar da, kıydıranlar da cezalandırılır.&lt;br /&gt;7&lt;br /&gt;Araştırma bulgularından,&lt;br /&gt;kadınların ezici bir çoğunluğunun bu yasalardan haberi olmadığı anlaşılmıştır.&lt;br /&gt;Dini nikah&lt;br /&gt;Kadının eğitimi ve ait olduğu mezhep, kadının resmi nikahı olup olmamasında en&lt;br /&gt;etkili faktörler olarak belirmektedir. Lise ve üstü öğrenimli kadınlarda, yalnızca dini&lt;br /&gt;nikahla evli olanlar yok denecek kadar azdır. Şii/Caferi mezhebinden olanların ise&lt;br /&gt;tümünün hem resmi, hem dini nikahı vardır. Alevi kadınlarda yalnızca dini nikahı&lt;br /&gt;olanların oranı % 3.3 iken, Hanefi ve Şafilerde bu oranlar sırasıyla % 19.1 ve %&lt;br /&gt;26.3’e çıkmaktadır.&lt;br /&gt;Tüm evli kadınların beşte birinin yalnızca dini nikahı olduğunu ve resmi nikahı&lt;br /&gt;olanların çoğunluğunun yaşamında da aileye ilişkin dini yasaların önemli bir yer&lt;br /&gt;tutma olasılığını göz önüne alırsak, dini nikaha ilişkin yasa ve uygulamaları&lt;br /&gt;incelemenin önemi açıkça ortaya çıkıyor. Nitekim araştırmaya katılan kadınların %&lt;br /&gt;70.7 gibi büyük bir oranı, “Sizce aile yaşamı dini kurallara göre olmalı mıdır?”&lt;br /&gt;şeklindeki bir soruyu “evet” diyerek yanıtlamışlardır. Eğitim düzeyi yükseldikçe&lt;br /&gt;soruya “evet” yanıtı verenlerin oranının düşmesine rağmen, en az ortaokul eğitimi&lt;br /&gt;almış kadınların % 45.0’i de aile yaşamının dini kurallara göre düzenlenmesi&lt;br /&gt;gerektiği fikrindedirler. Hanefi ve Caferilerde bu oran daha da yükselmekte,&lt;br /&gt;Alevilerde ise % 27.0’ye düşmektedir.&lt;br /&gt;Dini nikah törenine şahsen katılmamış olan kadınların oranı yarıya yakındır (% 41.1).&lt;br /&gt;Dini nikah töreni, çoğunlukla imam tarafından yürütülmüştür ( % 81.6) ve kadınların&lt;br /&gt;6&lt;br /&gt;TMK, madde 110.&lt;br /&gt;7&lt;br /&gt;TCK, madde 237/3-4.&lt;br /&gt;Page 5&lt;br /&gt;5&lt;br /&gt;% 9.4’ü dini nikah töreninin kim tarafından yürütüldüğünü bilmediklerini&lt;br /&gt;belirtmişlerdir. İmam dışında dini nikah törenini yürüten diğer kişiler (yüzde 2,5)&lt;br /&gt;arasında müftüler, Alevi şeyhleri ve köy büyükleri bulunmaktadır. Kadınların yüzde&lt;br /&gt;0,2’si töreni kimsenin yönetmediğini belirtmiş, yüzde 6,9’u soruyu yanıtsız&lt;br /&gt;bırakmıştır (Tablo 3).&lt;br /&gt;Araştırmaya katılan kadınların üçte biri, dini nikah törenindeki şahitlerin kim&lt;br /&gt;olduğunu bilmediklerini belirtmişlerdir. Kadınların yaklaşık % 41’i ise şahitlerin&lt;br /&gt;kendi akrabaları ya da damat adayının akrabaları olduğunu söylemişlerdir. Bölgede&lt;br /&gt;dini nikah şahitlerinin çoğunluğunu erkeklerin oluşturmasına rağmen, kadınların&lt;br /&gt;şahitlik yaptığı durumlar da vardır. Kadınların şahitlik yaptığı durumlarda şahitler, bir&lt;br /&gt;kadın ve bir erkek, yalnızca iki kadın, iki erkek ve bir kadın, ya da bir erkek ve birkaç&lt;br /&gt;kadın olabiliyor. Yani, yalnızca kadınların şahitliğinin geçerli olduğu ya da en az iki&lt;br /&gt;kadın şahit aranmadığı durumlar vardır. Bu durum, diğer birçok Müslüman toplumda&lt;br /&gt;olduğundan farklı ve kadınların lehine bir resim sergilemektedir. Örneğin Sudan’da&lt;br /&gt;geleneksel olarak, kadınların evlilik şahidi olmaları hiç olası değildir.&lt;br /&gt;8&lt;br /&gt;Pakistan’da ise&lt;br /&gt;geleneksel olarak kabul edilen yoruma göre, kadınlar ancak en azından bir erkek&lt;br /&gt;şahidin olduğu durumda şahitlik yapabilirler ve bu durumda dahi tel kadının şahitliği&lt;br /&gt;geçerli sayılmaz. Bu görüşe göre, örneğin dört kadın şahidin huzurunda gerçekleşmiş&lt;br /&gt;bir evlilik gerçerli değildir.&lt;br /&gt;9&lt;br /&gt;TABLO 3: DİNİ NİKAHA İLİŞKİN GÖSTERGELER (%)&lt;br /&gt;Töreni yürüten kişi&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;İmam&lt;br /&gt;81.6&lt;br /&gt;Diğer&lt;br /&gt;2.5&lt;br /&gt;Hiç kimse&lt;br /&gt;0.2&lt;br /&gt;Bilmiyor&lt;br /&gt;8.8&lt;br /&gt;Yanıt yok&lt;br /&gt;6.9&lt;br /&gt;Dini nikah sözleşmesi&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Yapıldı&lt;br /&gt;21.2&lt;br /&gt;Yapılmadı&lt;br /&gt;57.1&lt;br /&gt;Bilmiyor&lt;br /&gt;20.2&lt;br /&gt;Yanıt yok&lt;br /&gt;1.5&lt;br /&gt;Dini&lt;br /&gt;nikah&lt;br /&gt;sözleşmesi&lt;br /&gt;olanlar&lt;br /&gt;Sözleşmenin türü&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Sözlü&lt;br /&gt;83.6&lt;br /&gt;Yazılı&lt;br /&gt;9.3&lt;br /&gt;Bilmiyor&lt;br /&gt;2.7&lt;br /&gt;Yanıt yok&lt;br /&gt;4.4&lt;br /&gt;Sözleşmenin şartları&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;8&lt;br /&gt;Oysa Sudan’da 1991’de yürürlüğe giren kanuna göre, evlilik sözleşmesinin şahitleri ya iki erkek, ya&lt;br /&gt;da bir erkek ve iki kadın olabilir. Bkz. GROW, Women and Law Sudan Project, Vol.1, (GROW,&lt;br /&gt;1997).&lt;br /&gt;9&lt;br /&gt;Cassandra Balchin (der.), A Handbook on Family Law in Pakistan, (Lahore: Shirkat Gah, 1994).&lt;br /&gt;Page 6&lt;br /&gt;6&lt;br /&gt;Erkeğin ailesi altın aldı&lt;br /&gt;44.4&lt;br /&gt;Altın alınacağı vaadedildi,&lt;br /&gt;fakat alınmadı&lt;br /&gt;28.5&lt;br /&gt;Mihir&lt;br /&gt;6.7&lt;br /&gt;Diğer&lt;br /&gt;13.9&lt;br /&gt;Bilmiyor&lt;br /&gt;6.6&lt;br /&gt;Dini nikah kıyılması durumunda, nikah sözleşmesi önemli bir sorundur. İslam dinine&lt;br /&gt;göre, dini nikah sözleşmesi Müslüman evliliklerin vazgeçilmez bir parçasıdır ve hatta&lt;br /&gt;dini nikah sözleşmesi olmadan evliliklerin geçersiz olacağına inanılır.&lt;br /&gt;10&lt;br /&gt;Oysa&lt;br /&gt;araştırmamıza katılan kadınların yarısından fazlası (% 57.1) dini nikah sırasında&lt;br /&gt;herhangi bir sözleşmenin yapılmadığını, beşte biri ise bir sözleşmenin yapılıp&lt;br /&gt;yapılmadığını bilmediklerini söylemişlerdir. Sadece % 21.2 oranında kadın yazılı ya&lt;br /&gt;da sözlü bir sözleşmenin yapıldığını belirtmiştir.Soruyu yanıtsız bırakanların oranı %&lt;br /&gt;1.5’tir.&lt;br /&gt;Sözleşmelerin büyük çoğunluğu (%83,6) sözlü, sadece % 9.3’ü yazılı olarak&lt;br /&gt;yapılmıştır. Sözleşmenin türünü bilmeyenlerin oranı % 2.7, yanıt vermeyenlerin oranı&lt;br /&gt;ise % 4.4’tür. Tablo 3’te nikah sözleşmesinin yapıldığı durumlarda çoğunlukla&lt;br /&gt;sözleşmenin tek şartının erkek tarafının kadının kendisine ya da babasına vaat ettiği&lt;br /&gt;belirli bir altın miktarı olduğunu görülüyor. Kadınların % 44.4’ü vaat edilen altının&lt;br /&gt;alındığını, % 28.5’i ise vaat edildiği halde alınmadığını belirtmişlerdir. Vaat edilen&lt;br /&gt;altın miktarı, 1 - 10 altın, 15 gr. - 100 gr. altın, ya da çeşitli altın mücevher olabiliyor.&lt;br /&gt;Altın, hiçbir zaman geri alınmayacağı sözüyle, kadının ya kendisine ya da babasına&lt;br /&gt;veriliyor. Bir kadın, kendisine üç altın verildiğini ve imamın kendisine söylediğine&lt;br /&gt;göre, kocası bu altınları ondan geri aldığı takdirde otomatikman boşanmış&lt;br /&gt;sayılacağını belirtmiştir.&lt;br /&gt;Dini nikah sözleşmesi olan kadınların % 6.7’si, dini nikahta yapılan sözleşmeyi&lt;br /&gt;İslam’da olduğu gibi mihir olarak adlandırmışlardır. Bu kadınların hepsinin resmi&lt;br /&gt;nikahı da vardır. Mihir (mehr ya da mahr olarak da geçer), İslam’da kadının evlenme&lt;br /&gt;sırasında kocasından almaya hak kazandığı para ya da diğer mallar olarak&lt;br /&gt;tanımlanır.&lt;br /&gt;11&lt;br /&gt;Ancak mihire verilen önem, müslüman topluluklarda çeşitlilik gösterir.&lt;br /&gt;Örneğin, Tunus’un kentsel kesiminde mihir madden önemsiz bir miktar olup daha çok&lt;br /&gt;sembolik bir jesttir. Tahran’da ise daha yüksek bir meblağdır ve eşler boşanmadığı&lt;br /&gt;takdirde ödenmez. Suudi Arabistan’da ise, halkın yüksek ekonomik düzeyine bağlı&lt;br /&gt;olarak mihir gelinin sosyal sınıfı ile damadın ekonomik gelir düzeyi göz önüne&lt;br /&gt;alınarak belirlenir ve evlilik resmen gerçekleştiği zaman nakden ödenmesi gerekir.&lt;br /&gt;12&lt;br /&gt;Bölgede mihir sözleşmesi, genellikle erkeğin ve/veya kadının ailesi tarafından alınmış&lt;br /&gt;olan malların dökümünü içeriyor. Şekil 1 ve 2’de araştırmamıza katılan kadınlardan&lt;br /&gt;ikisinin yazılı Başka bir mihir sözleşmesi, kadına hiç kimsenin, hiçbir durumda geri&lt;br /&gt;alamayacağı bir miktar para verilmiş olduğuna dair yazılı bir anlaşmayı içermektedir.&lt;br /&gt;10&lt;br /&gt;Homa Hoodfar, “Circumventing Legal Limitation: Mahr and Marriage Negotiation in Egyptian Low-&lt;br /&gt;Income Communities”, Special Dossier: Shifting Boundaries in Marriage and Divorce in Muslim&lt;br /&gt;Communities içinde. (Grabels: WLUML, 1997).&lt;br /&gt;11&lt;br /&gt;Sultana Kamal, “Mehr: An Advantage or Dependency Reinforced?” Dossier 19, 1997, 75-79.&lt;br /&gt;12&lt;br /&gt;Homa Hoodfar, a.g.e.&lt;br /&gt;Page 7&lt;br /&gt;7&lt;br /&gt;Yukarıda anlatılan şartların dışında diğer sözleşme şartları da bulunmaktadır; (%&lt;br /&gt;13.9); örneğin alınacağı vaat edilen iki inek, ev eşyası ya da bir ev, ya da nikah töreni&lt;br /&gt;sırasında kadına hediye edilen altınların boşanma halinde kadında kalacağı gibi.&lt;br /&gt;Sadece iki kadın dini nikah sözleşmesinde yer almış olan ‘manevi’ şartlardan söz&lt;br /&gt;etmişlerdir: “Eşler iyi günde de kötü günde de beraber olmalıdır” ve “Eşler evliliğin&lt;br /&gt;kurallarına riayet etmelidirler.” Kadınların %6.6’sı sözleşme şartlarını bilmemektedir.&lt;br /&gt;Çokkarılı evlilikler&lt;br /&gt;Çokkarılı evliliklerin üçte ikisinin Güneydoğu Anadolu’da, üçte birinin ise Doğu&lt;br /&gt;Anadolu bölgesindedir. Güneydoğu Anadolu’da çokkarılı evlilik oranı % 64, Doğu&lt;br /&gt;Anadolu’da % 36’dır. Çokkarılı evlilik içerisinde yaşayan kadınların eğitim düzeyi,&lt;br /&gt;tekkarılı evlilikleri olan kadınlarınkinden çok daha düşüktür; ortaokul ya da daha üstü&lt;br /&gt;bir eğitim almış hiçbir kadın çokkarılı evlilik düzenini kabul etmemiştir (Tablo 4).&lt;br /&gt;TABLO 4: TEMEL ÖZELLİKLERE GÖRE ÇOKKARILI VE TEKKARILI EVLİLİKLER&lt;br /&gt;(%)&lt;br /&gt;Temel Özellikler&lt;br /&gt;Çokkarılı&lt;br /&gt;Evlilikler&lt;br /&gt;Tekkarılı&lt;br /&gt;evlilikler&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Bölge&lt;br /&gt;Güneydoğu Anadolu&lt;br /&gt;64.0&lt;br /&gt;48.3&lt;br /&gt;50.0&lt;br /&gt;Doğu Anadolu&lt;br /&gt;36.0&lt;br /&gt;51.7&lt;br /&gt;50.0&lt;br /&gt;Yerleşim yeri&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Kent&lt;br /&gt;49.2&lt;br /&gt;42.7&lt;br /&gt;43.4&lt;br /&gt;Kır&lt;br /&gt;50.8&lt;br /&gt;57.3&lt;br /&gt;56.6&lt;br /&gt;Kadının eğitim düzeyi&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Eğitimsiz&lt;br /&gt;78.2&lt;br /&gt;60.3&lt;br /&gt;62.2&lt;br /&gt;İlkokul&lt;br /&gt;21.8&lt;br /&gt;28.7&lt;br /&gt;27.9&lt;br /&gt;Ortaokul ve üstü&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;11.0&lt;br /&gt;9.8&lt;br /&gt;Buna dayanarak, kadının eğitim düzeyinin artmasına bağlı olarak, kadınların çokkarılı&lt;br /&gt;bir evliliği kabul etme oranlarının azaldığını ve bu tür evliliklere karşı çıkabilme&lt;br /&gt;şanslarının arttığı söylenebilir.&lt;br /&gt;Çokkarılı evlilikler genellikle Sünni/Hanefi ya da Şafi mezhebinde görülmekle&lt;br /&gt;birlikte, Alevilerde de % 5.6 oranında çokkarılı evlilik görülmektedir. Caferi&lt;br /&gt;mezhebinden olanlarda çokkarılı evliliğe rastlanmamıştır.&lt;br /&gt;Araştırmamızın örnekleminde, çokkarılı evlilik yaşayan her iki kadından birinin resmi&lt;br /&gt;nikahı yoktur. Genelde resmi nikahlı eş ilk eştir, ikinci eşin, hatta üçüncü eşin resmi&lt;br /&gt;nikahlı olduğu durumlar da vardır. İkinci ya da üçüncü eşin resmi nikahlı olduğu&lt;br /&gt;durumlarda, genellikle ilk ya da ilk iki evliliğin görücü usulüyle yapılmış olduğunu ve&lt;br /&gt;kocanın anlaşarak evlendiği eşle (“aşk evlililiği” diyebileceğimiz durumlar) resmi&lt;br /&gt;nikah yaptığını görüyoruz. Böyle durumlarda kadın ikinci ya da üçüncü eş olmasına&lt;br /&gt;rağmen, aile yaşamı üzerinde diğer kadınlara oranla daha fazla söz sahibi olmaktadır.&lt;br /&gt;Çokkarılı evliliklerdeki eş sayısını incelediğimizde, bu evliliklerin çoğunlukla iki&lt;br /&gt;karılı olduğunu, üç karılı evliliklerin % 11.6 ve dört karılı evliliklerin % 1.9 oranında&lt;br /&gt;Page 8&lt;br /&gt;8&lt;br /&gt;olduğunu görüyoruz . Araştırmamızdaki kadınların % 50.4’ü ikinci eş, % 45.6’sı ilk&lt;br /&gt;eş ve % 4.0’ü üçüncü eştir.&lt;br /&gt;TABLO 5: ÇOKKARILI EVLİLİKLER (%)&lt;br /&gt;Eş sayısı&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;İki kadın&lt;br /&gt;86.5&lt;br /&gt;Üç kadın&lt;br /&gt;11.6&lt;br /&gt;Dört kadın&lt;br /&gt;1.9&lt;br /&gt;Tüm eşler aynı hanede yaşıyor&lt;br /&gt;58.2&lt;br /&gt;Araştırmaya katılan eş diğer eşlerle geçinemiyor&lt;br /&gt;65.3&lt;br /&gt;Çokkarılı evlilik yaşayan kadınların % 58.2’si diğer eşlerle aynı hanede yaşadıklarını&lt;br /&gt;ve % 65.3’ü diğer eşlerle ciddi sorunlar yaşadıklarını belirtmişlerdir. Çokkarılı&lt;br /&gt;evliliklerin kadınlara getirdiği tüm dezavantajlara rağmen, böyle bir evliliği olan&lt;br /&gt;kadınların yaklaşık beşte biri kocalarıyla kendi istekleriyle kaçarak evlendiklerini&lt;br /&gt;ifade etmişlerdir. Çokkarılı evliliğin bölgede kadınlar tarafından kabul edilmesinde,&lt;br /&gt;dinin çokkarılı evliliğe izin vermesi ve bu tip evliliğin kültürel ortam tarafından&lt;br /&gt;erkeğin doğal hakkı olarak görülmesi halen önemli bir rol oynamaktadır.&lt;br /&gt;Evliliğin gerçekleşme şekli ve kadının rızası&lt;br /&gt;Bölgede son derece yaygın olan akraba evlilikleri, tüm evliliklerin % 34.3’ünü&lt;br /&gt;oluşturmakta olup bunların % 78.5’i birinci derece akraba evliliğidir. Türkiye’nin&lt;br /&gt;batısında bu oran % 14’e düşmektedir.&lt;br /&gt;13&lt;br /&gt;Ortadoğu’ ülkelerinde yaygın bir ataerkil&lt;br /&gt;gelenek olan akraba evliliklerinin amacı, mal ve toprağın ailede kalmasını sağlamak&lt;br /&gt;ve erkeklerin ekonomik ve politik çıkarlarını korumaktır.&lt;br /&gt;14&lt;br /&gt;Bu gelenek, böldedeki&lt;br /&gt;birçok kadının evliliğe ilişkin haklarını kullanma şansını daha en başından son derece&lt;br /&gt;kısıtlamaktadır.&lt;br /&gt;Kadının evliliğe ilişkin haklarının en somutlarından biri olan evliliğe rıza gösterme ya&lt;br /&gt;da göstermeme hakkı, Türk Medeni Kanunu’nun bir çok maddesince garanti altına&lt;br /&gt;alınmaya çalışılmıştır. Resmi yasalara göre, evlilikte hem kadının hem de erkeğin&lt;br /&gt;rızası şarttır. Buna rağmen, kız/kadın çeşitli maddi veya manevi baskılarla&lt;br /&gt;evlendirilmiş ise, evliliğin öngördüğü cinsel birleşmeyi reddedebilir. Birleşme zor&lt;br /&gt;kullanılarak sağlanırsa, o zaman savcılığa başvurarak kendisine cebir ve şiddet&lt;br /&gt;uygulanarak cinsel ilişkiye zorlandığı yolunda bir şikayette bulunabilir ve zorla&lt;br /&gt;evlendirildiğinden bahisle, duruma göre TMK 116, 117 ya da 118 maddelerinden&lt;br /&gt;birine dayanarak evliliğin feshi davası açabilir. Fesih davası, hak sahibinin fesih&lt;br /&gt;nedenini öğrenmesinden veya tehdidin kalkmasından başlayarak altı ay ve her halde&lt;br /&gt;evlenmeden itibaren beş yıl içinde açılmalıdır. Aksi takdirde zaman aşımına uğrar.&lt;br /&gt;15&lt;br /&gt;Ancak, Medeni Kanun’un bu maddeleri de yaygınlık kazanmamıştır. . Kadınların %&lt;br /&gt;85.7’si, isteği dışında zorla evlendirilen bir kızın evliliğinin feshinin mümkün&lt;br /&gt;olmadığını düşünmektedir&lt;br /&gt;13&lt;br /&gt;Kaynak: Toplumsal Cinsiyet İstatistikleri, Devlet İstatistik Enstitütüsü, 1998 (1993 Nüfus ve Sağlık&lt;br /&gt;Araştırması ham verilerinden hesaplanmıştır.&lt;br /&gt;14&lt;br /&gt;Ortadoğu’da İslam öncesi zamanlarda da yaygın olan akraba evliliği gelenegi hakkında daha fazla&lt;br /&gt;bilgi için Valentine M. Moghadam, Modernizing Women: Gender and Social Change in the Middle&lt;br /&gt;East, (Boulder and London: Lynne Rienner Publishers, 1993).&lt;br /&gt;15&lt;br /&gt;TMK, madde 119.&lt;br /&gt;Page 9&lt;br /&gt;9&lt;br /&gt;Bölgede evliliklerin çoğunluğu (% 61.5) aileler tarafından düzenlenmiş, yalnızca her&lt;br /&gt;dört evlilikten biri çiftlerin kendilerinin anlaşması yoluyla (ailelerin de kabul&lt;br /&gt;etmesiyle) gerçekleşmiştir. İki aileden birer kadının evlenmek üzere aileler arasında&lt;br /&gt;değiş tokuşunu içeren berdel geleneği halen yaygınlığını korumaktadır (% 4.7).&lt;br /&gt;Berdel geleneği, Güneydoğu Anadolu’da, Doğu Anadolu bölgesine oranla daha&lt;br /&gt;yaygındır. Berdelle evlenen kadınların dörtte üçü Güneydoğu Anadolu’da&lt;br /&gt;yaşamaktadır. Beşik kertmesi yaygın olmamakla birlikte halen uygulanan bir gelenek&lt;br /&gt;olarak belirmiştir (% 0.9). Kadınlardan biri, ailesi tarafindan bir kan davasını bitirmek&lt;br /&gt;için kocasının ailesine verilmiş olduğunu, diğer bir kadın ise vefat eden kocasının&lt;br /&gt;kardeşiyle zorla evlendirildiğini belirtmiştir.(Tablo 6)&lt;br /&gt;Kadınların % 5.0’ı eşleriyle kaçarak evlendiklerini ifade etmişlerdir. Kaçarak&lt;br /&gt;evlenme, kadınların, ailelerinin kendi seçtikleri kişiyle evlenmelerine izin&lt;br /&gt;vermedikleri durumlarda uyguladıkları bir strateji olarak belirmektedir.&lt;br /&gt;16&lt;br /&gt;TABLO 6 : EVLİLİĞİN GERÇEKLEŞME ŞEKLİ (%)&lt;br /&gt;Evlilik nasıl gerçekleşti&lt;br /&gt;Tekkarılı&lt;br /&gt;evlilikler&lt;br /&gt;Çokkarılı&lt;br /&gt;evlilikler&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Ailesi tarafından düzenlendi&lt;br /&gt;60.9&lt;br /&gt;66.2&lt;br /&gt;61.5&lt;br /&gt;Eşiyle anlaşarak evlendi&lt;br /&gt;25.5&lt;br /&gt;16.6&lt;br /&gt;24.6&lt;br /&gt;Kaçarak evlendi&lt;br /&gt;5.3&lt;br /&gt;2.3&lt;br /&gt;5.0&lt;br /&gt;Berdel&lt;br /&gt;4.5&lt;br /&gt;6.5&lt;br /&gt;4.7&lt;br /&gt;Zorla kaçırıldı&lt;br /&gt;1.9&lt;br /&gt;4.5&lt;br /&gt;2.2&lt;br /&gt;Beşik kertmesi&lt;br /&gt;1.0&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;0.9&lt;br /&gt;Diğer&lt;br /&gt;0.5&lt;br /&gt;4.0&lt;br /&gt;0.9&lt;br /&gt;Yanıt yok&lt;br /&gt;0.3&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;0.2&lt;br /&gt;Tekkarılı ve çokkarılı evliliklerin gerçekleşme şekillerini karşılaştırdığımızda, görücü&lt;br /&gt;usulü, berdel ve zorla kaçırmanın çokkarılı evliliklerde daha yaygın olmakla birlikte,&lt;br /&gt;oranlar arasındaki farkların nispeten küçük olduğu görülmektedir.&lt;br /&gt;Eşlerin karşılıklı anlaşma yoluyla evlenmedikleri durumlarda, kadınların yarısından&lt;br /&gt;fazlasının evliliğinin kendi arzularıyla gerçekleşmemiş olduğu ve % 45.4’ünün&lt;br /&gt;fikrinin dahi sorulmamış olduğu görülmektedir. Kadınların % 51.3’ünün evlenmeden&lt;br /&gt;önce kocalarıyla görüşme imkanı olmamıştır. Kendi arzusu dışında evlendirilen&lt;br /&gt;kadınların % 54.5’i evlenmelerine babalarının, % 6.5’i ise diğer erkek akrabalarının&lt;br /&gt;(dede, amca ya da erkek kardeş/ağabey gibi) karar verdiğini söylemişlerdir (Tablo 7).&lt;br /&gt;TABLO 7: KARŞILIKLI ANLAŞMA YOLUYLA GERÇEKLEŞMEMİŞ OLAN EVLİLİKLER&lt;br /&gt;(%)&lt;br /&gt;Evliliğe rıza&lt;br /&gt;Evlilik kendi arzusuyla gerçekleşmedi&lt;br /&gt;50.3&lt;br /&gt;Kadının fikri sorulmadı&lt;br /&gt;45.4&lt;br /&gt;Evlilikten önce kocasıyla tanışmadı&lt;br /&gt;51.3&lt;br /&gt;Kadının arzusu dışı evlendirildiği durumlarda&lt;br /&gt;Kadının evlenmesine kim karar verdi&lt;br /&gt;16&lt;br /&gt;Kadınların göçer ve yarı-göçer toplumlarda kaçarak evlenmesinin olumlu ve olumsuz sonuçları&lt;br /&gt;hakkında daha fazla bilgi için bkz. Lale Yalçın-Heckmann, “Aşiretli Kadın: Göçer ve Yarı-göçer&lt;br /&gt;Toplumlarda Cinsiyet Rolleri ve Kadın Stratejileri”, 1980’ler Türkiye’sinde Kadın Bakış Açısından&lt;br /&gt;Kadınlar , der Tekeli, Ş. İletişim Yayınları, İstanbul 1990.&lt;br /&gt;Page 10&lt;br /&gt;10&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Tek başına baba&lt;br /&gt;54.5&lt;br /&gt;Baba ve anne beraber&lt;br /&gt;14.5&lt;br /&gt;Tüm aile&lt;br /&gt;10.0&lt;br /&gt;Kadının baba hariç diğer erkek akrabaları&lt;br /&gt;6.5&lt;br /&gt;Tek başına anne&lt;br /&gt;4.6&lt;br /&gt;Diğer&lt;br /&gt;7.8&lt;br /&gt;Yanıt yok&lt;br /&gt;2.2&lt;br /&gt;Başlık parası&lt;br /&gt;Kadını ekonomik bir metaya indirgeyen başlık parası geleneği, genelde kadının&lt;br /&gt;üretime katkısının yüksek, ama evlilik konusundaki özerkliğinin kısıtlı olduğu&lt;br /&gt;toplumlarda görülmektedir.&lt;br /&gt;17&lt;br /&gt;Örneklemimizde evli kadınların % 61.2’si başlık parası&lt;br /&gt;karşılığında evlendirilmiş olduklarını belirtmişlerdir (tablo 8).&lt;br /&gt;18&lt;br /&gt;TABLO 8: KADINLAR AÇISINDAN BAŞLIK PARASI (%)&lt;br /&gt;Başlık parası ödendi&lt;br /&gt;61.2&lt;br /&gt;Başlık parası sizce doğru bir uygulamama mı?&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Evet&lt;br /&gt;19.3&lt;br /&gt;Hayır&lt;br /&gt;78.9&lt;br /&gt;Bilmiyorum&lt;br /&gt;1.5&lt;br /&gt;Yanıt yok&lt;br /&gt;0.2&lt;br /&gt;Başlık parası yanlış bir uygulama çünkü...&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Kadınlar/insanlar satılacak mal değildir&lt;br /&gt;50.4&lt;br /&gt;Haramdır/günahtır&lt;br /&gt;21.4&lt;br /&gt;Kadınlar ve erkekler eşittir&lt;br /&gt;1.6&lt;br /&gt;Gereksiz bir şey&lt;br /&gt;3.2&lt;br /&gt;Kötü bir şey&lt;br /&gt;3.2&lt;br /&gt;Diğer&lt;br /&gt;15.3&lt;br /&gt;Yanıt yok&lt;br /&gt;5.0&lt;br /&gt;Başlık parası doğru bir uygulama çünkü...&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Kadın ve ailesi için maddi bir ihtiyaç&lt;br /&gt;60.1&lt;br /&gt;Kadının değerini gösterir&lt;br /&gt;16.9&lt;br /&gt;Töreler böyle&lt;br /&gt;13.4&lt;br /&gt;Babanın hakkıdır&lt;br /&gt;5.5&lt;br /&gt;Diğer&lt;br /&gt;3.3&lt;br /&gt;Yanıt yok&lt;br /&gt;0.7&lt;br /&gt;Cumhuriyet Türkiye’sinde başlık parası geleneği, çoğu erkek araştırmacı tarafından&lt;br /&gt;köy ortamında kadınlara sosyal güvence sağladığı ya da erkeklerin boşanmalarına&lt;br /&gt;engel bir işlevi olduğu gibi gerekçelerle sanki kadınların lehine bir uygulamaymış&lt;br /&gt;gibi gösterilmiş, başlık parasının kadınların aleyhine olan yönleri yansıtılmamıştır.&lt;br /&gt;19&lt;br /&gt;17&lt;br /&gt;Deniz Kandiyoti, “Cinsiyet Rolleri ve Toplumsal Değişim: Türkiyeli Kadınlara İlişkin&lt;br /&gt;Karşılaştırılmalı Bir Değerlendirme”, Cariyeler, Bacılar ve Yurttaşlar: Kimlikler ve Toplumsal&lt;br /&gt;Dönüşümler içinde (İstanbul: Metis, 1997)&lt;br /&gt;18&lt;br /&gt;Tüm örneklemle yapılan analizlerde, henüz bekar olan kadınlardan başlık parası karşılığı&lt;br /&gt;evlendirileceklerini düşünenler bu oranın yarısı kadardır (% 27.6). Buna dayanarak, başlık parası&lt;br /&gt;geleneğinin genç nesiller arasında giderek zayıflamakta olduğunu söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;19&lt;br /&gt;Bkz. Emre Kongar, İmparatorluktan Günümüze Türkiye’nin Toplumsal Yapısı, (İstanbul: Remzi&lt;br /&gt;Kitabevi, 1997).&lt;br /&gt;Page 11&lt;br /&gt;11&lt;br /&gt;Oysa Tablo 8’de görüldüğü gibi, araştırmamıza katılan evli kadınların dörtte üçünden&lt;br /&gt;fazlası başlık parasına karşı olduklarını belirtmişlerdir.&lt;br /&gt;Başlık parasına karşı çıkan kadınların % 50,4ü, başlık parasına neden karşı çıktıkları&lt;br /&gt;hakkındaki açık uçlu bir soruya, “Çünkü kadınların/insanların mal, hayvan ya da köle&lt;br /&gt;gibi satılmalarına karşıyım” yönünde cevap vermişlerdir. Yaklaşık her 5-6 kadından&lt;br /&gt;biri başlık parasına haram ya da günah olduğu için karşı çıktığını belirtmiştir.&lt;br /&gt;Kadınların başlık parasına karşı olmalarının diğer nedenleri ekonomik unsurlar,&lt;br /&gt;kadınla erkeğin eşit olması, başlık parasının gereksiz ya da kötü bir şey olduğu&lt;br /&gt;şeklindedir.&lt;br /&gt;Başlık parasını doğru bir uygulama olarak gören az sayıda evli kadının yarıdan fazlası&lt;br /&gt;ekonomik nedenlerle, % 16.9’u “kadının değerini gösterdiği” için, % 13.4’ü bir töre&lt;br /&gt;olduğu için, % 5.5.’i ise babasının hakkı olarak gördüğü için böyle düşündüklerini&lt;br /&gt;söylemişlerdir. Başlık parasını doğru bir uygulama olarak gören kadınların kimi,&lt;br /&gt;“başlık parası kadına çeyiz almak için gereklidir” ya da “kadının tek güvencesidir”&lt;br /&gt;gibi nedenlerle başlık parasının kendilerine getirdiği ekonomik faydayı belirtirken,&lt;br /&gt;daha çok sayıda kadın, başlık parasının kendilerine değil, ailelerine getirdiği faydadan&lt;br /&gt;söz etmişlerdir: “Ailenin kız çocuğunu yetiştirmesine karşılık alınmalıdır”, “kızın&lt;br /&gt;ailesi zordaysa başlık parası onlara yardımcı olabilir”, “başlık parası erkek kardeşimin&lt;br /&gt;çocuklarını yetiştirmesinde faydalı oldu” gibi.&lt;br /&gt;Orta Doğu’da başlık parasının boşanma durumunda, kadın ailesine geri döndüğü&lt;br /&gt;zaman bir güvenlik aracı olarak kullanıldığı, dolayısıyla bir sosyal güvence&lt;br /&gt;oluşturduğuna dikkat çekilmektedir.&lt;br /&gt;20&lt;br /&gt;Ancak kadın açısından bakıldığında, boşanma&lt;br /&gt;sırasında her durumda babaya ya da aileye kalan bu paranın boşanma sırasında kadına&lt;br /&gt;nasıl bir yarar sağlayacağı son derece belirsizdir. Son yıllarda yaygınlık kazanan bir&lt;br /&gt;uygulama olan başlık parasıyla kızlara çeyiz alınması kadınlar açısından daha&lt;br /&gt;avantajlı bir durum olarak görülmektedir. Ancak bu uygulama henüz kısıtlı sayıda&lt;br /&gt;kadın için geçerlidir. Kadınların % 3.8’i başlık parasıyla çeyiz alındığını, bu nedenle&lt;br /&gt;eşlerinin boşanmayı istemesi halinde ya kendilerinde kalacağını ya da eşler arasında&lt;br /&gt;paylaşılacağını ifade etmişlerdir.&lt;br /&gt;20&lt;br /&gt;Deniz Kandiyoti, a.g.e.&lt;br /&gt;Page 12&lt;br /&gt;12&lt;br /&gt;“Başlık parası sizce neden doğru bir uygulama degil?” sorusuna verilen bazı&lt;br /&gt;cevaplar&lt;br /&gt;• Kadına verilen değer malla, parayla ölçülmemeli.&lt;br /&gt;• İnsanlar satılık mal değidir ve günahtır.&lt;br /&gt;• Hayvan mı satıyorlar!&lt;br /&gt;• Biz bir ev eşyası ya da meta değiliz.&lt;br /&gt;• Kadınlar para karşılığında satılmamalıdırlar.&lt;br /&gt;• Kocalara eşlerini satın almış olduklarını söyleme ve malıymış gibi davranma hakkı&lt;br /&gt;veriyor. Kadının gururuna dokunuyor.&lt;br /&gt;• Dinimize göre haramdır.&lt;br /&gt;• Başlık parası alındığından kendimi satılmış gibi hissediyorum. Sonunda da erkek&lt;br /&gt;sana bu kadar ödedim diye yüzüne vuruyor.&lt;br /&gt;• Eğer başlık parası alınırsa kocam beni malıymışım gibi kullanır.&lt;br /&gt;• O parayla bütün haklarım kocama satılıyor.&lt;br /&gt;• Dinimize uygun degil, zira başlık parası sütümü satmış olduğum anlamına gelir.&lt;br /&gt;• Gereksiz birşey çünkü erkek tarafı zaten herşeyi alıyor.&lt;br /&gt;• Çiftin ihtiyaçlarına her iki taraf da katkıda bulunmalıdır.&lt;br /&gt;• Başlık parası yüzünden fakir fukaralar birbirini sevince varamıyor. Mal satmış gibi&lt;br /&gt;oluyor.&lt;br /&gt;• Çünkü para kıza verilmiyor, babasına gidiyor.&lt;br /&gt;• Erkek tarafına maddi zorluk getiriyor.&lt;br /&gt;• Kız çocukların ne kadar değersiz olduğunu gösteriyor.&lt;br /&gt;• Medeniyete uymayan ilkel birşey.&lt;br /&gt;• Babam başlık parası aldığı için üstüme iki kuma geldi.&lt;br /&gt;• Kadınlar koyun değil. Ama babam aldığı başlık parasını çeyiz olarak bana geri&lt;br /&gt;veriyor. Buna mecbur.&lt;br /&gt;• Evlat satılmaz.&lt;br /&gt;• Mutluluk parayla satın alınamaz, kadın parayla satılamaz.&lt;br /&gt;Son yıllarda bölgedeki yerel yönetimlerin başlık parası da dahil olmak üzere namus&lt;br /&gt;cinayetleri, kan davaları gibi geleneksel yasalara ve uygulamalara bir son vermek&lt;br /&gt;üzere çalışmalar yapmaya hevesli olduklarını görüyoruz. Örneğin, Urfa valisi, sözü&lt;br /&gt;geçen geleneksel yasalara son vermek üzere aşiret liderleri, siyasi parti temsilcileri ve&lt;br /&gt;sivil toplum kuruluşlarıyla bir toplantı düzenlemiştir.&lt;br /&gt;21&lt;br /&gt;Toplantıya çağrılan kişiler&lt;br /&gt;arasında, bu geleneksel yasalardan en olumsuz şekilde etkilenen ve dolayısıyla onlara&lt;br /&gt;karşı olma potansiyeli en yüksek olan kadınlar yer almazken, güçlerini halen bu tip&lt;br /&gt;geleneksel yasaların biçimlendirdiği toplum yapısından alan aşiret liderlerinin olması&lt;br /&gt;dikkat çekicidir. Bu örnekte de görüldüğü gibi, kadınların yaşamını derinden&lt;br /&gt;etkileyen geleneksel yasalarla resmi yasalar ve merkezi devlet otoritesi arasındaki&lt;br /&gt;çelışkiler, hala kadınları dışlayarak, devlet kurumları ve yerel güç odakları arasındaki&lt;br /&gt;pazarlıklarla çözülmeye çalışmaktadır. Oysa kadınlar, arzulanan değişimleri harekete&lt;br /&gt;geçirebilecek çok önemli bir potansiyele sahiptirler. Bu potansiyeli harekete geçirmek&lt;br /&gt;21&lt;br /&gt;“Urfa Valisi Yanlış Zamanlama Yaptı”. Radikal, 10.3.1998.&lt;br /&gt;Page 13&lt;br /&gt;13&lt;br /&gt;için kadınları güçlendirmeyi amaçlayan geniş çaplı programlar ve çalışmalar yapmak&lt;br /&gt;arzulandığı söylenen değişimleri gerçekleştirmenin en önemli adımı olacaktır.&lt;br /&gt;BOŞANMA&lt;br /&gt;Türkiye’de boşanma oranları çok düşüktür. 1990’larda kaba boşanma hızı binde beş -&lt;br /&gt;altı arasında değişmektedir. Batı’da boşanmış kadın oranı % 1.2 iken Doğu’da bu&lt;br /&gt;oran % 0.3’e düşmektedir.&lt;br /&gt;22&lt;br /&gt;Türk Medeni Kanunu’na göre Türkiye’de yalnızca&lt;br /&gt;kayıtlı, resmi evlilikler geçerli olduğundan, yasal olarak boşanma da ancak bu şekilde&lt;br /&gt;gerçekleşmiş evlilikler için söz konusudur. Kadınlar, boşanma sonrasında ekonomik&lt;br /&gt;açıdan yaşamlarını sürdüremeyecekleri, ailelerinin ve yaşadıkları çevrenin baskısına&lt;br /&gt;ve şiddete maruz kalacakları, çocuklarını bir daha göremeyecekleri gibi endişelerle,&lt;br /&gt;evliliğin sürmesinin imkansızlaştığı ve/veya uzun süre yoğun şiddete maruz kaldıkları&lt;br /&gt;durumlarda bile boşanmaktan korkmaktadırlar. Birçok kadın, boşanmanın onlara&lt;br /&gt;getireceği olumsuz koşullar nedeniyle, boşanmayı değil boşanmamayı bir hak olarak&lt;br /&gt;görmektedir. Araştırmaya katılan her on kadından birisi kocası ona ne yaparsa yapsın,&lt;br /&gt;kesinlikle boşanmayacağını, sıkça tekrarlanan “Ölürüm de boşanmam,” cümlesiyle&lt;br /&gt;ifade ederek belirtmiştir.&lt;br /&gt;Dolayısıyla, Medeni Kanun’un boşanma konusunda kadın ve erkeğe tanıdığı eşit&lt;br /&gt;haklara rağmen bu, gerçekte daha çok erkeklerin kullanabileceği bir hak olarak&lt;br /&gt;kalmıştır. Kadınların boşanmayı istedikleri durumlarda dahi, erkeklerin gerek aile&lt;br /&gt;içinde, gerekse toplumsal olarak egemen konumda olmaları nedeniyle, kocanın da&lt;br /&gt;boşanmayı isteyip istemediği, aile ve çevreden gelen baskılar ve bunları destekleyen&lt;br /&gt;geleneksel ve dini yasalar, kadınların Medeni Kanun’da öngörülen boşanma hakkını&lt;br /&gt;kullanmalarını engellemektedir.&lt;br /&gt;Kocalarından boşanmak için en az bir kez girişimde bulunan kadınların örneklemin %&lt;br /&gt;8.3’ünü teşkil etmelerine rağmen, boşanmış olan kadınların oranı yalnızca % 0.8’dir.&lt;br /&gt;araştırmaya katılan kadınların yalnızca % 15.9’u kocası istemese dahi boşanma&lt;br /&gt;hakkını kullanabileceğini düşünüyor. Buna karşılık, kendisi istemese dahi kocasının&lt;br /&gt;kendisini boşayabileceğini düşünenlerin oranı bunun dört katından fazla, % 67.4.&lt;br /&gt;Boşanma hakkını kullanabileceğini düşünen kadınlar için kır ve kentteki oranlar&lt;br /&gt;arasındaki farkın çok az olmasına rağmen, kendisi istemese dahi kocasının kendisini&lt;br /&gt;boşayabileceğini düşünenlerin oranı kentte, kırda yaşayanlara oranla çok daha&lt;br /&gt;yüksektir. Başka bir deyişle, kentte yaşamak erkeklere boşanma konusunda özgürlük&lt;br /&gt;getirirken, kadınlar için kentte yaşamanın böyle bir faydası yoktur (Tablo 9).&lt;br /&gt;22&lt;br /&gt;Toplumsal Cinsiyet İstatistikleri, Devlet İstatistik Enstitütüsü, 1998 (1993 Nüfus ve Sağlık&lt;br /&gt;Araştırması ham verilerinden hesaplanmıştır.&lt;br /&gt;Page 14&lt;br /&gt;14&lt;br /&gt;TABLO 9: BOŞANMANIN MÜMKÜNLÜĞÜ (%)&lt;br /&gt;Kadın isterse (eşi istemese bile) boşanabilir&lt;br /&gt;Kır&lt;br /&gt;Kent&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Evet&lt;br /&gt;14.9&lt;br /&gt;17.2&lt;br /&gt;15.9&lt;br /&gt;Hayır&lt;br /&gt;83.6&lt;br /&gt;80.9&lt;br /&gt;82.4&lt;br /&gt;Bilmiyor&lt;br /&gt;0.3&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;0.2&lt;br /&gt;Yanıt yok&lt;br /&gt;1.2&lt;br /&gt;1.9&lt;br /&gt;1.5&lt;br /&gt;Kadın istemese bile eşi ondan boşanabilir&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Evet&lt;br /&gt;75.6&lt;br /&gt;56.3&lt;br /&gt;67.4&lt;br /&gt;Hayır&lt;br /&gt;22.6&lt;br /&gt;40.0&lt;br /&gt;30.0&lt;br /&gt;Bilmiyor&lt;br /&gt;0.6&lt;br /&gt;0.9&lt;br /&gt;0.7&lt;br /&gt;Yanıt yok&lt;br /&gt;1.2&lt;br /&gt;2.7&lt;br /&gt;1.8&lt;br /&gt;Kadınların büyük çoğunluğu (% 92.9) boşanmanın çevrelerinde kabul görmediğini ve&lt;br /&gt;dörtte biri eşleriyle anlaşarak boşansalar bie ailelerinin buna karşı çıkacağını&lt;br /&gt;belirtmişlerdir.&lt;br /&gt;Boşanmada geçerli görülen yasalar ve başvurulacak otorite&lt;br /&gt;Resmi nikahı olan ve olmayan evli kadınların boşanabilmek için geçerli olduğu&lt;br /&gt;düşündükleri yasalar ve başvuracakları otoriteye ilişkin veriler ilginçtir . Resmi nikahı&lt;br /&gt;olan kadınların dahi yalnızca % 54.1’i boşanmada geçerli olan yasanın Medeni Kanun&lt;br /&gt;olacağını belirtirken dörtte biri geleneksel yasaları (töreleri) ve % 13.9’u dini yasaları&lt;br /&gt;boşanmada geçerli olarak algılamaktadırlar. Buna paralel olarak, resmi nikahı olan&lt;br /&gt;kadınların sadece % 50.8’i boşanabilmek için mahkemeye başvuracağını söylerken, %&lt;br /&gt;29.8’i aile büyüklerine ve % 12.5’i bir din büyüğüne başvuracaklarını belirtmişlerdir&lt;br /&gt;(Tablo 10).&lt;br /&gt;TABLO 10: BOŞANMADA GEÇERLİ GÖRÜLEN YASALAR VE OTORİTE (%)&lt;br /&gt;Boşanmada geçerli görülen yasalar&lt;br /&gt;Resmi nikahlı&lt;br /&gt;Yalnızca dini nikahlı&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Türk Medeni Kanunu&lt;br /&gt;54.1&lt;br /&gt;8.1&lt;br /&gt;45.1&lt;br /&gt;Töreler&lt;br /&gt;23.1&lt;br /&gt;34.7&lt;br /&gt;25.4&lt;br /&gt;Dini kurallar&lt;br /&gt;13.9&lt;br /&gt;49.9&lt;br /&gt;20.9&lt;br /&gt;Diğer&lt;br /&gt;7.5&lt;br /&gt;6.3&lt;br /&gt;7.2&lt;br /&gt;Yanıt yok&lt;br /&gt;1.4&lt;br /&gt;1.0&lt;br /&gt;1.3&lt;br /&gt;Boşanmada başvurulacak otorite&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Mahkeme&lt;br /&gt;50.8&lt;br /&gt;7.2&lt;br /&gt;42.3&lt;br /&gt;Aile&lt;br /&gt;29.8&lt;br /&gt;46.4&lt;br /&gt;33.1&lt;br /&gt;Din yetkilileri&lt;br /&gt;12.5&lt;br /&gt;32.3&lt;br /&gt;16.4&lt;br /&gt;Diğer&lt;br /&gt;5.4&lt;br /&gt;13.0&lt;br /&gt;6.9&lt;br /&gt;Yanıt yok&lt;br /&gt;1.4&lt;br /&gt;1.0&lt;br /&gt;1.3&lt;br /&gt;Yalnızca dini nikahı olan kadınların ise yarısı boşanmanın dini yasalara göre, yaklaşık&lt;br /&gt;üçte biri de törelere göre olacağını söylemiştir. Dini nikahla evli kadınların %&lt;br /&gt;8.1’inin, yasal olarak mümkün olmadığı halde boşanmanın resmi yasalara göre&lt;br /&gt;gerçekleşeceğini düşünmeleri de ilginç bir bulgudur. Boşanmanın dini yasalara göre&lt;br /&gt;gerçekleşeceğini söyleyen kadınların sadece üçte biri din yetkililerinin, % 46.4’ü ise&lt;br /&gt;ailelerinin boşanmadaki yetkili otorite olduğunu söylemişlerdir.&lt;br /&gt;Page 15&lt;br /&gt;15&lt;br /&gt;Bölgede boşanmaya ilişkin dini ve geleneksel uygulamalar&lt;br /&gt;Yalnızca dini nikahı olan kadınların % 34.5’i, resmi nikahı olan kadınların % 43.2’si&lt;br /&gt;kocanın eşini annesine ya da kız kardeşine benzetmesini, (“anam bacımsın” demesini)&lt;br /&gt;kendileri için geçerli bir boşanma nedeni olarak görmektedirler. Bu gerekçe, dini&lt;br /&gt;nikahı olan kadınlar için en geçerli neden olarak görülürken, resmi nikahı olanlar için,&lt;br /&gt;kocanın başka bir kadınla yaşamak istemesinin ardından ikinci en geçerli neden&lt;br /&gt;olarak belirmektedir. Bölgede yaygın olarak bilinen bu deyim, bazı İslami yorumlara&lt;br /&gt;göre kadına boşanma hakkı tanınan durumlardan biri olan ve ‘zihar’ olarak&lt;br /&gt;tanımlanan dini bir yasaya dayanmaktadır.&lt;br /&gt;23&lt;br /&gt;Temelinde İslami bir yoruma dayanan bu&lt;br /&gt;gerekçenin, resmi nikahlı kadınlar tarafından da böyle yüksek bir oranda geçerli bir&lt;br /&gt;boşanma nedeni olarak görülmesi, bölgede dini, geleneksel ve resmi yasaların ne&lt;br /&gt;denli karmaşık bir biçimde birbirinin içine geçmiş olduğunun çarpıcı bir örneğidir.&lt;br /&gt;Başka konularda olduğu gibi boşanma konusunda da kadınların çoğunun resmi&lt;br /&gt;haklarının yanısıra, dini haklarını da bilmemekte ve kullanamamaktadır. Bu durum,&lt;br /&gt;din yetkililerine çok büyük bir güç tanımaktadır. Boşanmanın dini yasalara göre&lt;br /&gt;gerçekleşeceğini belirten kadınların % 65.1’i bu yasaların ne olduğuna dair bir&lt;br /&gt;soruya, bu yasaları tanımlamak yerine boşanmanın şartlarının imam tarafından&lt;br /&gt;belirleneceği şeklinde cevap vermişlerdir. Kadınların % 5.4’üne göre, boşanmanın&lt;br /&gt;dini olarak gerçekleşmesi, kocanın en az üç kez “boş ol” demesiyle olur.&lt;br /&gt;Boşanmanın törelere göre gerçekleşeceğini belirten kadınların yarısından çoğu (%&lt;br /&gt;63.2), boşanma kararının ve şartlarının aileleri tarafından belirleneceğini&lt;br /&gt;söylemişlerdir. Bu durumda, boşanma girişimi çoğunlukla erkek tarafından&lt;br /&gt;yapılmakta, son karar için aile büyüklerine danışılmaktadır. Törelere göre erkek aile&lt;br /&gt;büyüklerinin onayı, boşanmanın gerçekleşmesi için en önemli unsurdur. Kocanın tek&lt;br /&gt;başına aldığı boşanma kararının boşanmak için yeterli olduğunu belirten kadınların&lt;br /&gt;oranı % 17.3’tür. Bunların ötesinde, çok az sayıda da olsa boşanmanın şahitler&lt;br /&gt;huzurunda gerçekleşmesi gerektiği ya da boşanmanın kadının babasının evine&lt;br /&gt;dönmesiyle gerçekleşeceği gibi geleneksel uygulamalardan söz edenler olmuştur. Bir&lt;br /&gt;kadın boşanmanın nasıl gerçekleşeceği konusunda tek otoritenin eşi olduğunu,&lt;br /&gt;“kocam beni boşamak isterse beni evden atar, boşanmış oluruz” diyerek belirtmiştir.&lt;br /&gt;Boşanmanın kadınlar açısından bu denli olanaksız görülmesinin önemli bir nedeni,&lt;br /&gt;kadınların çok azının çocukların velayeti, nafaka ya da mal bölüşümü gibi haklardan&lt;br /&gt;faydalanabileceklerini düşünmeleridir. Kadınların yalnızca % 35.4’ü nafaka&lt;br /&gt;alabileceğini, % 27.3’ü evlilik süresince edinilen malların bölüşümünün söz konusu&lt;br /&gt;olabileceğini, % 26.9’u boşanmada daha fazla kusurlu eşin koca olduğu ispat&lt;br /&gt;edebildikleri takdirde maddi tazminat alabileceklerini düşünmektedir. Resmi nikahı&lt;br /&gt;olmayan kadınlar için, beklendiği gibi bu oranlar daha da düşüktür (Tablo 11) .&lt;br /&gt;23&lt;br /&gt;Cassandra Balchin, a.g.e.&lt;br /&gt;Page 16&lt;br /&gt;16&lt;br /&gt;TABLO 11: BOŞANMADA OLASI HAKLAR (%)&lt;br /&gt;Boşanmada nafaka, mal bölüşümü, maddi&lt;br /&gt;tazminat ve ikamet&lt;br /&gt;Resmi&lt;br /&gt;nikahlı&lt;br /&gt;Sadece&lt;br /&gt;dini&lt;br /&gt;nikahlı&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;Kadın nafaka alabilir&lt;br /&gt;39.4&lt;br /&gt;19.0&lt;br /&gt;35.4&lt;br /&gt;Evlilikte edinilen malların bölüşümü olabilir&lt;br /&gt;29.9&lt;br /&gt;16.8&lt;br /&gt;27.3&lt;br /&gt;Kadın maddi tazminat alabilir&lt;br /&gt;29.7&lt;br /&gt;15.4&lt;br /&gt;26.9&lt;br /&gt;Bölgede çocuğa, özellikle erkek çocuğa ekonomik ve toplumsal bir güvence olarak&lt;br /&gt;bakıldığından, olası bir boşanmada çocukların velayetini kimin alacağı sorusu daha da&lt;br /&gt;önem kazanmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nda ayrılık veya boşanma durumunda&lt;br /&gt;velayetin koşullarının düzenlenmesinde çocuğun cinsiyetine ya da yaşına ilişkin&lt;br /&gt;farklar öngörülmemiştir. Yargıç çocuğa kimin daha iyi bakabileceğine inanıyorsa&lt;br /&gt;velayeti ona verir.&lt;br /&gt;24&lt;br /&gt;TABLO 12: BOŞANMA DURUMUNDA KADINLARIN VELAYET HAKLARI (%)&lt;br /&gt;Bakıma muhtaç çocukların velayeti&lt;br /&gt;Resmi&lt;br /&gt;nikahlı&lt;br /&gt;Yalnızca dini&lt;br /&gt;nikahlı&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Velayeti anne alır&lt;br /&gt;56.7&lt;br /&gt;34.8&lt;br /&gt;52.9&lt;br /&gt;Velayeti baba alır&lt;br /&gt;29.0&lt;br /&gt;50.4&lt;br /&gt;32.7&lt;br /&gt;Velayet her iki eşe verilir&lt;br /&gt;5.5&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;4.5&lt;br /&gt;Diğer&lt;br /&gt;6.1&lt;br /&gt;12.3&lt;br /&gt;7.2&lt;br /&gt;Yanıt yok&lt;br /&gt;2.7&lt;br /&gt;2.5&lt;br /&gt;2.7&lt;br /&gt;Bakıma muhtaç olmayan çocukların velayeti&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Velayeti anne alır&lt;br /&gt;17.2&lt;br /&gt;12.1&lt;br /&gt;16.4&lt;br /&gt;Velayeti baba alır&lt;br /&gt;55.1&lt;br /&gt;69.0&lt;br /&gt;57.4&lt;br /&gt;Velayet her iki eşe verilir&lt;br /&gt;10.2&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;8.5&lt;br /&gt;Çocuklar kendileri karar verirler&lt;br /&gt;9.6&lt;br /&gt;3.9&lt;br /&gt;8.6&lt;br /&gt;Diğer&lt;br /&gt;1.7&lt;br /&gt;8.2&lt;br /&gt;2.8&lt;br /&gt;Yanıt yok&lt;br /&gt;6.3&lt;br /&gt;6.8&lt;br /&gt;6.4&lt;br /&gt;Oysa Tablo 12’de görüldüğü gibi, kadınların algılamalarına göre, velayet konusunda&lt;br /&gt;bakıma muhtaç olan ve olmayan çocuklar için farklı uygulamalar söz konusudur.&lt;br /&gt;Çocuk bakımı kadının görevi olarak görüldüğünden, kadınlar olası bir boşanmada&lt;br /&gt;bakıma muhtaç çocukların velayetini alma şanslarını (% 34.8), bakıma muhtaç&lt;br /&gt;olmayan çocukların velayetini alma şanslarına (% 12.1) oranla daha yüksek&lt;br /&gt;görmekteler. Burada dikkati çeken bir unsur, dini nikahlı kadınların hiçbirinin&lt;br /&gt;velayetin iki eş tarafından paylaşılması olasılığını dile getirmemelerine karşın, resmi&lt;br /&gt;nikahı olanların % 5.5’inin bakıma muhtaç çocukların ve % 10.2’sinin bakıma muhtaç&lt;br /&gt;olmayan çocukların velayetini boşanma durumunda eşleriyle paylaşacaklarını&lt;br /&gt;düşünmeleridir.&lt;br /&gt;Kadınların % 13.2’si çocuğun cinsiyetinin, velayetin hangi ebeveyne verileceğine etki&lt;br /&gt;edeceğini belirtmişlerdir. Bu şekilde düşünen kadınların yaklaşık yarısı kız&lt;br /&gt;çocuklarının velayetinin annelere, erkek çocukların velayetinin ise babaya&lt;br /&gt;verileceğini, % 37.3’ü ise bunun tam tersini, yani erkek çocukların anneye, kız&lt;br /&gt;çocukların babaya verileceğini düşünmekteler.&lt;br /&gt;24&lt;br /&gt;TMK, madde 148.&lt;br /&gt;Page 17&lt;br /&gt;17&lt;br /&gt;Kız çocuklarının anneye verileceğini söyleyenler, bunun nedenlerini, “Kız çocuk&lt;br /&gt;yetiştirmek daha zordur, o nedenle kızlar anneye verilir,” “anneler kızlarına&lt;br /&gt;babalardan daha iyi bakarlar ve kızlar da anneleriyle daha iyi anlaşırlar,” ya da&lt;br /&gt;“babalar kızlarının velayetini almak istemezler” şeklinde ifade etmişlerdir. Erkek&lt;br /&gt;çocuklarının annelere verileceğini düşünen kadınların hemen hemen tamamı bunun&lt;br /&gt;nedeninin yasalar olduğunu düşünmektedir. İlginç olan noktalardan biri, kimi&lt;br /&gt;kadınların bunun geleneksel, kimisinin dini, kimisinin ise resmi bir yasa olduğuna&lt;br /&gt;inanmasıdır.&lt;br /&gt;ZİNA&lt;br /&gt;Bölgede kadın cinselliği üzerindeki toplumsal denetim mekanizmalarının çarpıcı&lt;br /&gt;örneklerinden biri, kadınların kendileri için herhangi bir evlilik dışı ilişkinin&lt;br /&gt;sonucunun ölüm olduğunu düşünmeleridir. Türk Medeni Kanunu boşanmaya gerekçe&lt;br /&gt;olma açısından kadın ve erkeğin zinası açısından bir fark gözetmezken, Türk Ceza&lt;br /&gt;Kanunu yakın zamana kadar zinanın bir suç unsuru oluşturması açısından kadın ve&lt;br /&gt;erkeğin zinasını farklı tanımlamaktaydı. Evli bir erkeğin zina suçunun oluşması için&lt;br /&gt;bir kadınla karı-koca gibi yaşaması şartı aranırken, kadının zinasının suç oluşturması&lt;br /&gt;için başka bir erkekle tek bir kez cinsel ilişkiye girmiş olması yeterliydi. Anayasa&lt;br /&gt;Mahkemesi, Aralık 1996’da Türk Ceza Kanununun erkeğin zinasına ilişkin 441.&lt;br /&gt;maddesini, Haziran 1998’de ise kadının zinasına ilişkin 440. maddesini anayasanın&lt;br /&gt;eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etti. Böylece şu andaki haliyle zina bir&lt;br /&gt;ceza unsuru olmaktan çıktı. Bu gelişmelere karşın, Doğu’daki kadınların çoğunluğu&lt;br /&gt;için zina, geleneksel yasalara göre ölümle cezalandırılan bir suçtur.&lt;br /&gt;Bölgede erkeklerin evlilik dışı ilişkileri büyük oranda toplumsal olarak kabul&lt;br /&gt;görmekle kalmamakta, dini ve geleneksel yasalara göre düzenlenen çokkarılı&lt;br /&gt;evlilikler sayesinde “yasal”laştırılmaktadır. Zina, resmi nikahı olan kadınların ancak&lt;br /&gt;% 35.8’ine ve dini nikahı olan kadınların % 24.1’ine göre geçerli bir boşanma&lt;br /&gt;gerekçesidir. Kadının eğitim düzeyi bu oranları etkileyen önemli bir unsur olarak&lt;br /&gt;belirmiştir. Eğitim düzeyi ortaokul ve üstü olan kadınlarda bu oran % 68.5’e&lt;br /&gt;çıkmaktadır. Kır/kent arasında bu konuda önemli farklılıklara rastlanmamıştır.&lt;br /&gt;Kadınlar için evlilik dışı ilişkiler, törelere göre ölümle sonuçlanabilecek bir tabu&lt;br /&gt;niteliğindedir. Resmi nikahı olanların % 62.6’sı ve olmayanların % 78.6’sı zinayla&lt;br /&gt;suçlanmaları durumunda kocalarının kendilerini öldüreceğini ifade etmişlerdir.&lt;br /&gt;Zinanın olası sonucunun boşanmak olacağını belirtenler ise dörtte bir oranındadır&lt;br /&gt;(Tablo 13)&lt;br /&gt;Kadının ve eşinin eğitim düzeyi yükseldikçe ve kent yaşamına geçildikçe zinayla&lt;br /&gt;suçlanmanın sonucunu ölüm olarak gören kadınların oranı düşmektedir. Buna&lt;br /&gt;rağmen, ortaokul ve üstü düzeyde eğitim almış kadınların % 46.9’u, eşleri en az&lt;br /&gt;ortaokul eğitimi almış kadınların % 51.4’ü, kentte yaşayan kadınların % 56.5’i de&lt;br /&gt;zinanın sonucunu ölüm olarak görmektedirler.&lt;br /&gt;Page 18&lt;br /&gt;18&lt;br /&gt;TABLO 13: KADINLARA GÖRE ZİNANIN SONUÇLARI (%)&lt;br /&gt;Kadın zina ile suçlanırsa eşi ne yapar&lt;br /&gt;Resmi&lt;br /&gt;nikahlı&lt;br /&gt;Yalnızca dini&lt;br /&gt;nikahlı&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Onu öldürür&lt;br /&gt;62.6&lt;br /&gt;78.6&lt;br /&gt;65.8&lt;br /&gt;Onu boşar&lt;br /&gt;29.8&lt;br /&gt;17.0&lt;br /&gt;27.3&lt;br /&gt;Diğer&lt;br /&gt;6.4&lt;br /&gt;3.4&lt;br /&gt;5.8&lt;br /&gt;Yanıt yok&lt;br /&gt;1.1&lt;br /&gt;1.0&lt;br /&gt;1.1&lt;br /&gt;Kocamın bu suçlamayı ispat etmesi gerekir&lt;br /&gt;78.3&lt;br /&gt;76.5&lt;br /&gt;77.9&lt;br /&gt;Koca zinayı nasıl ispatlamalı&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Kendi gözleriyle görmeli&lt;br /&gt;45.5&lt;br /&gt;49.5&lt;br /&gt;46.3&lt;br /&gt;Şahitleri olmalı&lt;br /&gt;17.8&lt;br /&gt;22.3&lt;br /&gt;18.6&lt;br /&gt;Başkalarına kanıtlaması gerekir&lt;br /&gt;18.2&lt;br /&gt;11.7&lt;br /&gt;17.0&lt;br /&gt;Başkalarına sorup araştırması gerekir&lt;br /&gt;11.3&lt;br /&gt;5.9&lt;br /&gt;10.3&lt;br /&gt;Diğer&lt;br /&gt;6.1&lt;br /&gt;6.3&lt;br /&gt;6.1&lt;br /&gt;Bilmiyor&lt;br /&gt;0.7&lt;br /&gt;1.0&lt;br /&gt;0.7&lt;br /&gt;Yanıt yok&lt;br /&gt;0.4&lt;br /&gt;3.2&lt;br /&gt;0.9&lt;br /&gt;İki kadın zina durumunda kendi aileleri tarafından öldürüleceklerini, iki kadın ise&lt;br /&gt;kocalarının hem kendini hem onu öldüreceğini söylemiştir. Kadınlara göre zinanın&lt;br /&gt;diğer olası sonuçları, koca tarafından ölesiye dövülmek, ailesinin yanına geri&lt;br /&gt;gönderilmek, kocası tarafından tüm köye rezil edilmek, ya da koca tarafından evden&lt;br /&gt;atılmak gibi cevapları içermektedir. Tüm kadınlardan sadece ikisi böyle bir durumda,&lt;br /&gt;eşlerinin tepkisinin kendileriyle konuşmak ve bir açıklama istemek olacağını&lt;br /&gt;belirtmişlerdir.&lt;br /&gt;Zina suçlamasının geleneksel yasalara göre ölümle sonuçlanabileceği bir ortamda&lt;br /&gt;haliyle bu suçlamanın nasıl ispat edilmesi gerektiği konusundaki yasalar da son&lt;br /&gt;derece önem taşıyor. Kadınların dörtte üçü kocasının suçlamayı ispat etmesi&lt;br /&gt;gerektiğini belirtirken, dörtte biri ispata gerek olmadığını belirtmiştir. Zina&lt;br /&gt;suçlamasının nasıl ispat edilmesi gerektiği sorusuna verilen en sık cevap, kadının zina&lt;br /&gt;esnasında kocası tarafından görülmesi gerektiğidir. Birkaç kadına göre de erkeğin&lt;br /&gt;ailesinden birinin kadını zina esnasında görmesi de yeterli kanıt sayılabilmektedir.&lt;br /&gt;Kadınların % 18.6’sı eşinin şahit göstermesi gerektiğini, % 17.0’si çevreye&lt;br /&gt;kanıtlaması gerektiğini, ve % 10.3’ü başkalarına sorarak araştırması gerektiğini&lt;br /&gt;belirtmişlerdir. Kocanın kendi gözleriyle görmesi gerektiğini söyleyen kadınlar,&lt;br /&gt;erkeklerin doğruyu söylemedikleri durumlarda da çevrenin erkeklerin sözünü doğru&lt;br /&gt;olarak kabul ettiğine dikkat çekerek, bu uygulamayı son derece haksız bulduklarını&lt;br /&gt;ifade etmişlerdir.&lt;br /&gt;KADINA YÖNELİK AİLE İÇİ ŞİDDET&lt;br /&gt;Kadınların aile içinde uğradıkları çeşitli hak ihlallerine karşı olmalarına rağmen&lt;br /&gt;haklarını savunamamalarının önemli bir nedeni eşleri tarafından uygulanan şiddettir.&lt;br /&gt;Kadınların dörtte üçü eşinin sözel şiddetine, yarısından fazlası ise fiziksel, manevi ve&lt;br /&gt;cinsel şiddetine maruz kalmaktadır. Kırsal alanda yaşayan kadınlar kentte yaşayanlara&lt;br /&gt;oranla daha fazla şiddete maruz kalmakta, fakat kır-kent arasındaki farklar hiçbir&lt;br /&gt;şiddet türü için % 15’i geçmemektedir (Tablo 14). Kadının ve eşinin eğitim düzeyi&lt;br /&gt;yükseldikçe maruz kalınan şiddet azalmaktadır. Buna rağmen, ortaokul ve üstü eğitim&lt;br /&gt;almış kadınlarda dahi eşinin kendisine bağırdığını, hakaret ya da küfür ettiğini,&lt;br /&gt;Page 19&lt;br /&gt;19&lt;br /&gt;aşağıladığını söyleyenlerin oranı % 66.4, manevi eziyete uğradığını söyleyenlerin&lt;br /&gt;oranı % 32.5, dayak, tekme, yumruk, tokat gibi fiziksel şiddete maruz kalanların oranı&lt;br /&gt;% 31.0, eşinin kendisine tecavüz ettiğini belirtenlerin oranı ise % 25.1’dir. Bu oranlar,&lt;br /&gt;eşi en az ortaokul mezunu olanlar için sırasıyla % 66.1, % 42.2, % 40.3 ve %&lt;br /&gt;32.7’dir. Görüldüğü gibi, yüksek eğitim guruplarında da önemli oranlarda şiddet&lt;br /&gt;yaşanmaktadır ve şiddetin engellenmesi açısından kadının eğitim düzeyi, eşin eğitim&lt;br /&gt;düzeyine göre daha etkindir.&lt;br /&gt;TABLO 14: KADINLARIN EŞLERİ TARAFINDAN UYGULANAN ŞİDDET (%)&lt;br /&gt;Şiddetin Türü&lt;br /&gt;Sık sık&lt;br /&gt;Nadiren&lt;br /&gt;Hiçbir&lt;br /&gt;zaman&lt;br /&gt;Toplam&lt;br /&gt;Sözel şiddet (bağırma, hakaret&lt;br /&gt;Küfür, aşağılama)&lt;br /&gt;25.9&lt;br /&gt;50.8&lt;br /&gt;23.3&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Duygusal şiddet (manevi&lt;br /&gt;Eziyet)&lt;br /&gt;17.5&lt;br /&gt;39.1&lt;br /&gt;43.4&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Fiziksel şiddet (dayak, tekme,&lt;br /&gt;tokat, yumruk)&lt;br /&gt;15.4&lt;br /&gt;42.5&lt;br /&gt;42.1&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Cinsel şiddet (tecavüz)&lt;br /&gt;16.3&lt;br /&gt;35.6&lt;br /&gt;48.1&lt;br /&gt;100.0&lt;br /&gt;Kadınların dörtte üçü eşinin şiddete yönelik davranışlarını hiçbir zaman haklı&lt;br /&gt;görmediklerini belirtmişlerdir. Buna rağmen, kadını ayrımcılığa uğratan yasalar ve&lt;br /&gt;uygulamalar, şiddeti doğal olarak gören kültürel ortam, ekonomik yoksunluk, kadının&lt;br /&gt;boşanmasının kabul görmemesi, polise karşı duyulan korku ve çekingenlik gibi çeşitli&lt;br /&gt;nedenlerden dolayı çoğu kadın kendilerini eşlerinin şiddetine karşı son derece&lt;br /&gt;savunmasız hissetmektedir. Kadınların yalnızca % 22.1’i yaşadığı şiddet nedeniyle&lt;br /&gt;evden bir süre için ayrılmış olduğunu, % 14.7’si ise ailesi, arkadaş ya da&lt;br /&gt;komşularından yardım istediğini belirtmişlerdir. Evi tamamiyle terk edenlerin oranı %&lt;br /&gt;2.9’da kalmaktadır. Karakola ya da bir sağlık kurumuna başvuranların ya da şikayet&lt;br /&gt;dilekçesi verenlerin oranı yok denecek kadar azdır (sırasıyla % 1.2, % % 1.3, % 0.2).&lt;br /&gt;Şekil 4’te, kadınların şiddete karşı başka ne yaptıkları konusundaki açık uçlu bir&lt;br /&gt;soruya verdikleri yanıtlardan bazıları görülmektedir.&lt;br /&gt;Şiddete bir şekilde karşı koymuş olan kadınların % 18.2’si bunun faydasını&lt;br /&gt;gördüklerini ve % 6.2’si eşlerinin uyguladığı şiddet nedeniyle bir şekilde ceza görmüş&lt;br /&gt;olduğunu belirtmişlerdir. Şiddeti engellemekte etkisi olan davranışlar, kadının evden&lt;br /&gt;bir süre ayrılması, kadının veya eşin ailesinin eşe müdahelesi, kadının da karşılık&lt;br /&gt;vermesi, kadının eşe küsmesi olarak sıralanıyor. Kadınların eşin ne şekilde ceza&lt;br /&gt;görmüş olduğu sorusuna verdikleri yanıtlar şöyledir: “Toplum onu dışladı, kınadılar”,&lt;br /&gt;“ailem bir süre kendisiyle konuşmadı”, “dayak yedi”, “uyardılar”, “kayınbabam&lt;br /&gt;kendisine kızdı”, “yemek yapmam, aç kalır”, “konuşmayarak kendimce ceza verdim”,&lt;br /&gt;“benim küsmem ona cezadır”. Bu yanıtlar erkeklerin, uyguladıkları şiddet nedeniyle,&lt;br /&gt;kadınlara göre ceza gördükleri durumlarda bile, bu cezanın ne denli hafif&lt;br /&gt;kalabileceğini gösteriyor. Oysa Türk Ceza Kanunu’na göre şiddet derecesine göre&lt;br /&gt;şiddet uygulayan kişinin cezası hapistir, ve aile içi şiddet söz konusu olduğunda bu&lt;br /&gt;ceza artırılır.&lt;br /&gt;25&lt;br /&gt;25&lt;br /&gt;TCK’nun 456. Maddesine göre, her kim, öldürme kastı olmaksızın, bir kimseye cismen eza verir&lt;br /&gt;veya sağlının bozulmasına veya akli melekelerinde karışıklığa neden olursa altı aydan bir yıla kadar&lt;br /&gt;hapsolunur. Dolayısıyla evde ya da ev dışında bu tür şiddetle karsılaşan bir kadın bu maddeye&lt;br /&gt;dayanarak cezalandırma isteyebilir. Bu tür şiddetin aile içinde yaşanması durumunda 457. Maddeye&lt;br /&gt;göre ceza 1/3’ten yarıya kadar arttılır.&lt;br /&gt;Page 20&lt;br /&gt;20&lt;br /&gt;Eşinizden gördüğünüz şiddet nedeniyle başka nasıl davranışlarda bulundunuz?&lt;br /&gt;• Ben de bağırıp hakaret ediyorum.&lt;br /&gt;• Karşılık verdim.&lt;br /&gt;• Ben de bağırıp hakaret ediyorum. Bazen susuyorum.&lt;br /&gt;• Konuşmaya çalıştım&lt;br /&gt;• Ağlayıp sızlıyorum. Allah’tan yardım istiyorum.&lt;br /&gt;• Ağlıyorum, küsüyorum. Ailemden yardım alamıyorum. Beni suçluyorlar.&lt;br /&gt;• Dayağı yiyip evde oturuyorum. Yüz göz şiş olduğundan dışarı çıkamıyorum.&lt;br /&gt;• Ağlamaktan başka birşey yapamam.&lt;br /&gt;• Anneme bile söylemem, benim için yanar. Ailemi niye üzeyim. Kendim yaptım,&lt;br /&gt;kendim çekiyorum. Gururum var, namusum var, bunları düşünüyorum. Millete&lt;br /&gt;dedikodu malzemesi mi olayım.&lt;br /&gt;• Kaçtım, beni Van’da yakaladılar.&lt;br /&gt;• Evi birkaç kez terk ettim, sonra mecbur geldim.&lt;br /&gt;• Küserdim, ağlardım, ne yapalım, mecbur barışırdım.&lt;br /&gt;• Tavır takınıp konuşmadığım zamanlar oluyor.&lt;br /&gt;• Ona küsüyordum.&lt;br /&gt;Kadınlar eşleri haricinde, eşlerinin ailesindeki erkeklerin ya da kadınların, ya da&lt;br /&gt;kumalarının şiddetine de maruz kalabiliyorlar. Evli kadınların % 5.5’i eşinin&lt;br /&gt;ailesindeki erkeklerden en azından birinin, % 2.3’ü eşinin kadın akrabalarından en&lt;br /&gt;azından birinin, % 0.8’i ise kumasının fiziksel şiddetine maruz kaldığını belirtmiştir.&lt;br /&gt;Eşinin ailesindeki kişilerden ya da kumalarından manevi eziyet gördüğünü&lt;br /&gt;söyleyenlerin oranı daha da yüksektir. Eşinin ailesindeki erkeklerin en azından&lt;br /&gt;birinden manevi eziyet gördüğünü söyleyenlerin oranı % 6.7, eşinin kadın&lt;br /&gt;akrabalarından manevi eziyet gördüğünü söyleyenlerin oranı % 11.9, kumasının&lt;br /&gt;manevi eziyetinden şikayet edenlerin oranı ise % 3.7’dir.&lt;br /&gt;Doğu’da kadınların eşlerinden gördükleri şiddete karşı koyamamalarının önemli&lt;br /&gt;nedenleri arasında, yıllardır devam eden silahlı çatışma nedeniyle devlet kurumlarına&lt;br /&gt;ve güvenlik güçlerine karşı duyulan korku ve güvensizlik de yer almaktadır.&lt;br /&gt;Bölgedeki şiddet ortamı ve bundan kaynaklanan politik, ekonomik ve sosyal sorunlar&lt;br /&gt;kadınların aile içinde yaşadıkları şiddeti konu etmelerini ve stratejiler üretmelerini&lt;br /&gt;son derece güçleştirmektedir.&lt;br /&gt;Sonuç&lt;br /&gt;Kadının ailedeki statüsü, halen toplumsal statüsü için en belirleyici unsurlardan&lt;br /&gt;biridir. Kadın ve erkek arasındaki aile içi güç dağılımının kadının aleyhine olması,&lt;br /&gt;hem kadınların toplumdaki ikincil konumunu, hem de kadınların uğradıkları&lt;br /&gt;ayrımcılıklara karşı stratejiler üretmelerindeki sınırları belirlemektedir. Dolayısıyla&lt;br /&gt;aileye ilişkin yasalar kadınların hayatında son derece önemli bir rol oynamaktadır.&lt;br /&gt;Modern aileyi hedef alan Medeni Kanun’un getirdiği en önemli yeniliklerden biri&lt;br /&gt;Osmanlı İmparatorluğu’nda varolan paralel hukuk sistemlerine son vererek tek ve&lt;br /&gt;standardize bir hukuk sistemi getirmesiydi. O güne kadar varolan ve bölgesel&lt;br /&gt;koşullara, dinsel yorumlara, etnik yapılara göre değişiklik gösteren aileye ilişkin&lt;br /&gt;Page 21&lt;br /&gt;21&lt;br /&gt;yasalar ve uygulamaların modernleşmeyle kendiliğinden ortadan kalkacağı varsayıldı.&lt;br /&gt;Yukarıda sunduğumuz sonuçlar, Medeni Kanun’un kabulünden 72 yıl sonra, halen&lt;br /&gt;birçok kadının gündelik yaşamını ve aile içindeki konumunu belirleyen yasaların&lt;br /&gt;Medeni Kanun değil; geleneksel ve dini yasalar olduğunu gösteriyor.&lt;br /&gt;Medeni Kanun’la çelişen geleneksel ya da dini yasalar ve uygulamalar, birçok kadın&lt;br /&gt;için haklarını yaşama geçirmelerini engelleyen karmaşık pratikler oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;Örneğin resmi yasalara göre yasaklanmış olmasına rağmen, erkeklerin dini nikahla&lt;br /&gt;birden fazla kadınla evlenmesinin mümkün olması, Doğu’da her on kadından birinin&lt;br /&gt;çokkarılı bir evlilik içinde olmasını ve bu nedenle istedikleri halde resmi nikah&lt;br /&gt;yaptıramamaları sonucunu getirmektedir. Resmi yasalara göre “olmaması” gereken,&lt;br /&gt;dolayısıyla merkezi otoritelerce yok varsayılan bu pratiklerden etkilenen kadınların&lt;br /&gt;isteseler bile evliliğe ilişkin haklarını savunmak için başvurabilecekleri hiç bir merci&lt;br /&gt;yoktur. Resmi nikahı olan kadınların çoğunluğu için geleneksel yasalara göre&lt;br /&gt;boşanma mümkün görülmediği gibi, dini temellere dayanan boşanma gerekçeleri,&lt;br /&gt;Medeni Kanun’da sıralanan boşanma gerekçelerinden daha geçerli olarak&lt;br /&gt;algılanmaktadır. Boşanmanın kadınlar açısından mümkün görülmemesinin önemli&lt;br /&gt;nedenlerinden biri, çoğu kadının boşanma sırasında ve sonrasında haklarını yaşama&lt;br /&gt;geçiremeyeceklerini düşünmeleridir.&lt;br /&gt;Zinaya ilişkin geleneksel yasalar, kadın cinselliği üzerindeki toplumsal denetim&lt;br /&gt;mekanizmalarının yargısız infaza kadar varan bir şiddet derecesine ulaşabileceğini&lt;br /&gt;göstermektedir. Oysa erkeklerin zinası, çokkarılı&lt;br /&gt;evlilikler yoluyla&lt;br /&gt;“yasal”laştırılmaktadır. Kadınların yarıdan fazlası, eşlerinin sözel, duygusal ve cinsel&lt;br /&gt;şiddetine maruz kalmaktadır. Gerek eşlerinden, gerekse diğer aile üyelerinden&lt;br /&gt;gördükleri şiddete karşı çoğu kadın kendini tamamiyle yanlız hissetmektedirler.&lt;br /&gt;kadınlara yönelik şiddetin yoğunluğu, kadınların uğradıkları ayrımcılığa karşı&lt;br /&gt;stratejiler üretmelerini de engellemektedir.&lt;br /&gt;Kadınların yaşamını belirleyen ve yoruma açık olan geleneksel ve dini yasalar, hemen&lt;br /&gt;hemen her zaman gerek ailedeki, gerekse toplumdaki erkek egemenliğini koruma&lt;br /&gt;işlevini görmektedirler. Medeni Kanun’un geçerliliği olan tek resmi yasa olması&lt;br /&gt;nedeniyle, bu yasalar tamamiyle yerel toplulukların ve bu topluluklarda gücü elinde&lt;br /&gt;tutan erkeklerin denetiminde kalmıştır. Paralel yasaların geçerli olduğu durumlarda,&lt;br /&gt;genellikle kadını en ayrımcılığa uğratanı uygulanmaktadır. Örneğin, resmi nikahı&lt;br /&gt;olmayan kadınlar için son derece önem taşıyabilecek dini nikah sözleşmesi, birçok&lt;br /&gt;İslami yoruma göre şart olmasına rağmen, çok az kadının dini nikah sözleşmesi&lt;br /&gt;vardır. Dini nikah sözleşmesi olanlarda da, genellikle kadının haklarını koruyan&lt;br /&gt;maddeler yerine geleneksel bir yasa olan başlık parasına ait anlaşmaların söz konusu&lt;br /&gt;olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla sözüm ona dine dayandırılan uygulamalarla&lt;br /&gt;kadınların resmi yasalarca tanınan hakları ihlal edildiği gibi, dinin tanıdığı haklardan&lt;br /&gt;da faydalanmaları engellenmektedir.&lt;br /&gt;Kadının eğitim düzeyi, kadınların resmi yasalarla da tanınan haklarını yaşama&lt;br /&gt;geçirebilmelerinde önemli bir rol oynamaktadır. Ancak geleneksel ve dini yasalar,&lt;br /&gt;yüksek eğitim gurubundaki birçok kadının yaşamında da önemli bir yer tutmaktadır.&lt;br /&gt;Bu da sık sık varsayıldığı eğitimin tek başına kadının yaşamını değiştirecek sihirli bir&lt;br /&gt;güç olmadığını göstermektedir.&lt;br /&gt;Page 22&lt;br /&gt;22&lt;br /&gt;Resmi nikah isteyen ve başlık parasına bir insan hakları ihlali olarak karşı çıkan ve&lt;br /&gt;eleştiren kadınların çoğunlukta olması, kadınların uğradıkları ayrımcılıkların&lt;br /&gt;kökeninde kendi bilinçsizliklerinin değil, haklarını savunmalarını sağlayacak&lt;br /&gt;mekanizmalara sahip olmamalarının yattığını göstermektedir.&lt;br /&gt;Medeni Kanun’un modernleşmeyle kendiliğinden yaygınlık kazanmasını beklemek&lt;br /&gt;yerine,bölgelere, etnik guruplara ya da mezheplere göre değişen dini ve geleneksel&lt;br /&gt;yasaların ve uygulamaların incelenmesi, tartışılması ve kadınların bu tartışmanın&lt;br /&gt;öznesi olabilmelerini sağlayacak mekanizmaların işlerliğe geçirilmesi gerek kadınlar,&lt;br /&gt;gerekse demokrasinin gelişimi açısından son derece önem taşımaktadır. Özel alana&lt;br /&gt;ilişkin bu pratiklerin kamu alanına taşınması ve onlardan en fazla etkilenen kadınların&lt;br /&gt;bakış açısının esas alınması, 75 yıldır kağıt üstünde hedeflenen değişimlerin&lt;br /&gt;gerçekleşmesi için şarttır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-1769408645885138712?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/1769408645885138712/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=1769408645885138712' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/1769408645885138712'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/1769408645885138712'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/dou-anadoluda-kadin-ve-aile.html' title='DOĞU ANADOLU’DA KADIN VE AİLE'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-7052618594321159984</id><published>2008-09-15T07:02:00.002+03:00</published><updated>2008-09-15T07:07:58.491+03:00</updated><title type='text'>TÜRKİYE'DE TÖRE VE NAMUS CİNAYETLERİ</title><content type='html'>TÜRKİYE'DE TÖRE VE NAMUS CİNAYETLERİ     (Prof Dr. Mahmut TEZCAN)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Töre cinayetleri (Namus cinayetleri). olayın kültürel antropolojik yönleriyle ele alınmış ilk kapsamlı çalışmadır. Kadına yönelik şiddetin en acımasız biçimi olarak uygulanan bir töre olan bu uygulamanın üzerinde ciddi olarak durulması gerekmektedir. Yazar, bu Kitabında, olayların önlenmesinde çok etkin bir rol alacağını düşünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu Başlıkları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Kuramsal çerçeve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   1. Namus Kavramı&lt;br /&gt;   2. Şeref kavramı&lt;br /&gt;   3. Namus cinayetlerinin sınıfsallığı&lt;br /&gt;   4. Namus cinayetlerine ilişkin kuram&lt;br /&gt;   5. Akrabalık ilişkileri&lt;br /&gt;   6. Töreler&lt;br /&gt;   7. Kimler öldürüyor&lt;br /&gt;   8. "Aile meclisi" kurumu&lt;br /&gt;   9. Ailede kız çocukları üzerindeki ağabey baskısı&lt;br /&gt;  10. Aşiret kavramı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Şanlıurfa' daki Örnek olaylar&lt;br /&gt;    * Küreselleşen aile içi namus cinayetleri(Kentlerdeki olaylar)&lt;br /&gt;    * Kadınlar tarafından işlenen namus cinayetleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   1. Örnek olaylar&lt;br /&gt;   2. Erkeklerin öldürülmesi&lt;br /&gt;   3. Töre intiharları&lt;br /&gt;   4. Başlık parası&lt;br /&gt;   5. Akraba evliliği&lt;br /&gt;   6. Berdel evliliği (Değişik Usulü evlilik)&lt;br /&gt;   7. Diyet evliliği (Kan bedeli olarak kız verme)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Önlemler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   1. Büyük kentlerdeki töre cinayetlerinin önlenmesi&lt;br /&gt;   2. New York toplantısı&lt;br /&gt;   3. Katile töre indirimi&lt;br /&gt;   4. İsveç'te töreye en ağır ceza: Müebbet&lt;br /&gt;   5. Kansız çözümler&lt;br /&gt;   6. Tartışma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Listenize Ekleyin, Listenizdeki Ürünleri Kıyaslayın...]&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;TÜRKİYE'DE TÖRE VE NAMUS CİNAYETLERİ (Antropolojik Yaklaşım) Prof. Dr. Mahmut TEZCAN)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marka:&lt;br /&gt; Naturel Yayın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stok Kodu :&lt;br /&gt; 17&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stok Durumu :&lt;br /&gt; Stokta 600 Adet Bulunuyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satış Fiyatı :&lt;br /&gt; 8 YTL&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-7052618594321159984?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/7052618594321159984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=7052618594321159984' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/7052618594321159984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/7052618594321159984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/trkiyede-tre-ve-namus-cinayetleri.html' title='TÜRKİYE&apos;DE TÖRE VE NAMUS CİNAYETLERİ'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-2731309777980870947</id><published>2008-09-15T07:02:00.001+03:00</published><updated>2008-09-15T07:02:48.841+03:00</updated><title type='text'>Türkiye´de 30 Cesit Evlilik Var(mis)</title><content type='html'>Türkiye´de 30 Cesit Evlilik Var(mis)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye genelinde yapılan bir araştırmaya göre ülkemizde 'görücü usulü'nden oldu bittiye kadar birbirinden ilginç 30 çeşit evlilik var. Kültürler arasında değişen evlilik biçimlerinin çoğu da kadına söz hakkı tanımıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yetişkinin birlikte yaşamaları için evlilik kararı vermeleri hiç de zor değil. Bunun için de bir nikah dairesine başvurmak gerekiyor. Fakat ülkemizde bu sanıldığı kadar kolay gelişmiyor. Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Türkçe Bölümü öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Lütfi Sezen, ülkemizde birbirinden ilginç 30 çeşit evlenme türü olduğunu ortaya çıkardı. Türkiye genelinde araştırma yapan Yar. Doç. Dr. Sezen, evlenme türlerini sıraladığı "Türkiye'de Evlenme Biçimi" konulu çalışmasında, Türkiye'deki evlilik biçimlerinin çoğunun kadına söz hakkı tanımayan evlilikler olduğunu ve geleneklerin devam ettiği yörelerde yaygın olduğunu açıklıyor. Birbirinden ilginç evlenme yöntemleri şöyle sıralanıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 . Görücü usulüyle evlenme: Gelenekselliğin ağır bastığı yörelerde görülen evlenme biçimidir. Bunda kız seçme girişimi, doğrudan doğruya evlenecek gencin annesi, babası veya yakınları tarafından başlatılır. Gencin kızı beğenmesi yeterli değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 . Kız kaçırma (Düğünsüz evlenme): Ailelerin evliliğe kesin karşı çıkması durumunda kız kaçırma olayı gündeme gelir. Bu durum, sosyo-ekonomik ve diğer sebeplerle en çok kız tarafının engellemesiyle ortaya çıkar. Bu engeller arasında kız tarafının başlık parası istemesi önemli bir yer tutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 . Başlık parasıyla evlenme: Başlık, evlenecek gencin kız tarafına ödediği paraya denir. Bu nakit para yanında; altın, ev, bahçe, tarla veya hayvan olarak da gerçekleşebilir. Doğu ve Güneydoğu kırsalında yaygın olan başlık parası üzerinde yapılan pazarlığın sonuçlanmasına "başlık kesme" denir. Başlık, kadını bir mal olarak gören anlayışın ürünü olması yönüyle ilkel bir zihniyetin devamıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 . Oturak alma evlilik : Erkeğin kızı zorla kaçırması yanında, kızın bohçasını alarak oğlan evine gidip oturması durumu vardır ki buna bazı yörelerde, 'oturak alma' denilir. Bir kızın bazen gözünü tuttuğu herhangi bir erkeğe kaçtığı görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 . Baş örtüsü kaçırma yoluyla evlilik: Hakkâri, Van, Ağrı ve Erzurum'un ilçelerinde rastlanılan bu evliliğin gerçekleştirilmesinde; kıza ait bir eşyanın kaçırılması, kızı kaçırmakla eş tutulmaktadır. Oğlanın ailesi, kız tarafıyla anlaşmak zorundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6 . Beşik kertme evliliği: Birbirini çok seven eş-dost, komşu veya yakınlar, çocukları beşikteyken, beşiklerine birer kertme vurarak nişanı gerçekleştirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 . Tay geldi evlilik: Dul bir kadının, eski kocasından olan çocuklarını da alarak dul bir erkekle ya da dul bir erkeğin eski karısından olan çocuklarını alarak dul bir kadınla yaşamasından doğan evliliğe denir. Kadın veya kocanın yanında getirdikleri çocuklar, 'tay geldi' olarak adlandırılırlar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 . Kuma getirme evliliği: Cumhuriyetten önce, karısı kısır olan veya erkek çocuk doğuramayan erkek, yeniden evlenirdi. Günümüzde Doğu ve Güneydoğu'nun kırsal kesimlerinde hâlâ devam etmektedir. Bu gibi evlenmelerde ilk kadın, sonradan gelenin yanında ikinci plana düşer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9 . Berdel (bedel) evliliği: Doğu v e Güneydoğu Anadolu'da uygulanır. Başlık sorununu ortadan kaldıran bu tür evlilik; hem kızı hem de oğlu bulunan iki ailenin, karşılıklı olarak hem kızlarını hem de oğullarını evlendirmeleriyle gerçekleştirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 . Kepir (yaban değişimi) evliliği: Zor kullanılarak gerçekleştirilen evlilik biçimidir. Evlenmek isteyen fakat başlık ve düğün masraflarını karşılayacak kadar paraları olmayan ya da ailelerin çıkardıkları zorluklardan çekinen bekâr iki arkadaş, kız kardeşlerini kendi aralarında değiştirirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11 . Ölen kardeşin karısıyla evlenme (Levirat evlenme): Doğu ve Güneydoğu'da rastlanılan ve törelerden kaynaklanan bu evlilik biçimi, "namusu başkalarına kaptırmamak" anlayışıyla gerçekleştirilir. Ölen kardeşin karısı, bekâr olan erkek kardeşle evlendirilir veya evli olan erkek kardeşin ikinci eşi olması yoluna gidilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 . Baldızla evlilik (Sorarat evlilik): Özel kültürel bir âdettir. Dul kalan kocanın, eşinin ölümünden sonra baldızıyla evlenmesidir. Öksüz kalan çocuklara "üvey anne" olarak seçilen teyzenin daha hoşgörülü davranabileceği düşüncesi bu evlenme biçiminin tercih edilmesinde etkili olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13 . İçgüveyi evliliği: Erkek çocuğu olmayan, ekonomik durumu iyi bazı aileler, kızı dışarı verme yerine, damadı "içgüveyi" olarak eve almaktadırlar. Özellikle tek kız çocuğu olan bazı aileler bu yola başvurmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 . Yetim evliliği: Anne ve babası ölmüş, kardeşleri olmayan bir delikanlı veya kızın, ileride kimsesiz kalmaması için yakın akrabalarından biriyle evlendirilmesidir. Bu evliliğin temelinde yardımseverlik ve sosyal dayanışma arzusu yatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 . Yakın akraba evliliği: Türkiye'de evli çiftlerin yaklaşık dörtte birinin akraba ve eşlerin yüzde 80'inin kardeş çocukları oldukları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 . Oldu bitti evlilik: Bir oldu bitti sonucu, bir kişinin diğerini evliliğe zorladığı evliliktir. Kızın erkeğin zayıf tarafını yakalayıp onunla ilişkiye girmesi veya erkeğin kızın zayıf tarafını yakalayıp iğfal etmesi sonucunda bu yola başvurulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 . Para karşılığı evlenme: Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun kırsalındaki yoksul ve eğitimsiz çevrelerde gerçekleşir. İlköğretim çağındaki çocukların okula gönderilmeyerek veya okuldan alınarak para karşılığında evlendirilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 . Kan parası karşılığı evlenme: Doğu ve Güneydoğunun kırsalında, öldürülen kişinin kan bedeli olarak para, altın, ev ve tarla yanında kız verildiği de görülmektedir. Temelinde eğitimsizlik olan ilkel bir evlenme biçimidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 . Tanışıp anlaşarak evlenme: Büyük kentlerde ve eğitim düzeyinin yükseldiği çevrelerde en yaygın olan evlenme biçimidir. Kız ve erkek belli bir süre arkadaşlık yaparak birbirlerini iyice tanıdıktan sonra gerçekleştirdikleri evlenme biçimidir. Kişiliğini bulmuş, ekonomik özgürlüğü olan eğitim düzeyi yüksek gençler, bu yolla evliliği tercih etmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20 . Çok eşli evlilik: Cumhuriyetten sonra yasaklanmış ama eğitim düzeyi düşük kırsal kesimlerde devam etmektedir. Daha çok erkek çocuk sahibi olup bulunduğu çevreye hükmetmek amacı ön planda gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21 . Anlaşmalı evlilik: Dul kalan kadın veya erkeklerin yaşlılık döneminde gerçekleştirdikleri evlenme biçimidir. Yaşlı erkeğin bakımı için muhtaç dul veya evlenmemiş bir kadınla anlaşılarak dini nikah yapılır. Nikâhlanan kadına para ve altın gibi ekonomik destek sağlanılır. Yaşlı erkek ölünce, evlendiği kadın resmi nikahlı olmadığı için kendisine verilenlerle yetinir. Kalan miras, erkeğin varisleri tarafından paylaşılır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22 . Rastlantı evliliği: Rastlantı sonucu, sonu düşünülmeden gerçekleştirilen evliliktir. Bir yolculuk sırasında veya arkadaş, eş dost, akraba evinde karşılaşma, telefon konuşması sırasında sesten etkilenme, gözden, bacaktan göğüsten etkilenme gibi nedenlerle bu evliliğe kısa bir sürede karar vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 . Tercihli evlilik: Bu tür evlilik, genellikle ana baba, büyükanne, büyükbaba gibi aile büyüklerinin onayı ile gerçekleştirilmektedir. Genellikle komşu ve yakın akraba grupları arasında gerçekleşir. Topluluk içinde ekonomik güçleri aynı olan aileler arasında bu evlenme biçimi yaygındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24 . Yabancıyla evlilik: Yurtdışında çalışanların gerçekleştirdikleri evlenme biçimidir. Bu evlilik, yabancıdan kız alma veya yabancıya kız verme şeklinde görülmektedir. Birtakım hoşlukları, boşlukları ve problemleri olan evliliklerdendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25 . Farklı mezhep evliliği: Evliliklerin gerçekleştirilmesi sırasında karşılaşılan engellerin başında din ve mezhep farklılıkları gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26 . Metres edinme evliliği: Büyük kentlerde yaşayan eğitimsiz zenginler arasında; refah ve zenginlik göstergesi olarak "metres edinme" modası görülmektedir. Her türlü bakım ve masrafı üstlenilen başka bir evde ikame ettirilen ikinci bir kadınla sürdürülen gayr-i meşru ilişkidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27 . Muta evliliği: Geçici bir süre için yapılan evliliktir. Daha çok İran'da uygulanan bu evlenme biçiminin, Türkiye'de de bazı çevrelerde gerçekleştirildiği görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 . Öç alma karşılığı evlenme: Aralarında kan davası bulunan feodal dönem kalıntısı kimi aileler, karşı tarafın onurunu incitip saygınlığını zedelemek amacı ile bu yola başvurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29 . Dış güveyi evliliği: Son günlerde, bir Japon televizyonunun çöpçatan aracılığı ile Türkiye'ye eş seçmeye gelen Kuni Nakazon'a gösterilen aşırı ilgi, Türk erkeklerinin "dış güveyilik" konusuna ilgi duyduğunu ortaya çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 . İlan yoluyla eş seçme: Son zamanlarda, gazete, dergi, televizyonların teletex sayfalarına ve internete ilan vererek eş seçme yoluna gidildiği sıkça görülmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-2731309777980870947?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/2731309777980870947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=2731309777980870947' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/2731309777980870947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/2731309777980870947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/trkiyede-30-cesit-evlilik-varmis.html' title='Türkiye´de 30 Cesit Evlilik Var(mis)'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-4364089598891141641</id><published>2008-09-15T07:00:00.001+03:00</published><updated>2008-09-15T07:00:55.428+03:00</updated><title type='text'>Görücü usulü out, msn in...</title><content type='html'>Ülke genelinde yapılan araştırma sonucunda MSN evliliği de literatüre girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21 Mart 2008 17:49 Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Türkçe Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Lütfi Sezen, ülke genelinde yaptığı araştırma ile 30 çeşit evlenme türü tespit ettiğini, bunlara 'MSN' ile yapılan sohbet sonrası ve hastanelerde yakınlarının yanında refaketçi olarak kalan kişilerin hasta ya da refakatçilerle anlaşarak evlenmelerini de eklediğini kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yrd. Doç. Dr. Sezen, 'Türkiye'de evlenme biçimi' konulu çalışmada, &amp;quot;Evliliklerin büyük bir bölümünde ne yazık ki kadına söz hakkı tanınmıyor&amp;quot; dedi. Yrd. Doç. Dr. Lütfi Sezen'in kitaplaştırdığı evlilik yöntemlerini şöyle sıraladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Görücü usulüyle evlenme: Gelenekselliğin ağır bastığı yörelerde görülen evlenme biçimidir. Bunda kız seçme girişimi, doğrudan doğruya evlenecek gencin annesi, babası veya yakınları tarafından başlatılır. Gencin kızın beğenmesi yeterli değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Kız kaçırma (Düğünsüz evlenme): Ailelerin evliliğe kesin karşı çıkması durumunda kız kaçırma olayı gündeme gelir. Bu durum, sosyo- ekonomik ve diğer sebeplerle en çok kız tarafının engellemesiyle ortaya çıkar. Bu engeller arasında kız tarafının başlık parası istemesi önemli bir yer tutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Başlık parasıyla evlenme: Başlık, evlenecek gencin kız tarafına ödediği paraya denir. Bu nakit para yanında; altın, ev, bahçe, tarla veya hayvan olarak da gerçekleşebilir. Doğu ve Güneydoğu kırsalında yaygın olan başlık parası üzerinde yapılan pazarlığın sonuçlanmasına 'başlık kesme' denir. Başlık, kadını bir mal olarak gören anlayışın ürünü olması yönüyle ilkel bir zihniyetin devamıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Oturak alma evlilik: Erkeğin kızı zorla kaçırması yanında, kızın bohçasını alarak oğlan evine gidip oturması durumu vardır ki buna bazı yörelerde, 'oturak alma' denir. Bir kızın bazen gözünü tuttuğu herhangi bir erkeğe kaçtığı görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Baş örtüsü kaçırma yoluyla evlilik: Hakkari, Van, Ağrı ve Erzurum'un ilçelerinde rastlanılan bu evliliğin gerçekleştirilmesinde; kıza ait bir eşyanın kaçırılması, kızı kaçırmakla eş tutulmaktadır. Oğlanın ailesi, kız tarafıyla anlaşmak zorundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Beşik kertme evliliği: Birbirini çok seven eş- dost, komşu veya yakınlar, çocukları beşikteyken, beşiklerine birer kertme vurarak nişanı gerçekleştirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Tay geldi evlilik: Dul bir kadının, eski kocasından olan çocuklarını da alarak dul bir erkekle ya da dul bir erkeğin eski karısından olan çocuklarını alarak dul bir kadınla yaşamasından doğan evliliğe denir. Kadın veya kocanın yanında getirdikleri çocuklar, 'tay geldi' olarak adlandırılırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- Kuma getirme evliliği: Cumhuriyetten önce, karısı kısır olan veya erkek çocuk doğuramayan erkek, yeniden evlenirdi. Günümüzde Doğu ve Güneydoğu'nun kırsal kesimlerinde hala devam etmektedir. Bu gibi evlenmelerde ilk kadın, sonradan gelenin yanında ikinci plana düşer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- Berdel (bedel) evliliği: Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da uygulanır. Başlık sorununu ortadan kaldıran bu tür evlilik; hem kızı, hem de oğlu bulunan iki ailenin, karşılıklı olarak kızlarını ve oğullarını evlendirmeleriyle gerçekleştirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10- Kepir (yaban değişimi) evliliği: Zor kullanılarak gerçekleştirilen evlilik biçimidir. Evlenmek isteyen fakat başlık ve düğün masraflarını karşılayacak kadar paraları olmayan ya da ailelerin çıkardıkları zorluklardan çekinen bekar iki arkadaş, kız kardeşlerini kendi aralarında değiştirirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11- Ölen kardeşin karısıyla evlenme (Levirat evlenme): Doğu ve Güneydoğu'da rastlanılan ve törelerden kaynaklanan bu evlilik biçimi, 'namusu başkalarına kaptırmamak' anlayışıyla gerçekleştirilir. Ölen kardeşin karısı, bekar olan erkek kardeşle evlendirilir veya evli olan erkek kardeşin ikinci eşi olması yoluna gidilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12- Baldızla evlilik (Sorarat evlilik): Özel kültürel bir adettir. Dul kalan kocanın, eşinin ölümünden sonra baldızıyla evlenmesidir. Öksüz kalan çocuklara 'üvey anne' olarak seçilen teyzenin daha hoşgörülü davranabileceği düşüncesi bu evlenme biçiminin tercih edilmesinde etkili olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13- İçgüveyi evliliği: Erkek çocuğu olmayan, ekonomik durumu iyi bazı aileler, kızı dışarı verme yerine, damadı 'içgüveyi' olarak eve almaktadırlar. Özellikle tek kız çocuğu olan bazı aileler bu yola başvurmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14- Yetim evliliği: Anne ve babası ölmüş, kardeşleri olmayan bir delikanlı veya kızın, ileride kimsesiz kalmaması için yakın akrabalarından biriyle evlendirilmesidir. Bu evliliğin temelinde yardımseverlik ve sosyal dayanışma arzusu yatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15- Yakın akraba evliliği: Türkiye'de evli çiftlerin yaklaşık dörtte birinin akraba ve eşlerin yüzde 80'inin kardeş çocukları oldukları belirtilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16- Oldu bitti evlilik: Bir oldu bitti sonucu, bir kişinin diğerini evliliğe zorladığı evliliktir. Kızın erkeğin zayıf tarafını yakalayıp onunla ilişkiye girmesi veya erkeğin kızın zayıf tarafını yakalayıp iğfal etmesi sonucunda bu yola başvurulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17- Para karşılığı evlenme: Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun kırsalındaki yoksul ve eğitimsiz çevrelerde gerçekleşir. İlköğretim çağındaki çocukların okula gönderilmeyerek veya okuldan alınarak para karşılığında evlendirilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18- Kan parası karşılığı evlenme: Doğu ve Güneydoğunun kırsalında, öldürülen kişinin kan bedeli olarak para, altın, ev ve tarla yanında kız verildiği de görülmektedir. Temelinde eğitimsizlik olan ilkel bir evlenme biçimidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19- Tanışıp anlaşarak evlenme: Büyük kentlerde ve eğitim düzeyinin yükseldiği çevrelerde en yaygın olan evlenme biçimidir. Kız ve erkek belli bir süre arkadaşlık yaparak birbirlerini iyice tanıdıktan sonra gerçekleştirdikleri evlenme biçimidir. Kişiliğini bulmuş, ekonomik özgürlüğü olan eğitim düzeyi yüksek gençler, bu yolla evliliği tercih etmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20- Çok eşli evlilik: Cumhuriyetten sonra yasaklanmış ama eğitim düzeyi düşük kırsal kesimlerde devam etmektedir. Daha çok erkek çocuk sahibi olup bulunduğu çevreye hükmetmek amacı ön planda gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21- Anlaşmalı evlilik: Dul kalan kadın veya erkeklerin yaşlılık döneminde gerçekleştirdikleri evlenme biçimidir. Yaşlı erkeğin bakımı için muhtaç dul veya evlenmemiş bir kadınla anlaşılarak dini nikah yapılır. Nikahlanan kadına para ve altın gibi ekonomik destek sağlanılır. Yaşlı erkek ölünce, evlendiği kadın resmi nikahlı olmadığı için kendisine verilenlerle yetinir. Kalan miras, erkeğin varisleri tarafından paylaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22- Rastlantı evliliği: Rastlantı sonucu, sonu düşünülmeden gerçekleştirilen evliliktir. Bir yolculuk sırasında veya arkadaş, eş dost, akraba evinde karşılaşma, telefon konuşması sırasında sesten etkilenme, gözden, bacaktan göğüsten etkilenme gibi nedenlerle bu evliliğe kısa bir sürede karar vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23- Tercihli evlilik: Bu tür evlilik, genellikle ana baba, büyükanne, büyükbaba gibi aile büyüklerinin onayı ile gerçekleştirilmektedir. Genellikle komşu ve yakın akraba grupları arasında gerçekleşir. Topluluk içinde ekonomik güçleri aynı olan aileler arasında bu evlenme biçimi yaygındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24- Yabancıyla evlilik: Yurt dışında çalışanların gerçekleştirdikleri evlenme biçimidir. Bu evlilik, yabancıdan kız alma veya yabancıya kız verme şeklinde görülmektedir. Birtakım hoşlukları, boşlukları ve problemleri olan evliliklerdendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25- Farklı mezhep evliliği: Evliliklerin gerçekleştirilmesi sırasında karşılaşılan engellerin başında din ve mezhep farklılıkları gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26- Metres edinme evliliği: Büyük kentlerde yaşayan eğitimsiz zenginler arasında; refah ve zenginlik göstergesi olarak 'metres edinme' modası görülmektedir. Her türlü bakım ve masrafı üstlenilen başka bir evde ikame ettirilen ikinci bir kadınla sürdürülen gayr- i meşru ilişkidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27- Muta evliliği: Geçici bir süre için yapılan evliliktir. Daha çok İran'da uygulanan bu evlenme biçiminin, Türkiye'de de bazı çevrelerde gerçekleştirildiği görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28- Öç alma karşılığı evlenme: Aralarında kan davası bulunan feodal dönem kalıntısı kimi aileler, karşı tarafın onurunu incitip saygınlığını zedelemek amacı ile bu yola başvurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29- Dış güveyi evliliği: Son günlerde, bir Japon televizyonunun çöpçatan aracılığı ile Türkiye'ye eş seçmeye gelen Kuni Nakazon'a gösterilen aşırı ilgi, Türk erkeklerinin 'dış güveyilik' konusuna ilgi duyduğunu ortaya çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30- İlan yoluyla eş seçme: Son zamanlarda, gazete, dergi, televizyonların teleteks sayfalarına ve internete ilan vererek eş seçme yoluna gidildiği sıkça görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31- MSN evliliği: Birbirini hiç görmeyen kişiler, fotoğraf ve görüntülü olarak MSN'de tanışıp evlilik kararı almasıyla meydana gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;32- Refakatçi evliliği: Hastanelerde yakınlarının yanında refaketçi olarak kalan kişilerin burada birbirleri ile tanışması üzerine yapılan evlilik.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-4364089598891141641?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/4364089598891141641/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=4364089598891141641' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/4364089598891141641'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/4364089598891141641'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/grc-usul-out-msn-in.html' title='Görücü usulü out, msn in...'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-4829265040432968447</id><published>2008-09-15T06:58:00.000+03:00</published><updated>2008-09-15T06:59:02.478+03:00</updated><title type='text'>Urfa'da İlginç Bir Cehalet Öyküsü</title><content type='html'>Urfa'da İlginç Bir Cehalet Öyküsü&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 yıl önce berdel evliliği yapan kadınlardan biri hastalanınca “Al kızını, ver kızımı” pazarlığı başladı. İşte ilginç bir cehalet öyküsü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25 Ağustos 2008  11:55&lt;br /&gt;         &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞANLIURFA’da 10 yıl önce yapılan berdel evliliği, kadınlardan birinin hastalanması üzerine bozulmak istendi. Taysun ailesi, 4 çocuk annesi gelinleri 35 yaşındaki Aliye Taysun'u, kemik erimesi nedeniyle ameliyat olması üzerine baba evine geri gönderip, berdel karşılığı 10 yıl önce Ahmet Suvarigil'le evlendirdikleri 3 çocuk annesi kızları 26 yaşındaki Melek Suvarıgil'i geri istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taysun ailesi, olaya bir de ‘namus meselesi’ karıştırıp, kızlarının geri gönderilmemesi halinde ‘ölüm tehtidinde’ bulundu. Suvaligil ve Taysun çiftleri bu gelişme üzerine savcılığa başvurup korunmalarını istedi. Töre baskısı altında tehditler aldığını öne süren 31 yaşındaki Mehmet Ali Taysun, hasta olan eşi Aliye Taysun’u kendisinden ayırmak için ‘namus dedikoduları’ çıkarıldığını söylerken, aynı berdel ile evlenen 31 yaşındaki Ahmet Suvarigil de, “Ablam hastalandığı ve tarlada çalışamadığı için berdeli bozmak istiyorlar. Ablam eniştemi, ben de eşimi seviyorum. Ölmek, öldürmek istemiyoruz. Bizi kendi halimize bıraksınlar” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilvan İlçesi’ne bağlı Mantarlı Köyü’nde çobanlık yapan Ahmet Suvarigil, başlık parası ödememek için 10 yıl önce köylüsü Sinan Taysun’un oğlu Mehmet Ali Taysun ile kızkardeşlerini berdel yaptı. Ahmet Suvarigil Mehmet Ali Taysun’un kızkardeşi Melek ile, Mepmet Ali Taysun da Suvarigil’in ablası Aliye ile evlendi. Ahmet Suvarigil ve eşinin Mustafa (8), Yahya (3) ve 2 aylık Hüseyin (yanda) ablası Aliye- Mehmet Ali Taysun çiftinin ise Mehmet Şirin (9), Melek (8), Abdurrahman (6) ve Cemal (5) adlı çocukları oldu. Ahmet Suvarigil, geçim sıkıntısı nedeniyle eşi ve çocuklarıyla birlikte Adana’ya göçüp yerleşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HASTALIKLA GELEN SORUNLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilvan’ın Mantarlı Köyü’nde yaşayan Ahmet Suvarigil’in ablası Aliye Taysun, 4 ay önce kemik erimesinden ameliyat oldu, beline platin takıldı. Eşinin ameliyat ve hastane masrafaları için akrabası Ramazan Karakeçili’den bin YTL borç alan ve geçimini çobanlık yaparak sağlayan Mehmet Ali Taysun, borcunun 600 YTL’sini ödeyebildi. Geri kalanını ödeyememesi, eşinin hasta olması ve tarlada çalışamaması nedeniyle iddiaya göre akrabaları ondan eşini boşamasını istedi, aksi taktirde töre gereği öldürüleceği tehdidinde bulundu. “Ben eşimden vazgeçmem” diyen Mehmet Ali ve eşi Aliye Taysun dövüldü. Aliye Taysun babasının evine gönderildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIZLARINI GERİ İSTEDİLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taysun Ailesi, berdeli bozmak için bu kez Adana’da kendi hallerinde mutlu bir yaşam süren Ahmet Suvarigil’i tehdit edip kızları Melek’i geri istedi. İddiaya göre Ahmet Suvarigil’i 4 Temmuz’da telefonla arayan Ömer Karakeçili, “Ablanı başka birisi ile beraber baş başa otururken yakaladık. Bu da bize göre namus meselesidir. Ablanı evinize gönderdik. Kızımızı bize geri gönder. Göndermezsen seni öldürürüz. Bacımız da bize geri gelmezse onu da öldürürüz” tehdidinde bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TAYSUN ÇİFTİ DE ADANA'YA KAÇTI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suvarigil eşi Melek ile birlikte Cumhuriyet Savcılığı’na giderek eşinin akrabaları Halil, Mehmet Ali, Salih, Mustafa ve Sinan Taysun, Ömer Karakeçili, amca çocuğu Ömer Karakeçili, Hamza, Sinan, Halil, İbrahim, Ramazan ve Mustafa Karakeçili hakkında suç duyurusunda bulunup, koruma istedi. Mehmet Ali ve eşi Aliye Taysun da, Siverek Cumhuriyet Savcılığı’na giderek kendilerini tehdit edip döven akrabaları Ömer, Hamza, Ramazan, Halil, Sino ve Ahmet Karakeçili hakkında suç duyurusunda bulundu. Taysun Ailesi öldürülme korkusuyla Şanlıurfa’dan kaçıp kendileri gibi töre gereği öldürülmekle tehdit edilen Ahmet Suvarigil ile eşi Melek’in yanına sığındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘BİZİ RAHAT BIRAKSINLAR’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adana’da bir evde 7 çocukla birlikte kalan berdel mağduru Suvarigil ve Taysun çiftleri, hayatlarının tehlikede olduğunu belirterek korunmalarını istedi. Akrabalarının kendisini, eşini ve çocuklarını öldürmesinden korktuğunu belirten Mehmet Ali Taysun şunları anlattı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Eşim hasta. Ben eşimle mutlu bir hayat sürmekteyim. Bölgemizde akraba ilişkileri çok sıkı olduğu için eşimin hasta olması ve tarlaya işe gitmemesi nedeniyle akrabalarım beni eşimden ayırmaya kalktı. Bana ‘Sen bu kadını terk et, yeniden evlen. Evlilik masraflarını da biz yaparız. Yeter ki sen bunu gönder’ dediler. Ben de kendilerine ’eşimle bir sorunum olmadığını, boşanmayacağımı’ söyledim. Bu defa beni ve eşimi öldürmekle tehdit ettiler. Biz de kaçmak zorunda kaldık. Devletimizin bizi korumasını istiyoruz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlarına sığınan 4 çocuklu ablası ve eniştesiyle birlikte yaşamaya başlayan Ahmet Suvarigil de, her an akrabalarının kendilerini öldürmeye gelmelerinden korktuklarını söyledi. Suvarigil, “Bizi kendi halimize bıraksınlar. Ölmek, öldürmek istemiyorum. Bizim mutlu bir yaşamımız var. Ben eşimi, ablam da kendi eşini seviyor. Yuvalarımızı yıkmasınlar” dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-4829265040432968447?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/4829265040432968447/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=4829265040432968447' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/4829265040432968447'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/4829265040432968447'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/urfada-ilgin-bir-cehalet-yks.html' title='Urfa&apos;da İlginç Bir Cehalet Öyküsü'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-2999053105764298924</id><published>2008-09-15T06:57:00.001+03:00</published><updated>2008-09-15T06:57:54.909+03:00</updated><title type='text'>ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ  DOĞUM VE SÜNNET ADETLERİ  -HAKKARI</title><content type='html'>ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOĞUM VE SÜNNET ADETLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum hayata atılan ilk adimdir. Her doğum ailenin akrabaların ve soyun sayısını artırır. Akraba ilişkilerinin çok siki olduğu ve aşiretsel yapının egemen olduğu ilimizde sayı artışı çok önemlidir. Bu nedenle her aile mutlak çocuk sahibi olma arzusu taşır. Ailelerin çok çocuklu olması bunun en güzel belirtisidir. Her anne babanın en büyük arzusu erkek çocuklarının olmasıdır. Erkek çocuğu olmayan aileler bu arzularını gerçekleştirmek için birden çok evlilik yapabilirler. Bunda baba suyunun devam etmesi düşüncesi yatar. Kısmen de hayvan gütme bağ, bahçe islerinde babaya yardim etme baba yaşlanınca da ona bakma fikri yatar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğu olmayan aileler, çocukları olsun diye türbelere yatırlara gider adak adarlar. Halk arasında kari koca ilacı denilen ilaçlar kollanılır. Doğu köy yerinde yaşlı kadınlar nezaretinde gerçekleştirilmekle birlikte doğum evlerinde de gerçekleştirenler vardır. Doğum işaretlerinin başlamasıyla beraber doğum kolay olsun diye cami damındaki lor tas denilen silindir seklindeki tas dikine kaldırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum sonrasında aile ve akrabalar çocuğu ve anneyi ziyarete gelirler. Geldiklerinde pirsiyar denilen hediyeler getirilir. Doğum evinde bankut da denilen (dam dövme) denilen haşlanmış buğday, nohut kuru üzüm ve ceviz içi karışımından oluşan eğlencelik yiyecek istenir. Evin damına çıkılır ve hediye verilinceye dek dama vurulur. Doğum sonrası kırkı çıkıncaya kadar anne ve bebek, cin ve al basmasına karşı yalnız bırakılmaz bununla birlikte yatağın etrafı kalın iple çevrilir. Lohusalık döneminde anne ya hiç yada dışarı çıkınca biri eslik eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayni günlerde doğum yapan kadınlar saçları karışmasın diye birbirine iğne vererek görüşebilir. Bebeğin kesilen göbek bağı yastığın içine konur bu şekilde çocuğun uyuyacağına inanılır. Kimi zamanda cami duvarına konur. Bu şekilde de okumuş adam olacağına inanılır. Çocuğa ad konulurken ailede ölmüş birinin adi verilir. O ad yaşatılmaya çalışılır. Ayrıca çocuğun doğduğu ay ve gün belirli ay ve gün ise o ad ve gün ile adlandırılır. Bunların dışında peygamber isimleri Allah'ın sıfatları ve dini büyükleri isimleri ile de adlandırılabilirler. Bebek beşikte yatırılır. Erkek çocuk çoğu zaman doğar doğmaz sünnet ettirilir. Sünnetler çok sade çoğu zaman sesiz sedasız yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜĞÜN VE EVLENME&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlenme yaşı köy yerinde erkeklerde 18-20 kızlarda 15-18 il ve ilçe merkezlerinde 20-25, kızlarda 18-20'dir. Önce dini nikah sonrada resmi nikah yapılır. Boşanma olaylarına pek rastlanmaz. Boşanmalarda tas atma yada talak verme denen geleneksel boşanma, resmi boşanma seklinden daha yaygındır. İl merkezlerinde çok evlilik görülmekle beraber, çiftçilik ve hayvancılıkla uğrasan köy yerinde daha çok görülür. Aşiret içi evlilik yaygın birlikte aşiretler arası evlilikte olabilir. Aşiret içi evlilikte yaygın olan akraba evliliğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖRÜCÜ USULÜ&lt;br /&gt;Evlenme biçimlerinin başında görücü usulü gelir. Evlenecek erkeğin yakınlarından oluşan birkaç kadın daha önce üzerinde durulan yada tanıdıklarca tavsiye edilen kızı görmeye gidip, yakından incelerler. Gözlemleri müspet olursa niyetlerini belli edip ayrılırlar. Birkaç gün sonra bir aracı gönderip kapılarının kendilerine açık olup olmadığını sorulur. Şayet kız tarafının kızlarını verme gibi bir niyetleri varsa düşünmek ve akrabalarına danışmak için süre isterler. Bu bazen defaatle tekerrür eder. Bu hareket bir çeşit naz anlamına da gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIZ İSTEME&lt;br /&gt;Kız tarafının olumlum bir cevap vermesiyle karsılaştırılan bir günde aksam yemeğini müteakip oğlan babası akrabalarını ve aşiretin ileri gelenlerinden oluşan 8-10 kişilik bir grup yanına alarak köy yada mahalle imamının esliğinde kız istemeye giderler. Kızın babası da akrabalarıyla beraber gelecek grubu bekler. Oğlan tarafını gelmesiyle kız isteme merasimi resmen başlamış oluyor. Her iki tarafta da anlamlı vakar bir sessizlik hakimdir. Bu atmosferde oğlan ve kız taraflarının konuşmaması adettendir. Konuşma hakki her iki tarafın yaşlılarınındır. Önce kız tarafının en yaşlısı ve ileri geleni misafirlere hos geldiniz, bas göz üstüne geldiniz der. Oğlan tarafının mukabil karşılığından sonra kısa bir süre havadan sudan konuşulur. Oğlan tarafının yaşlısı laf arasında bir girizgah bulup kız tarafının en yaşlısına gelisimizin sebebini açıklar. Allah'ın emri peygamberin kavli ile kızınız A yı oğlumuz B ye münasip gördük ne buyurursunuz? der. Kız tarafının en yaşlısı kızımız bir candır yolunuza feda olsun der. Bu cevap evet anlamındadır. Bunun üzerine hoca bir fatiha okur hayırlı olsun temennisinde bulunur. Bu sırada oğlan tarafından güveye yakın birisi kız tarafının en yaşlısının elini öper. Ardından şerbetler içilir. çay faslından sonra da müsaade alınarak kalkılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÖZ KESME&lt;br /&gt;Kız istemeyi müteakip üç gün içinde desteser denilen söz kesmeye gidilir. desteser için güveyin annesi ve yakın akraba çevresinden bir grup kadın gider. Giderlerken yanlarında geline hediye olarak bir altın bilezik, bir takım elbise bir çift ayakkabı, bir çift terlik vb.. hediyeler götürülür. Gelin evi de gelenlere çay türünde ikramda bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NİŞAN&lt;br /&gt;Desteser den sonra sıra nişan törenine gelmiştir. Nişan töreninde oğlan ve kız tarafı davet etmek istedikleri tüm akrabalarını davet ederler. Davete sadece kadınlar icabet eder. Tören genellikle kız evinde yapılır. Törene katılan kadınlar düğünü aratmayacak şekilde halaya tutulur, şarkılar esliğinde oyunlar oynanır. Geline bu günün anısına nisan elbisesi giydirilir, güvey tarafının beraberinde getirdiği ziynet eşyalar geline takılır. Nişan bir saatlik süre içinde tamamlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞEKER KIRMAŞeker kırma merasimine her iki taraf nisan olduğu gibi düğüne çağırmayı düşündükleri bütün akraba ve yakınlarını davet ederler. Şeker kırma davetine yalnız erkekler katılır. Güveyin evinde toplanan güveyin davetlileri şarkılar esliğinde gelinin evinin yolunu tutarlar. Giderlerken beraberinde sirinahi denilen kesme seker, misafir sekeri, lokum vb.. şeyler götürürler. Gelen davetlilere bu lokum ve sekerler tepsiler için de ikram edilir. Davetlilerde bunları avuç içi alarak mukabelede bulunurlar. Şeker kırmanın en belirgin vasfı sağdıç tespitidir. Tepsi içindeki kelle sekeri kimseye iltimas geçmeyeceği birine teslim ederler. Bu kimse koni biçimli sekere bir çekiç vurarak parçalar, parçalanan sekerler oda içinde gelişi güzel saçılır. Sağdıç olmak isteyenler saçılan sekerin içinde koni biçimli olan parçayı almak için kapışırlar. Bunu kapan sağdıç olur. Bu adet kimi zaman nahoş hadiselere hatta kavgalara sebep olduğu için terk edilmiştir. Bu gün sağdıçlığı arzu edemler ya kendi aralarında yada daha önceden güvey babasından sağdıçlık sözü isterler. Sağdıç olan ileride de anlatılacağı üzere düğünün organizatörlüğünü ve kısmen de masraflarını üstlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜĞÜN&lt;br /&gt;Sıra artık düğün coşkusuna gelmiştir. Taraflar arasında kararlaştırılan bir hafta sonunda düğün töreni gerçekleştirilir. Düğünler düğün salonunda başlayıp düğün salonunda biten düğünlere benzemez. Düğünler hem damat hem de gelin evinde düzenlenen iki gün iki gecelik değişik eğlence programlarıyla devam eder. Bu güne binaen davetliler en güzel elbiselerini giyerler. Genç kızlar ve kadınlar düğünde iç açıcı renklerden oluşan rengarenk ayak topuklarına kadar uzanan mahalli kıyafetlerinin en güzelini giyerler. Erkekler ise selik sepik denilen düz desenlerden oluşmuş elbiseler giyerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KINA GÖTÜRME VE KINA MERASİMİ&lt;br /&gt;Yukarıda da söylediğimiz gibi düğünler iki gün sürer. Düğüne iki-üç gün önceden akraba ve komşular, arkadaşlar davet edilir. Düğünün birinci günü sabahtan damadın davetlileri damat evinde, gelinin davetlileri de gelin evinde toplanmaya başlarlar. Kimi zaman davul zurna esliğinde kimi zaman da oyun ve türküleri esliğinde oyunlar oynamaya başlanır. Erkekler kendi araların da kadınlarda kendi aralarında oyunlar oynar. Oyunlar halay seklinde ve sağdan sola yürüyerek oynanır. Oyunlar oldukça hareketli ve canlıdır. O kadar ki oyunların hareketliliğinden oyuncuların alnında buncuk buncuk ter boşanır. Birinci günün en belirgin merasimi kına götürme ve her iki evde yapılan kına törenleridir. Kına ile birlikte gelin evine gelin elbisesi, mum ve bilezik götürülür. Önde erkekler onların arkasında sıra halinde dizilmiş genç kızlar ve kadınlardan oluşan bir düğün alayı kurulur. Kına götürülme esnasında disiplinli ve vakur bir düğün alayı seklinde gidilir. Erkekler oyun türküleri söyleyerek yürürken kadınlar sessizce, ağır ağır yürüyerek onları takip ederler. Kına vs. eşyalar teslim edildikten sonra damat evine dönülür. Gelin evinde yemeğe adeti yoktur. Kına dönüsü damat evinde davetlilere yemek ikram edilir. Aksam karanlığına kadar halaylar devam eder. Daha sonra davetliler damadı alarak sağdıcın evine götürülür. Sağdıcın evinde bir süre halay çekildikten sonra kına merasimine geçilir. Kına şarkısı esliğinde kına getirilerek, damadın sağ el serçe parmağı ve ayak parmağına kına sürülür. Geri kalan kına da davetlilere dağıtılır; kına gecesi hatırası olarak onlarda ayni şekilde kına sürerler. sonrada damadın başı üstünde sağdıç tarafından kınaya bandırılmış para saçılır. Bu damada soğuk şakalar yapılmaması için verilmiş bir çeşit bahşiş anlamına gelir. Kına merasiminden sonra oyun şarkıları esliğinde geç saatlere kadar halaylara devam edilir o gece damat bir grup davetli ile sağdıcın evinde misafir edilir.&lt;br /&gt;Kına merasimi damat tarafından sevinç ve neşe içerisinde halaylar esliğinde yapılırken, gelin tarafında hüzünlü kına şarkıları eşliğinde ağlama ve gözyaşları ile yapılır. Kına gelin annesinin göz yaslarıyla yoğrulur. Mumlar gelinin göz yaşlarıyla söndürülür. Adeta damat tarafında yapıldığı gibi gelin kına odasına alinir, kenarlarına mum sıralanmış bir tepsinin ortasına konulan kına, kına şarkıları söylene söylene ve ağır ağır yürünerek getirilir. Gelin oturtularak el ve ayaklarına kına sürülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GELİN ALMA&lt;br /&gt;Düğünün ikinci günü sağdıcın evinde, damat tıraş edilir, banyosu yapılır, damatlık elbisesi giydirilerek davetlilerle birlikte kahvaltıya oturtulur. Kahvaltının ardından sağdıcın evinde bir iki halay çekildikten sonra damadın evine doğru yol alınır. Yol buyunca düğün şarkıları söylenir. Damada evde taht gibi odanın bas kösesinde bir yer hazırlanır. Damat buraya oturtulur. Damat kendisi için oturduktan sonra tebrikleri kabul etmeye baslar. Davetliler basta para olmak özere damada çeşitli hediyeler verirler. Gün buyu damada kendisi için hazırlanan tere oturması adettendir. Zorunlu haller dışında yerini terk etmez. Damat tebrikleri kabul ede dursun öbür yanda düğün ve halay devam eder. Erkekler kendi aralarında kadınlar kendi aralarında davul zurna ve oyun havaları esliğinde halay çekerler. Çok değişik oyun ve figür, hareketlerin yer aldığı oyunlar oldukça hareketlidir. Şarkılar oyuncular tarafında koru halinde söylenir. Şarkılar beyitler halinde olup birinci koru söylerken diğeri dinler, ikinci koru söylerken birinci koru dinler. Bu şekilde hem söylenir hem de oynanır. Gelin evinde de damat evi kadar olmasa da oyunlar oynanır. Bur da genellikle genç kızlar ve kadınlar halay çeker. Gelin evinde davetli erkeklerin oyun oynaması yadırganır. Damat ta olduğu gibi geline de para ve çeyizlik hediye verilir. Gelin almaya genellikle ikindi sularında gidilir. Damadın yakın çevresinden davetliler gelin almaya giderken damat evde oturur. Gelin alayında kınada olduğu gibi erkekler önde kadınlar arkada olmak özere artarda sıra olunur. Erkekler önde oyun türküleri söylerken kadınlar da vakur ve ağır adımlarla onları takip eder. Kadınlar gelin almaya giderlerken elbiseleri üzerine hizark denilen ipekli Bağdat kumaşı giyerler. Kadın alayının önünde 6-10 yaşlarında başı kavuklu kızlar yürürler.&lt;br /&gt;Bunları evlenme çağında olan genç kızlar,evli kadınlardan bir grup tek sıra halinde takip eder. gelin evine varıldığında berbük(gelin almaya gelen kadınlar) ile sağdıç gelinin bulunduğu odada ağlanırken, dışarıda gelin almaya gelen gençler sevinçle hareketli oyunlarla halay çekerler. Hizark giydirilip hazırlıklar tamamlanınca gelinin bir elinde sağdıç, diğer elinde sağdıcın hanimi girer ve gelini üç kere kaldırıp oturttuktan sonra sağdıç gelinin başına bir miktar bozuk para saçar yere düsen paralar çocuklar tarafından kapışılır. Gelin adayı damadın evine doğru yol alırken yer yer yol kesilir yol bahşişi istenir. Yol bahşişini genellikle sağdıç dağıtır. gelin damat evine gelirken damadın annesi evliliğin mutluluk geçmesi dileğiyle su para , şekerleme bir kabı gelinin ayakları dibine atar. Gelin odasına alınarak hem erkekler hem de kadınlar düğüne devam eder. Eğlenceler aksam yemeğine kadar devam eder. Yemek yenildikten sonra davetliler dağılır, yalnız damadın yakın akrabaları kalır. Sağdıç ve kalanlar şarkılar ve elinde mumular esliğinde damadı gelinin odasına götürürler. Damat geline yanaşarak sağ ayağı ile gelinin ayağına basar bu da aile içinde erkek üstünlüğünü ifade eder. Bu arada kendilerine bir bardak şerbet ikram edilir. Şerbetin yarısını önce damat diğer yarısını da gelin içer. Bu evlilik hayatları buyunca acı ve tatlı günleri beraber paylaşacaklarını ifade eder. Böylelikle evlilikte ilk müşterek adim atılmış olur. Fatiha okunarak geri kalan misafirlerde dağılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜĞÜN SONRASI&lt;br /&gt;Hakkari düğünlerinde balayı adeti yoktur. Düğünün ertesi gününden başlayarak damadın yakın akrabaları bir hafta buyunca düğün evini yemeğe davet ederler. Davette hem güzel yemekler ikram edilir hem de bütçelerine göre hediyeler verilir. Bu hediyeler il ve ilçe merkezinde takılar köylerde elbise vb. şeylerden oluşur.&lt;br /&gt;Düğünden sonraki ilk Çarşamba günü sersini günüdür. O gün gelinin çeyizi gelini evinden damadın evine gönderilir. Bu günün anısına damadın yakın çevresinden kadınlar davet edilir. Gelen kadınlara hem yemek ikram edilir hem de çeyiz gösterilir. Kadınlar da geline çeşitli hediyeler verir.&lt;br /&gt;Düğün gününden bir hafta sonra kız ve oğlan evi arasında karşılıklı davetler baslar. Önce gelin kocası ile beraber baba evine gelir. Bunu müteakiben ailenin ileri gelenleri karşılıklı ziyaretlerde bulunurlar, davet esnasında karşılıklı saat, silah, kıymetli hediyeler takdim ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BAŞLIK PARASI&lt;br /&gt;Eskilerin namı sanı yayılmış, damat adaylarının sırtındaki büyük yük kalkmış, gelin adaylarının önündeki engel kalkmış artık ilimizde. Ama hala gölgesi dolaşıyor ortalıkta. Şeker kırma merasiminde bir zarfın içinde kız tarafına takdim edilen halen usulen takdim edilmektedir. Eskiden kısmen ayak parası olarak iade edilirken, artık tümü iade edilir. Bu karşılıklı olarak her iki tarafın saygınlıklarına halel getirmemeleri anlamına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BERDEL EVLİLİĞİ&lt;br /&gt;Hakkarideki diğer bir evlilik türü de berdel evliliğidir. Bu evlilik türü evlenme çağında olan hem erkek ham de oğulları olan ailelerin kızlarını oğulları için değiştirme usulüdür. Berdel evliliği ilimiz de başlık parasını bir alternatifi olarak doğmuştur. Berdel evliliği ile aileler karşılıklı olarak baslık parasının ve düğünün ekonomik güçlüklerinden kurtulurlar. Daha çok ekonomik olarak zayıf olan aileler bu usulü tercih ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIZ KAÇIRMA&lt;br /&gt;Yörede nahoş görülen ancak, mecburiyet durumunda gerçeklesen bir evlenme sekli de kız kaçırma neticesinde gerçekleşir. Bu evlenme sekli kızın babasının veya kızın gönlünün olmaması durumlarında muradına ermek isteyen delikanlılarının başvurduğu bir yoldur. Şayet kızın gönlü var, babasının gönlü yoksa gençler birlikte kaçmaya karara verirler. Şayet hem kızın hem de babasının gönlü yoksa kıza aşık olan delikanlı yanına yakın akrabalarından yada aşiretinden birkaç delikanlı alarak çeşme veya zuma yolunda kaçırırlar kaçırılan kız ya dağa çıkarılır yada bir konak uzaklığında bir köye götürülür ve belli bir süre saklanır. Saklanma, kız babasının ve oymağının kızgınlığı ve kini yumuşayıncaya veya aracılar araya girip tarafları barıştırıncaya kadar sürer. Barıştırma görüşmeleri çok çetin ve çekişmeli geçer. Kız tarafı alınlarına bir leke sürüldüğünü, el alem içine çıkamayacağını söyleyerek, kızlarına karşılık bir kız, at, silah isterler. Karşı tarafın kızı olmadığı durumlarda astronomik bir baslık parası talep edilir ve alınır. Aracıların girişimlerinin tatlıya bağlamaması işi aileler hatta aşiretler arası kavgalara neden olur. Kimi zaman karşı aile veya oymaktan kız kaçırılarak misilleme yapılır. İlimizde bazı yapıtlarda geçtiği gibi kepir değişi denilen, masa başından uydurulduğu her halinden belli olan evlenme türü yoktur, söz konusu bile edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖLÜMLE İLGİLİ ADETLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cuma gecesi ile mübarek gün ve gecelerde, ölenin iyi kol olduğuna inanılır ve bu gece veya günün bitimine kadar kabir azabına uğramayacağına inanılır. Ölü, İslam inançlarına göre yıkanarak kefenlenir ve cenaze namazı kılınır. Cenaze namazı ölünün evinde olduğu gibi cami veya kabristanda da kılınabilir. Cenaze il ve ilçe merkezlerinde tabutla gömüldüğü gibi tabutsuzda gömülebilir. Köy yerinde tabutsuz gömme yaygındır. Cenazeyi bekletme gibi bir adet yoktur ayni gün içinde defin edilmeye gayret edilir. Bir yanda ölü yıkanırken diğer yanda mezarı kazınır ve defne hazır hale getirilir. Yörede �mezar kazıcıları � diye bir tabir yoktur. Mezar kazma isine cenazenin yakınları ve hayırseverler katılır. Ölü öldüğünde cami minaresinde sala verilerek duyurulur. Ölü mezarlığın uzaklığına göre ya yakınlarının omuzlarında yada cenaze arabasıyla mezarlığa götürülür. Okunan yasin ve dualarla kabre konulur. Ölüye son görev olarak herkes ölünün özerine birkaç kürek toprak sermek için birbiri ile yarışır. Kürekler elden ele değişirken yere bırakılır diğer kişi yerden kaldırıp toprak atar. Mezar toprakla kapatıldıktan sonra �talk in� okunur. Ölünün maddi durumu iyi ise başına bir çadır kurulur. Bu çadırda Cuma günün akşamına kadar hatimler indirilir. Üç gün süreyle her gün ikindi namazını müteakip mezar ziyaret edilerek yasin ve dualar okunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölü evinde üç gün buyunca yas tutulur. Yas buyunca ölü yakınları akrabaları tarafından davet edilirler. Bu davetler her öğün bir evde olacak şekilde düzenlenir. Taziyelerini bildirmek isteyenler erkeklerin bulunduğu eve giderek taziyelerini iletirler. Kadınlarda cenaze evine giderek taziyelerini kadınlara bildirirler. Kadınlara taziyeye sadece yaşlı kadınların gitmesi adettir. Taziyede önce bir fatiha okunur, sonrada ölü yakınlarına başsağlığı ve sabır dilekleri iletilir. Başsağlığı fazla katılımla gerçekleştiği için fazla izdihama sebep vermemek için ziyaretler kısa sürer. Şerbet içildikten sonra tekrar fatiha okunur sabır ve metanet dilekleri ile müsaade alınarak kalkılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yas süresince ölünün yakınları taziyede oturarak gelen taziyeleri kabul ederler. Bu zaman zarfında erkekler sakal tıraşı olmazlar. Kadınlar da ölüm anında üzerlerinde bulunan elbise ile dururlar, elbiselerini değiştirmezler... Vakit yemekleri için yakın komşu evlerden yapılıp getirilirken erkeklere davetli oldukları evde ikram edilir. Hafta dolduğunda ise cenaze evinde kurban kesilerek bir kısmı yemek yapılarak cenaze ve taziyeye katılarak ikram edilir, bir kısmı da konu komşuya dağıtılır. Bu ölmüşlerini hayırla yad etmek ve onlar için hayır anlamına gelir bunun dışında Cuma akşamı ve mübarek günlerde kabri ziyaret edilir, yasinler ve dualar okunur sadakalar dağıtılır ve kırk gün dolunca da kazanlar dolusu un helvası yapılarak ekmekle birlikte bütün konu komşulara dağıtılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEVLİT ADETLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlimizde mevlit töreni niyetinden yapılışına kadar diğer yörelerimizden farklı bir özellik gösterir. Düzenlenen mevlitler perşembeyi cumaya bağlayan gece veya diğer mübarek kandil gecelerine denk getirilerek yapılmaya çalışılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlit Hakkâri'de sosyal hayatin bir parçası haline gelmiştir. İlde mevlit törenleri mevlit daveti veya mevlit yemeği adıyla da bilinmektedir. Böyle bilinmesinin sebebi mevlitlerin cami yerine evlerde yapılması, yemekli olması ve davet üzerine katılmasıdır. Önemli bir gün anısından çok daha önce tutulan bir niyete dayanılarak yapılan adak üzerine yapılır. Herhangi bir niyetin gerçekleşmesi için düzenlenen mevlitler yukarıda da bahis edildiği gibi mübarek bir geceye denk getirilir. Mevlidi düzenleyen kişi gündüz konu komşularını davet eder, davete icabet eden davetlilere önce yemek ikram edilir sonra da mevlit mahalle veya köy imamı tarafından okunur. Bu esnada mevlit okunan odanın ortasına da mevlit bitiminde misafirlere ikram edilmek özere, şerbet, tepsiler içinde ceviz, şekerleme, kuru üzüm, bisküvi,mevlitlik çerezler ile pirinç ,tuz vb. gıda maddeleri konur. Buhur da tüttürülerek odanın buhur kokusuyla süslenmeni sağlanır. Mevlit bitiminde şerbetler ve mevlitlik çerezler dağıtılır. Çay ikramından sonra da davetliler Allah kabul etsin niyazında bulunarak dağılırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖRGÜ KURALLARI :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İNSAN İLİŞKİLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhafazakar bir aile yapısının hakim olduğu ilimizde, insanlar arası ilişkiler karşılıklı saygı-sevgi ve iyi niyet esasına dayanır. Aile içinde yaşlılar büyük hürmet ve saygı görürler. Yaşlılar yetişkin çocuklarının yanında, sıcacık aile ortamında torunlarıyla oynaşarak günlerini geçirirler. Yaşlıların huzur evine verilmesi Hakkari aile yapısında şiddetle karşı çıkılan bir olaydır, örf ve adetlerde böyle bir şeye rastlanılmamıştır. Yaşlılar küçüklere karşı şefkat yaşlılarda sevgi gösterisinde bulunur ayni şekilde saygı görürler. Küçükler büyüklerin yanında yüksek sesle konuşmazlar, onların sözünü kesmezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir toplulukta otururlarken büyüklere bas kösede bir yer ayrılır. Toplulukta yaşlılar konuşurken küçükler dinler. Yaslıların bulunduğu yerde çocuklar konuşmaya hayta ederler. Yeni birisi içeri girerken selam eder oturur, yaşlı birisi ise ayağa kalkılır ve gelen kimseye yer gösterilir. Oturduktan sonra herkes teker teker hoş geldiniz der. Birisi su istenildiğinde gelen suyu önce çevresindekilere ikram eder. Sonra kendisi içer. Toplulukta oturulurken ayak ayak üstüne atılmaz bu da bir saygı gereğidir, oturanlara doğru ayak uzatılmaz. Küçükler büyüklerin yanında sigara içmezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol veya herhangi bir toplulukta karsılaştıkların da öncelikle büyükler küçüklerin hal hatırlarını sorarlar. İnsanlar yolda karşılaştıklarında tanısın tanımasın herkese selam verirler. Dul ve yetimlere ayrı bir şefkat ve himaye duygusuyla yaklaşılır. Yetim malini yemek ateşe atmak gibi kerih görülür. Ramazan ayında akrabalara, yetimlere ve komşulara iftar yemekleri verilir, muhtaçlar daha çok görülüp gözetilir, zenginler bu ayda zekatlarını verirler, ölmüşlere hatimler okunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KOMŞULUK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komşuluk ilişkileri karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma esasına dayanır. Komşular acı-tatlı günlerinde birbirlerini arayıp sorarlar. Bunların dışında normal günlerde de birbirlerini karşılıklı olarak ziyaret ederler. Komşuda pişer bize de düşer� deyimi en güzel burada karşılık bulmuştur. Komşular pişirdikleri sıcak aşları birbirlerine gönderirler. Kap iade edilirken bos iade edilmez, değişik bir yiyecekle iade ederler. Evde acilen ihtiyaç edilen herhangi bir şeyi komşularından istemeye çekinmezler. Yeni gelen komşulara hoş geldine gidilir. Konu-komşu hastalanmışsa ziyaretlerine gidilir.gidilirken eli bos gidilmez. Ya yiyeceği bir yemek yapılarak götürülür yada hediyelik seker ve meyve götürülür. Hastaya ve yakınlarına geçmiş olsun dileklerinde bulunulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SOFRA ADABI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sofralar oldukça zengin bir yapıya sahiptir. Hazırlanan yemekler tek tek değil de tümünü bir arada sofraya getirilir ve isteyen istediği yemekten yer. Masada yemek yeme alışkanlığı görülmemektedir. Yemek, yere serilen muşambadan sofralıklar üzerinde, yere bağdaş kurularak yenir. Sofraya önce yaşlılar sonra da evin diğer fertleri oturur. Ailenin kalabalığına göre tüm aile fertleri bir arada yiyebildiği gibi, önce erkeklerin sonrada kadın ve çocukların birlikte yedikleri de olur. Misafir bulunan durumlarda da sofraya önce erkekler oturur sonrada sofra kadın ve çocuklar için evin başka bir odasına götürülür. Yemekler ayni kaptan yenir, eksildikçe ilave edilir. Bu durum sofraya oturanlar doyuncaya kadar devam eder. Ekmek her zaman ihtiyaçtan fazla konur. Yemekte bıçak kullanma alışkanlığı görülmemektedir. Sofrada misafir varsa ev sahibi misafir çekilmeden doysa bile sofradan çekilmez.misafire eslik eder. Sofra kalktıktan hemen sonra semaver getirilerek çay içilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİSAFİRLİK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yörede aileler arası, uzak yoldan gelip yatıya kalma birde ölüm ve benzeri durumlarda görülenler olmak üzere üç çeşit misafirlik görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile ziyaretleri çoğu zaman ani ve habersiz yapılır. Bu hareket karşılıklı muhabbet ve samimiyetten kaynaklanır. Eve gelen misafirlere yemek vakti ise mutlaka yemek ve çay ikram edilir. Yemek vakti dışında çay ve beraberinde hafif yiyecekler ikram edilir. Bu ikramlar içerisinde en meşhur olanı petek bal, ceviz içi ve çayın birlikte ikram edilmesidir. Misafirliklerde çay ikramının en çarpıcı yani çay içildikten sonra yeter anlamında bardağın devrilmesidir. Bardak devrilmediği müddetçe çay devamlı olarak gelir. Devrildikten sonrada hatir çayı denilen son bir çay daha gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ilve ilçe merkezlerinden köye veya köyden il ve ilçe merkezlerine yolculuğa çıkılınca yolun uzaklığından veya herhangi bir sebepten ötürü menziline varamayanlar yol güzergahlarındaki köy evlerinde misafir edilirler. Çoğu zaman da il ve ilçe merkezlerine is takibi veya başka bir nedenle gelen köylülerin işlerini bitirip dönememeleri durumunda şehirdeki akrabalarına veya yakınlarına misafir olmaları seklinde görülür. Şehirde akrabaları olanların otele veya lokantaya gitmesi yadırganır, hoş görülmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her evde misafir odası adıyla dayanıp döşenen bir oda mutlaka vardır. Gelen misafirler burada ağırlanır, yatıya kalırlarsa bu odada yatırılır. Ev sahibi misafirlerine her zaman ve güler yüzlü davranır. Misafirlerin yanında muziplik ve yaramazlık yapan çocuğunu dahi misafirlere saygısızlık olmasın diye dövüp azarlamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal misafirliklerin dışında kalan ölüm ve askere gitme, düğün gibi vesilelerle davet seklinde gerçeklesen misafirliklerde görülür. Ev sahibi misafirlerine ikram da ve saygıda kusur etmemek için büyük çaba harcar, misafirlerine saygıdan misafir odasının kapısı eşiğinde dizleri üstünde emirber nefer gibi bekler misafirleri kapıda karşılar ve misafirler izin alıp kalkınca da onlardan önce davranarak ayakkabılarını koyar ve dış kapıya kadar eslik eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÖRESEL YEMEKLER:&lt;br /&gt;Yöreye özgü yemek çeşidi olarak pirinç, darı veya bulgur karışımı bir nevi katı ayran çorbası olan gulul, bir çeşit işkembe ve bağırsak dolması olan kepaye sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÖRESEL GİYİM:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ERKEK&lt;br /&gt;Kumik , Cemedani , Tırgal , Şütük , Reşik , Yün Çorap ,Herik ,Çarık,Şelik, Şepik, İşlik , Kerik , Levendi Cimedani , Şal,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KADIN&lt;br /&gt;Heftrenk, Kemer , Fistan, Kıras, Levendi, Reşik Yün çorap 7 - Herik 8- Yemeni, Kesrevan , Şal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:&lt;br /&gt;Bablekan , Beryuk ,Koceri , Kulavrep (Siyah külahlı) , Lizani , Mamır , Papuri Pappuri , Şere , Talan , Teke (Neryani) ,Destar , Emnadeyne , Kaval deresi , Kozberi , Mününe-Mume&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NELERİ İLE ÜNLÜ:&lt;br /&gt;Cilo ve Sat Dağları, Buzul Gölleri, Zap Suyu, Ters Lale ( Ağlayan Lale ), Şemdinli Balı, Sümbül Dağı, Hakkari Kilimleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?&lt;br /&gt;Hakkari adı, eskiden Van gölünün güneyinde ve bir bölümü de İran'a doğru uzanan yörelere yerleşmiş Hakkar kabilesinin isminden gelmektedir. Arap dili, coğrafyası ve tarihlerinde bölge adı Hakkariye olarak geçmekte olup, Hakkarlar'ın Şehri anlamına gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...alıntıdır...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-2999053105764298924?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/2999053105764298924/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=2999053105764298924' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/2999053105764298924'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/2999053105764298924'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/rf-adet-gelenek-grenekleri-doum-ve.html' title='ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ  DOĞUM VE SÜNNET ADETLERİ  -HAKKARI'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-8315549837099320929</id><published>2008-09-15T06:53:00.001+03:00</published><updated>2008-09-15T06:53:49.009+03:00</updated><title type='text'>İnsan niçin evlenir?</title><content type='html'>İnsan niçin evlenir?  &lt;br /&gt;Faruk BEŞER fbeser@stargazete.com&lt;br /&gt;Soruyu elbette İslam açısından soruyoruz. Yani bir müslüman için evliliğin amacı nedir, sonucu nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evliliğin asıl amacı olarak çoklarının aklına, insan neslinin devamını ve Ümmeti Muhammed’in çoğalmasını sağlamak gelebilir. Oysa bu sadece bir sonuçtur, ya da sonuçlardan biridir, asıl amaç bu değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber’in (sa), ‘Evlenin, çoğalın. Çünkü Kıyamet günü ben ümmetimin çokluğu ile övüneceğim’, sözleri, evliliğin gayesini değil sonucunu belirler. Yani bir müslüman için evliliğin sonuçlarından ya da faydalarından birisi de inanan insanların çoğalmasıdır. Ama evlilik olmadan da çoğalma olabilir. O halde evlenmenin başka bir ana gayesi olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Efendimizin (sa): ‘Gençler! İmkánı olanlarınız evlensin. Çünkü o gözü haramdan kısmaya ve cinselliği korumaya daha elverişlidir. İmkánı olmayanlarınız oruç tutsun. Çünkü orucun insanı gemleyen bir özelliği vardır’. Sözleri de yine evliliğin faydalarından ya da sonuçlarından birisini anlatır. Yani insanın cinsel arzularını karşılamada harama tevessül etmemesi. Bu vesile ile bazı álimlerin bu hadisi şeriften şu sonucu çıkardıklarını da söyleyelim: ‘Demek ki, istimna / mastürbasyon cinselliğin meşru bir tatmin aracı değildir’.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuránı Kerim’e baktığımız zaman, evlilikten, temiz eşlerden, Allah’ı tanıyan zürriyetten, göz nuru gönül süruru olacak nesillerden sözeden ayeti kerimelerin olduğunu görürüz. Ancak insan için bir eş yaratılmasının en önemli sebebi şu ayeti kerimede zikredilen şey olmalıdır: ‘Allah’ın delillerinden / ayetlerinden birisi de, huzur ve sükûn bulasınız diye size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza meveddet ve rahmet koymasıdır. Düşünenler için bunda bir değil pek çok ayet vardır’. (30/21)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde evlenmenin temel sebebi, insanın eşiyle bütünleşip onda sükûn bulmasıdır. Elbette huzur ve sükûnu kendisi oluşturamayan kimse, başkasına muhtaç demektir. Muhtaç olan, eksiktir. Öyleyse kadın da erkek de eksiktir. Bir araya geldiklerinde soyut anlamda ‘insan’ı oluşturur, tamamlanır ve huzur bulurlar. Hz. Peygamber’in: ‘kadınlar ancak erkeklerin şakikidirler’, sözü de bunu anlatır. ‘Şakîk’, ortada iki eşit parçaya ayrılan bir bütünün parçalarından her biridir. Yani kadın erkeğin şakiki, erkek de kadının şakikidir. Bir araya gelince bütünü oluştururlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu birliktelikten / evlilikten elbette başka meyveler de doğar. İnsan nesli devam eder vs. Ama asıl sebep, insana eksikliğini hatırlatıp Allah’a muhtaç olduğunu ona itiraf ettirmek olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa, dediğimiz gibi, çoğalmayı Allah bir başka yolla da yaptırabilirdi. Hatta bunun için nikáhlı beraberliklere bile gerek yoktu. Ama yine de öyle anlaşılıyor ki, kadın erkek beraberlikleri nikáhlı olmadığında denge bozulacak, sevgi ve aşk, meveddet ve rahmet denen şey kaybolacak, hatta bu durum muhtemelen insanlığın sonunu dahi getirebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meveddet sevginin ileri, katıksız ve karşılık beklemeden olanıdır. Sevdiğini sadece sevme değil, onun için karşılık beklemeden iyilik isteyebilmedir. Rahmet ise, anlaşılacağı üzere, acıma ve şefkat etmedir. Bu durum aynı zamanda meveddetin ve rahmetin ancak nikáhla olan beraberliklerden öğrenileceği anlamına gelir. Ya da sevme ve acıma, ancak yaşayanlardan öğrenilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanıyorum Ali Bulaç Bey’den duymuştum: İnsan bir başkasının cinselliğinden ancak sahibi ve yaratıcısı olan Allah’ın izniyle ve onun adına yararlanabilir. Nikáhın anlamı budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani cinsellik ve mahremiyet bir bakıma Allah’ın özel alanıdır. Zaten bir hadisi şerifte aynen öyle söylenir. ‘Her kralın bir özel alanı vardır. Allah’ın özel alanı / himası da haram kıldığı şeylerdir’. Öyleyse nikáh başta olmak üzere, mahremiyet ölçülerine riayet etmeyenler, aynı zamanda Allah’ın özel alanına destursuz girme saygısızlığını gösteren edebe muhtaç kimselerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU-CEVAP&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berdel evliliği caiz midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle Diyarbakır yöremizde, ‘değişik usulü’ ile evlenmeye; ‘Berdel’ adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlenecek olanın, en yakını olan kız kardeşini, halasını ya da teyzesini; istediği kızın kardeşi, amcası, dayısı gibi yakın akrabalardan birine vermesi ve bu evlenmede ayrıca ‘başlık parası’ alınmaması sebebiyle buna ‘Değişik’ denir. Yani kadının, kadınla bir eşya gibi değiştirilmesi yoluyla yapılan evlenme biçimidir. Ya da kızlardan her biri diğerinin başlık parası olarak verilmiştir. Böylece ‘Değişik’ usulü ile evlenmede, evlenenler birbirlerine başlık parası vermekten kurtulurlar... Akrabalık iki yönlü olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama evli kadınlardan biri, ‘eceli ile’ öldüğünde, öteki için belli bir miktar başlık parası ödemek zorunluluğu doğar. Evlilerden biri, eşiyle geçinemediğinde, mutlu olan ötekilerin geçimi de bozulur. Bir yandaki geçimsizlik, öbür tarafı da etkiler. Böylesi bir evliliğin güvencesi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür evliliklerin sebebi, ekonomik olmaktan çok aşiret geleneğidir. Bunda elbette kadının aşağılanması ve bir eşya gibi satılması anlamı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği gibi İslam, böyle bir aşağılama anlamı içermesi sebebiyle başlık parasını yasaklamıştır. Kız tarafının başlık, ağırlık, ağabeylik, amcalık vb adlarla aldıkları her türlü para ve eşya haramdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir evlilik İslam öncesi cahiliye dönemine ait bir evliliktir. O zaman buna ‘Nikáh-ı şiğár’ tabir ederlerdi. Abdullah b. Ömer: ‘Rasûlüllah (sa) ‘Şigar’ usulü nikáhı yasakladı. Şiğár: İki kişinin, mehir vermeden birbirlerinin kızları ile karşılıklı evlenmeleridir’ der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehir ise koca tarafından kadının bizzat kendisine verilen veya verileceği taahhüt edilen para ya da değerli eşyadır. Bunu kadının babası ya da bir başkası alamaz. Tasarruf hakkı kendisine aittir ve kadın bunu almadan kendisini kocasına teslim etmeme hakkı vardır. Bunu şiğár ile karıştırmamak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berdel usulü ile yapılan bir evliliğin, nikáh yapıldıktan sonra, İslam’da hukuken geçersiz olduğu söylenemese dahi, bununla bir haram eylemin işlendiği kesindir. Çünkü bu bir cahiliye ádetidir ve İslam, Cahiliye’ye ait uygulamaları kaldırmak için gelmiştir. Bir haram yolla helale ulaşılamayacağını söyleyen bazı álimler ise böyle bir nikáhı batıl sayarlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-8315549837099320929?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/8315549837099320929/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=8315549837099320929' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/8315549837099320929'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/8315549837099320929'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/insan-niin-evlenir.html' title='İnsan niçin evlenir?'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-1185577569521405162</id><published>2008-09-15T06:52:00.001+03:00</published><updated>2008-09-15T06:52:27.159+03:00</updated><title type='text'>EVLİLİK VE DÜĞÜN      Bölgemiz ve özellikle Siverek gelenek ve göreneklerine bağlıdır.</title><content type='html'>EVLİLİK VE DÜĞÜN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bölgemiz ve özellikle Siverek gelenek ve göreneklerine bağlıdır. Bu bağlılık teknolojik gelişmelere rağmen devam etmektedir. Gelenekler, adet ve örfler ile değişim sürekli mücadele halindedir. Aslında değişime karşı sonsuza kadar hiçbir kişi ve kurum  direnemez. Direnme en çok değişimi biraz geciktirir. Ama sadece geciktirir. Düğün (diğer adet ve gelenekler de dahil) gibi  adetlerimiz değişime direnseler de yavaş yavaş yeni bir şekil  aldıkları söylenebilir. Davulla beraber orkestra, mahalle meydanı ile beraber düğün salonu, mahalli oyunlarla beraber popüler oyun ve şarkılar, halayla beraber  pop müzik eşliğinde tv’lerden görülen  ve nasıl oynandığı oynayanlar tarafından da bilinmeyen yeni oyunlar beraber ve içiçe oynanmaktadır. Yerel bir halaydan hemen sonra topluluk pop müzik eşliğinde belli belirsiz ritimlelrle zıplayıp oynamaya başlayabilmektedir.  Tabiri caiz ise gerçek bir arabesk. Yerli kültür ile ulusal hatta global dünya kültürünü yansıtan figürler, sesler, sevinç ve nara şekilleri birbirine karışmış durumda. Düğünlerdeki “zılgıt” seslerine “yiihuuuu” sesleri karışmaya başlamıştır. Bu yapılanların ne kadarı bilinçli ve bilinçsiz yapılıyor o da belli değil. Özetlersek eski ile yeni zaman içinde sessizce yer değiştirmektedirler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meydanda Düğün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 2002 yılında yaşananlar da bir gün gelir nostalji olur diyerek, bu gün ve yakın geçmişte Siverek’te cereyan eden düğün ve evlilikleri olduğu gibi anlatacağız. Belli olmaz bu güne de pişman olur, aman adetlerimiz bozulmasın diyeceğimiz günler gelebilir. Düne göre beğenmediğimiz bu günkü düğünleri bile özleyeceğimiz günler gelebilir. “Neydi o günler!, eskiden düğünlerimizi salonlarda orkestra eşliğinde yapardık. Nerede o günler” deriz. 50 yıl önceki düğünleri de yaşlılar beğenmezdi. Ama onların beğenmediği, “asridir,  geleneklere uymuyor” dedikleri düğün ve evlilik şekilleri bu gün bizim için terk edilmemesi gereken  adetlerimiz olmuştur. Ne garip!. Şimdi beğenmediklerimizi zaman gelecek değişmemesi için korumaya çalışacağız  Veya birkaç kültür gönüllüsü korumak için uğraşacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Siverek’te evlilikler büyük oranda ailelerin girişimleri ile gerçekleş-tirilmektedir. Gençler evlenmeye karar verdikten sonra aileler devreye girmektedir. Gençlerin isteği olmadan yapılan evlilikler hemen hemen kalmamış gibidir. Kırsal kesimde görücü usulüne rastlanmaktadır. Ancak şehir kesiminde son söz ailelerde ise de, öncelikle kız ile oğlanın isteği ilk plandadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Evlenecek gençler evlenmek istedikleri kızları ailelerine söylerler. Ya da aileler çocuklarına gelin adayını teklif ederler. Erkeğin istediği kız, ailesi tarafından da uygun görülürse  (genellikle çocukların istediği olur. Bazen tersi de olabilir. İşte burada aile dramları yaşanır.) evlenecek gençlerden erkek tarafı kız tarafından randevu alır. Sonra anne ve baba kız evine gider ve kızın anne-babası ile konuşurlar. Kızın annesi ve babası kızları ile konuşarak fikrini alır, (Günümüzde  gençler ailelerinden önce zaten anlaşıyorlar. Aileler genellikle işin geleneksel yani protokol tarafını hallediyorlar.) eğer uygun bulunursa oğlan evine haber gönderilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Daha önce erkek tarafına yollanan istek mektubuna göre hazırlık yapılır.  Bu mektupta erkek tarafının yapması ve alması gereken çeyiz belirtilir. (Başlık parasını ayrıca inceleyeceğiz) Her iki ailenin uygun buldukları bir gecede kız evine şerbet içmeye (Kız isteme ve nişan da denir) gidilir. Oğlan tarafı o gecede konu komşudan, yakın dost ve akrabalarla kadınlı erkekli birlikte bir düğün alayı şeklinde, çoğu zaman davul zurnayla veya halk çalgıcılarıyla kız evine ekseriya akşam ile yatsı ezanı arası gidilir. İkramları erkek tarafı hazırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Şerbet gecesinde kız tarafı da kendi konu, komşu, dost ve yakınlarını davete çağırır. Oğlan tarafı ise beraberlerinde aile büyükleri, arkadaşları ile  bir hoca  getirirler. Düğün alayı kız evine gelir ve sokak kapısı dışında karşılanır. Erkekler kendi aralarında dua yapılıncaya kadar sohbet ederler. Davetliler tamamlanınca söz hocaya bırakılır. Hoca efendi bir iki ayet-i kerime ve hadis-i şerif okuyarak evlilik ve aile ilgili kısa bir konuşma yapar. Sonra fatiha okunur davetliler her iki tarafa hayır dualarında bulunurlar. Damad şerbet gecesine gelmediği için, Fatihanın okunmasından sonra oğlanın babası veya kardeşlerinden birisi kalkar kız babası ve diğer cemaatla tokalaşarak birbirlerini tebrik ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu arada kadınlar eğlenir ve oynarlar. Şerbet gecesinde davetlilerden bazı samimi kişiler verilen bu şerbetin bardaklarını fırsat bulurlarsa saklarlar ve evden çıkarken beraber götürürler. Kap kacak ve bardakların bir kısmı komşulardan emanet getirildiği için cemaat dağıldıktan sonra hemen fark edilir ve ertesi gün bardağı götüren kişi büyük bir iş becermiş gibi hemen kız evine haber verir. Bardağı geri vermesi için kız tarafının o kişiye bir hediye vermesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şerbet içimi aslında "Nişan düğünü" da sayılır. O gece kız evinde eğlence tertiplenir. İki taraf da misafirleriyle birlikte eğlenir. Erkek tarafı gittikten sonra da kız tarafında eğlence gece boyunca sürer. Şerbet gecesi  oğlan tarafının anne ve babası yanlarında getirdikleri bir kısım parayı ve altın takıları kız tarafının anne ve babasına tenha bir yerde verirler.  Kalan diğer eşyaları da tamamladıkça gönderirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada önemli günlerde örneğin dini bayramlar ve kızın özel günlerinde oğlan tarafı çeşitli hediyelerle kızın ziyaretine giderler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şerbet ile düğün arasındaki süre genellikle çok uzun sürmez Akrabalar arasında yapılan nişan uzun süreli olabilir. Eğer evlenecekler yabancı ise genellikle 3-4 ay nişanlılık dönemi olur. Düğünden kısa bir süre önce her iki taraf da düğüne davet edileceklere "Endekçi " diye isimlendirilen bir kadın vasıtasıyla düğün tarihi haber verilerek davet edilirler. Günümüzde endekçilere çok az rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siverek’te “Kına Gecesi” düğünden bir veya iki gece evvel yapılır. Kına gecesinin amacı her iki tarafın da artık düğün için bütün hazırlıklarının tamamlandığını duyurmak ve düğüne hazırlıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kına gecesi ve düğün hazırlıkları şöyle düzenlenir. Oğlan tarafı kendi mahallesinde bulunan endekçi denilen hafızası kuvvettli, hareketli, gücü kuvveti yerinde, çevrede sevilip sayılan bir kadını görevlendirirler. Omuzlarına süslü bir heybe atarak, düğüne davet edilecek ailelerin isim ve adreslerini alan kadın, bu aileleri tek tek dolaşır. Endekçiye düğün sahibi tarafından davet edileceklere verilmek üzere ğelat denilen çeşitli düğün hediyeleri verilir. (kiymetli kumaş, elbise, duvar halıları vs. olabilir.) Davet edilen kişiler de Endekçiye daveti kabul ettikleri anlamına gelen  çeşitli hediyeler verirler. Endekçiler  kollarına renkli çit dediğimiz baş örtüleri bağlarlar. Her davet edilen kişi veya aile endekçinin koluna  birer renkli çit bağlar. Sonuçta  çitler sayılır ve kaç kişinin davet edildiği  anlaşılır. Endekçiler hafızası çok kuvvetli kadınlardan seçilirdi. Hangi çitin hangi aile tarafından bağlandığını tek tek ev sahibine anlatırlar. Kadının koluna çoğu zaman 40-50 tane çit bağlandığı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha büyük düğünlerde endekçinin her iki kolu çitlerle dolar. Kadının heybesine bulgur, pirinç, mercimek gibi kuru zahire  konduğu da olur. Bu arada endekçinin kollarına bağlanan renk renk çitler herkese gösterilir, davetlilerin çokluğu ile iftihar edilirdi. Bu tablo düğünlerin canlı detaylarından biri olarak, günümüzde davetiye kartları yerine  hatıralarda kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Damat kendisine yakın evli bir arkadaşını "Sağdıç" (Şoşban) olarak seçer. Sağdıç bütün düğün boyunca damada arkadaşlık eder. Düğünler genellikle iki-üç gün süren eğlencelerle yapılır. Düğünlerde davul-zurna çalınır, çeşitli sazlarla söylenen türküler söylenir. Günümüzde düğünler evlerin avlularında veya sokakların geniş bir alanında yapıldığı gibi,  son gece (pazarı pazartesiye ya da perşembeyi cumaya bağlayan gece) düğünler salonlarda da yapılmaktadır. Gelinin kız evinden alınacağı gün damat kız evine götürülmez. Erkek tarafı davul-zurna eşliğinde kız evine yürüyerek yolda eğlenerek gider. (Şimdi  arabalardan oluşan konvoylarla gidilmektedir). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızın akrabalarından biri evin kapısında durur ve erkek tarafından bahşiş ister. Bu bahşişe halk arasında "kapı parası" denir. Bu sırada kapıyı tutanla pazarlık yapılır ve anlaşma sağlanınca  kapı açtırılır. Düğün alayı kısa bir süre kız evinde kaldıktan sonra, gelin alınır. Siverek’te gelinler genellikle Pazar ya da perşembe  günleri sabah saat 10’da alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 70’li yılların sonlarına kadar Siverek’te gelin alma şu şekilde yapılırdı. En önde erkekler, arkalarında kadınlar ve ortada kırmızı örtülerle (surük denilen kırmızı başlıklı gelinlik) süslenmiş gelin olmak üzere, gelin alayı yola koyulup,  davul-zurna eşliğinde erkek evine dönülürdü. Bu arada erkek evinde damat tıraş olmaktadır. Düğün sırasında ve tıraş yapılırken damadın başında para gezdirilir ve çalgıcılara verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Karakeçide Düğün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Genellikle düğünün son gününde (Perşembe veye Pazar günü) mevlid okutulur, daha sonra düğün yemeği yenir. Düğün yemeğinden sonra takılar yapılır ve misafirlerin çoğu ayrılır. Günümüzde takılar düğün salonu tutulmuşsa orada son gecede takılır. Bütün gün damatla beraber olan "sağdıçlar" "gerdekten" sonra, gece düğün evine giderlerdi. Erkek sağdıç, damadı alarak hamama götürürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin içeri girmeden evvel tam kapıda durdurularak, damdan üzerine  şeker, leblebi, ceviz, kuru üzüm, fındık, fıstık karışımı çerezler serperler. İçinde su bulunan bir testiyi de gelin yere vurur, kırar. Ayrıca gelinin eline bir nar tutuşturulur. Gelin onu gireceği kapının üst kemer taşına  çarpar ve nar parçalanıp dağılır. (Bu adetlerin her birinin sembolik birer anlamı vardır.) Ondan sonra gelin dualarla içeri alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Eğer sünnet düğünü de yapılacaksa – Siverek’te genellikle düğün sahiplerinin sünnet çağına gelmiş çocukları varsa, sünnet ile düğün birleştirilerek yapılır. -  verilecek yemekli mevlid ve sünnet düğünü hazırlıklarına başlanır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davetliler yemekten  sonra  dağılırken düğün sahiplerinden en ileri geleni sokak kapısının yanında durur tebrikleri kabul ederek misafirleri uğurlar. Bu arada  gidenlere ayakta acı kahve (mırra) ikram edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En önemli geleneklerden biri de, düğünden bir hafta sonra gelin babasının  evine misafir olarak gider. Bu olaya halk arasında "Zeyin" denir. Gelin babasının evinde bir kaç gün kaldıktan sonra eve döneceği zaman damat, gelinin babası tarafından davet edilir. Damada kayın annesi ve kayın babası tarafından hediyeler verilir ve uğurlanırlar. Bu olaydan sonra artık damat kayınbabasının evine serbest gidebilir.&lt;br /&gt;BAŞLIK   PARASI VE BERDEL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlık Parası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlık parası hemen her  toplumda değişik şekilde uygulanan bir olgu... Bir vakıa... Toplumların oluşumunda  en önemli rolü oynayan evlilik ve ona bağlı örf ve adetlerin içinde özellikle kırsal kesimlerde önemli rol oynayan bir adet. Hindistan kültüründe ve eski Bizans’ta kızların “drahoma” adı altında başlık parası biriktirdikleri ve erkek tarafına verdikleri biliniyor. Bizde ise erkek kız tarafına başlık parası dediğimiz meblağı verir. Başka kültürlerde değişik şekillerde uygulandığı da bir gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Başlık olayının ekonomik, sosyal, psikolojik pek çok nedeni vardır. Tarihi oluşumunda sonradan yanlış macralara çekilen dinin de tesiri vardır. Önce bu konuyu kısaca inceleyelim. Başlık parası olayının ekonomik, sosyal ve psikolojik nedenlerine girmeden önce dini yönüne bakmakta fayda vardır. Zira pek çok kişi başlık parasının dini bir kurum olduğunu zannediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlık parası dediğimiz olayın dini yönü, yani temelinin bu olgu olup olmadığı  tartışılmıştır. İslam dininde nikahta erkeğin eşine vermekle yükümlü olduğu mehir ile karıştırılmaktadır. Ya da  islamda “mehir” denilen bu kavramın zamanla bozulmuş ve dejenere olmuş şekli olarak algılandığından, din kaynaklı bir sorun zanedilmiştir.. İslam dininde erkek evleneceği kadına  “Mehir” denilen bir meblağ öder. Bu, para cinsinden bir şey olduğu gibi, bir arazi parçası veya herhangi değerli bir mal da olabilir. Erkek tarafından kadına verilen bu para veya mal, kadının mülkiyetine girer. Baba ve kocası dahil hiç kimsenin bu malı harcamaya yetkisi yoktur. İslam dininde kadınla erkeğin mal ayrımı rejimi vardır. Yani aynı aile içinde kadın ve erkeğin malları ayrı olabilir. Mehir’in meşru kılınmasının sebebi, kadının özel harcamalarını ve süslenmesi için gerekli masrafları kendi malından yapma imkanına kavuşması olduğu gibi, asıl önemli sebep boşanma durumunda kadının mağdur olmaması ve belli bir süre kendi başına kaldığında geçimini temin etmesi içindir. Yani bir çeşit boşanma sigortası da denilebilir. İşte kaynağını dinden alan ve aslında kadın lehine konulmuş ve “mehir” denilen mesele, zamanla asıl mecrasından saptırılarak kanaatimce “başlık parası” dediğimiz problemin devamına yardım etmiş olabilir. Zamanla kız babaları kızları için isteyecekleri mehri sembolik bir oranda tutarak önemli bir meblağı başlık parası adı altında ve kendilerine alıp kızlarının hukuklarına en büyük tecavüzü yapmışlardır. Dolayısıyla bu gün başlık parası olarak bildiğimiz uygulamanın dini bir dayanağı ve kaynağı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çok kız babası karşı taraftan başlık parası isterken maalesef aslında kadınların yararına olan bu mehir meselesini kendilerine maske yapmaktadırlar. Bunun çaresi, islamın bu güzel hükmünü halka doğru olarak anlatmak, başlık ile mehirin aynı şey olmadığını izah etmektir. Ve eğer erkek tarafından bir şey istenecekse bunun kızın mülkiyetine verilmesi ve ne kocanın ne de babanın bunu harcama yetkisinin olmadığını usulüne göre anlatmak ve halkı aydınlatmaktır. Dolayısıyla “başlık parası” dini bir kurum değildir. Belki istenerek veya cehaletle dini bir kurumun (Mehir) dejenere edilip istismar ve yanlış şekilde kullanılma-sından doğmuştur denilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sosyolojik Nedenler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Aslında şehir merkezlerinde ve köylerimizin pek çoğunda artık başlık parası alınmıyor. Ancak bölgemizin kırsal alanında ve aşiret yapısı kuvvetli kesimlerinde eskisi kadar değilse de hala başlık parası alınmaktadır. Buralarda  başlık parası  kişilerin ve ailenin sosyal statülerine göre ayarlanmaktadır. Ailelerin aşiretteki yeri, statüsü ve sosyal çevresi kızı için istediği başlık parasının miktarı ile orantılıdır. Başlık parasının yüksek olması tarafların statü ve konumlarını güçlendirmekte ve astronomik rakamlı başlıklar kişilere yörede büyük şeref ve itibar kazandırmaktadır. Kız babası aldığı başlık parasının fazlalığı ile övünmektedir. Hatta çoğu kez  gerçekte aldığı miktarı gizleyerek daha fazla bir rakam söylemeleri bu dediklerimi doğrulamaktadır. Kız tarafı bir milyar almışsa soranlara iki milyar aldığını söylemekte, böylece statüsünü yüksek tutmaya çalışmaktadır. Parayı veren taraf da aynı duygular içinde verdiğinden fazlasını çevreye ilan etmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin gelin ve damada bakan yönü için de aynı şeyler söylenebilir. Çevrede asil ve güzel olarak bilinen kızlar için büyük oranda başlık parası istendiği, asalet ve güzelliğin ölçüsü olan başlık parasının kızlar açısından önemi bu açıdan incelenmelidir. Akran ve arkadaşları arasında övünç vesilesi olan başlık parasının fazlalığı kızlar tarafından yadırganmak bir tarafa, aksine fazla miktarda istenen başlık parası kızların gururunu okşadığı ve gittiği ailede daha fazla itibar gördüğü de maalesef sosyal bir vakıadır. Erkek tarafı da ödedikleri astronomik başlık parasının karşılığında asil ve güzel bir gelin aldıkları için ailenin itibarını artırmanın keyfini yaşamaktadırlar. Dışarıdan sanıldığı  şekilde “insan satılır mı” bakış açısı ile olaya bakılmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlattıklarım kendi penceremizden bakıldığında akla, mantığa aykırı gelse de maalesef başlık parası alan kırsal kesimin inkar edilmez bir sosyo psikolojik vakıasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Neler Yapılabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Vakıayı inkar ederek değiştiremeyiz. Önce hastalığı teşhis edip kabullenelim ondan sonra çare ve tedavisini araştıralım. Bunun (başlık parası ile sosyal statü arasındaki orantı hastalığının) çaresi kanaatince bölgemizde özellikle sosyal statüsü yüksek, itibarlı ve zengin ailelerin halka örnek davranışta bulunarak önce kendilerinin başlık parasından vazgeçmelerini sağlamaktır. Köy muhtarlarından, köy imamına kadar köyde sözü geçen aşiret büyükleri ve zenginlerin örnek bir davranışta bulunarak aleni bir şekilde başlık parasını almayacaklarını ilan etmeleri, öncelikle kendi kızlarını verirken, gelin isterken başlık parasını istemediklerini söylemeleri ve bunu fiilen göstermeleri ile olur. Başlık parasının iyi bir şey olmadığını herkes biliyor ve söylüyor. Ancak kendi kızı veya oğlu söz konusu olunca adet ve geleneklere sığınılıyor. Çevrenin ne söyleyeceği gibi mazeretler daha baskın çıkıyor.. Öyle ise bölgede sözü geçen zengin ve önder ailelerin öncelikle başlık parasından vazgeçmeleri gerekmektedir. Böylece  başlık parasının en büyük nedenlerinden biri olan statü, itibar ve asalet ile başlık parasının bir ilişkisi olmadığı fiilen ortaya konacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;          Ekonomik Nedenler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırsal kesimde özellikle bölgemizde nüfus artışı çok yüksektir. Köylerde ve küçük kasabalarda on çocuklu, hatta on beş çocuklu aileler bir hayli fazladır. Kan davalarının hala hükmünü sürdürdüğü bölgemizin bir kısmında güçlü olmak ve ezilmemek için kuvvetli olma olgusunun verdiği saikle çocuk sayısına ailelerin herhangi bir sınırlaması yoktur. Özellikle erkek çocukların bu sosyal yapı içinde güç ve gelir kaynağı olması da çok etkilidir. Bu nedenle çok çocuk (özellikle erkek) teşvik edilir. Burada kızlar istenmiyor anlamı çıkarılmamalıdır. Çünkü iş ve güç kaynağı erkek çocuklardır.. Kızlara ise bu sosyal yapı içinde (kan davalarında güçlü olma ya da kendilerinden çekinilir olma gibi.) fazla görev düşmediği ve evlilikten sonra aileden ayrılacakları için fazla görev düşmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Ekonomik yönden zayıf olan bölgemizde dar gelirli, çok çocuklu aileler, çocuklarının eğitimi ve yetişmeleri için isteseler de yapacakları pek bir şey yoktur. Çocuklarını okutmaktan aciz olan pek çok aile, bu çocukları küçük yaşta çalıştırmakta ve çocukların geliri ile geçinmektedir. Erkek çocuklar çobanlık, rençberlik yapıp, gurbete gönderilirken, kızlar belli mevsimlerde pamuk tarlalarında vb. bahçe işlerinde çalıştırılmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Başlık Parası Yerine Berdel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;             Pek çok  anne baba çok çocuk yaparak onların çalışması ile geçinmektedir. (Çocuk hakları mı dediniz. Onları geçiniz. Bu hakların sadece edebiyatı yapılır.) Çocuklarının sırtından geçinme gibi zalimane bir yolu seçen bir babanın kızını evlendirirken onun mutluluk ve saadetinden önce kendi menfaatini düşüneceği tabiidir. Ayrıca 7-8 kızı ve erkek çocuğu olan bir baba istese de bu çocuklarının düğün ve evlilik masraflarını karşılayamaz. Oğlunu evlendirirken başlık parası veren baba,  bu parayı kızının başlık parasını alarak  karşılamaktadır. Bazı aileler de  gerçekten fakir oldukları için başlık parası almaktadırlar. Başlık parasını bir mazereti de budur. “Ben kızın başlık parasını alıp oğlanın başlık parasına veriyorum” diyorlar. Uygulamada bu davranışa çokça rastlanmaktadır. Pek çok aile de gerçekten  fakir oldukları için başlık parası almaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Birkaç tane kızı ile erkek çocuğu olan ailelerin bir kısmı da başlık parasından kurtulmak için bölgede çokça uygulanan “berdel ” dediğimiz adete başvurmaktadırlar. Berdel karşılıklı olarak iki kızın birbirine bedel gelin olması olayıdır. Bedel ya da  karşılık anlamına gelen “berdel” kelimesine bölgede verilen  anlam, iki ailenin kızlarını karşılıklı olarak değiş tokuş ederek evlendirmeleridir. Başka yörelerde bu uygulamaya “değişik” denmektedir.  Berdel denilen bu sosyal olayın ayrıntıları çok önemli olmamakla beraber merak edildiğinden kısaca anlatalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;             Berdel, biraz önce sözedildiği gibi karşılıklı iki kızın, başlık parası verilmeden gelin edilmesidir. Berdel vakıasının özü başlık parasından kurtuluş  olmakla beraber, değişik nedenlerle bu olaya başvurulduğunu gözlemlemek mümkündür. Güneydoğu Anadolu bölgesinde ve Siverek’te yapılan berdel evliliklerini aşağıdaki başlıklar halinde toplamak mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berdel Şekilleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- En çok rastlanan şekli; iki delikanlının  her biri evlendiği kıza karşılık onun erkek kardeşine kızkardeşini vermesidir. Bunlar her biri diğerinin kız kardeşi ile evlenerek biribirlerine hem enişte, hem de kayınbirader olurlar. Akrabalık bağlarını güçlendirme isteği de bu şekil evlilikte rol oynar. Kişiler böylece çifte akrabalık tesis ederler. Kırsal ve kan davalarının çok olduğu alanlarda akrabalık bağlarının  kuvvetli olmasına öteden beri dikkat edilmiştir. Bu şekilde aile bağları güçlendirilerek başlık parasından da kurtulmuş olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 2- Eşraftan ailelerin, veya  iki büyük aşiretin kızlarını birbirlerine vererek akrabalık tesis etme istekleridir. Böylece kızlarını kendilerine sosyal mevkice  denk olan bir aileye verdikleri gibi, yine kendilerine denk olan bir aileden gelin almış olacaklardır. Aynı zamanda birbirlerine düşmanlık yapma ihtimallerini de azaltmış olurlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 3- İkinci defa evlenmek isteyen erkek kardeş veya baba, hatta hatırlı amca, karşı taraftan bir kız almak istediklerinde, kumaya veya yaşı geçkin birine kız vermek istenmediğinden bunun çıkış yolu kendilerinin yetişkin ve genellikle güzel bir kızlarını berdel olarak vermeleridir. Çünkü kendi kızlarına karşılık  genç ve daha güzel bir gelin alabilen karşı taraf  buna razı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  4- Hanımı ölmüş ve yetişkin kızı olanların başvurudğu bir yoldur. Böylece çocuklarına bakabilecek biriyle evlenmesi kolaylaşacaktır. Ayrıca başlık parasın-dan da kurtulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  5- Kız kaçırma olaylarından sonra da zoraki berdel  evlenmelerine rastlanmaktadır. Kız kaçırmalarda tarafların barışmalarında berdele başvurul-maktadır. Kaçırılan kızın bazan küçük (12-13 yaşlarında hatta daha küçük olabilir) yaşta da olsa erkek kardeşi, büyük kardeşi, (evli de olabilirler,) hatta bazan kızın babası karşı taraftan kızlarına bedel bir gelin isterler. İşte bu evliliklerde çok hazin ve dramatik insanlık ve aile faciaları yaşanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 6- Berdelin son bir şekli de maalesef günümüzde artık uygulamalarına rastlanmıyorsa da, yakın geçmişte bizzat şahid olduğumuz “kan bedeli” evliliğidir. Bir tarafın ölü vermesi sonucu meydana gelen kan davasının sona ermesi karşılığında öldüren taraf, ölenin yakınlarına (ağabey, kardeş, amca, gibi) kızlarını kan karşılığı gelin olarak vermektedirler. Buna berdel  denmese de kan berdeli olarak uygulanmıştır. Kan bedeli olarak maktulun yakın akrabalarından birine gelin olarak giden o kadının yıllarca gelin gittiği ailenin hemen bütün fertlerinden düşman tarafın kızı olarak gördüğü hakaretler insanın yüreğini sızlatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berdel Düğünleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Berdel düğünleri  kısmen diğer düğünlerden farklı olmaktadır. Berdel düğünleri sadece bir ve ikinci şıklarda anlattığımız şekilerde yapıldığı zaman olur. Çünkü bu iki şıkta da gönül rızası nispeten vardır. Genellikle olayda diğer şıklara göre zorlama daha azdır. Bir tarafın razı olmadığı vakıalar olsa da  ilk iki şıktaki uygulamalar genellikle  eşit şartlarda olmakta ve düğünler yapılmaktadır. Zaten bu tür berdel  şekilleri, hala devam etmektedir. Bu şekil berdellerde biraz sonra anlatacağımız aile facialarına daha az  rastlanmaktadır. Bu iki şekilden biriyle berdel evliliği yapan taraflar eşit şekilde ve mütekabiliyet yani karşılılılık ilkesine uygun düğünler yaparlar. Mesela; alınan çeyiz, altınlar, takılar ve yapılacak masraflar birbirine eşit ya da aynı olmalıdır. Düğünler aynı gün yapılır. Hatta gelinler aynı saatte evden çıkarılırlar. İşi tatlı inada bindiren bazı evliliklerde daha fazla ayrıntıya dikkat edilir. Mesela iki ayrı köyden berdel gelinler gidecekse gelinlerin iki köyün yolunun tam ortasında karşılaşmaları gibi daha çok kadınların ve gençlerin dikkat ettiği ayrıntılara bile girerler. Ayrı köylerden yapılan berdellerde, iki köy yolunun tam ortasına herkes kendi gelinini getirir. İki köye eşit mesafedeki bu alanda önce düğün yapılarak çeşitli oyunlar oyananır. Daha sonra burada gelinler berdel yapılır. Siverekte şehir merkezinde değişimler Hacıhıdır mevkiinde yapılmaktadır. Buluşma yerine her iki tarafın aynı saate gelmesine özellikle çok dikkat edilir. Düğünün 7.nci gününde  gelinler karşılılıklı olarak baba evine giderler. Eğer gelinlerin değiştirildiği alanda takılar takılmamışsa (berdellerde bazan bu alanda takılar takılır.) baba evine giden gelinlere kendi akrabaları takıları orada takarlar. Ayrıca her iki kızın babaları birbirlerine genellikle birer tabancayı ğelat (düğün hediyesi) olarak verirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar işin eğlenceli yanları. Fakat ilerleyen yıllarda berdel  gelinlerden birinin evinde meydana gelen bir tatsızlık maalesef diğer tarafa hemen yansımakta daha doğrusu yansıtılmaktadır. Bunlardan bir taraf eşi ile anlaşmadığı ve küçük bir aile sorunu yüzünden kazara darıldıkları, ya da olayın büyümesi sonucu ayrılma gibi bir durum söz konusu olunca öbür taraf da anlaşsalar ve aralarında herhangi bir geçimsizlik olmasa bile onların da ayrılmaları ve kavga etmeleri, hatta bir taraf boşanmışsa boşanmaları istenir ve buna ciddi bir şekilde zorlanırlar. Berdel evliliklerinin en hoş olmayan tarafı da burasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çok isteksiz evliliğe ve aile facialarına neden olan bu adet başlık parasından kaçınmak için bulunmuş bir yoldur. Ancak bu da başlık meselesi gibi  çıkmaz bir sokaktır. Hatta aile facialarına ve özellikle ilk yıllarda daha çok  kadınlar açısından pek çok acıklı dramlara sebep olduğundan, berdel başlık parasından daha olumsuz bir toplumsal davranıştır diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu kadar zalim, acımasız, katı ve insanlık dışı bu adetlerin sosyal hayatımıza nasıl girdiği gerçekten merak konusudur. Mensubu olduğumuz  dinin kesinlikle böyle uygulamalara ruhsat vermediği bilindiği halde, eskiden beri dindarlığı ile tanınan  bölge insanının bu olayları, sıkı sıkıya bağlı oldukları inançları ile nasıl bağdaştırabildikleri ise ayrı bir üzüntü kaynağıdır. İnsanların dinin bazı meselelerini kendi menfaatleri doğrultusunda nasıl eğip büktükleri ve hile-i şeriyye denilen kanuni görünüp kanunları kendi menfaatleri için tersyüz etme kurnazlıkları bilinmeyen bir şey değildir.Bu konuda da insanların aslında kendilerini kandırmak için yaptıklarına dini bir kılıf bulma çabaları unutulmamalıdır. Böylece vicdanları kendilerini rahatsız ettiğinde teselli olacak bir çıkış kapısı olarak hile-i şeri’iyeyi buluyorlar. Bu konuda tek teselli kaynağımız bu tür vahşi ilkel, acımasız ve insanlık dışı adetlerin yavaş da olsa terkedilmeleri, bir kısmının tamamen kaybolması ve artık toplum tarafından da hoş karşılanmamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                                           &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Sonuç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlık parasının en çok problem olduğu kesim fakir ailelerdir.. Fakir bir gencin başlık parasını biriktirmek için çektiği acı ve ızdıraplar, problemler türkülere, filmlere konu olmuş, bu durum pek çok gencin yıllarca sevdiğine kavuşmasını engellemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Midyat  Estel arası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaktı kaşın karası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana gurbet gezdirir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırk bin başlık parası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyerek türkü ile başına gelenleri bizlere anlatmaya çalışan bu gencin derdi ekonomiktir. Yani fakirliktir. Peki çare nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bunun çaresi tek kelimeyle, başta fakirlik belasından daha  sonra cahelet pisliğinden kurtulup maddi manevi  zengin olmaktır. Kişisel zenginliklerden bahsetmiyorum, toplumun zenginleşmesinden bahsediyorum. Toplumun kalkınması ve refahı pek çok problemi ortadan kaldıracağı gibi, bu başlık belasını da kaldıracaktır. Öyle ise en büyük düşman olarak cehalet ve fakirliği bilmemiz gerekir. Düşük eğitim, geri kalmışlık  ve iktisadi çöküntü bütün bu problemlerin anasıdır diyebiliriz. En büyük düşmanı da üç kelimede toplayabiliriz. Bunlar: (Cehalet, zaruret (fakirlik) ve ihtilaf) Bu düşmanı alt etmenin tek ve zor yolu da eğitim, eğitim, eğitim ve eğitimin dönüştürücü, değiştirici gücü ve ekonomik kalkınmadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapay tedbirlerle sloganik çareler üretmek kolaydır. Bilim, teknoloji ve ekonomide ilerlemek ve o yolda sağlam adımlarla yürümek zordur, ama bilelim ki dağa çıkmanın zorluğuna katlanamayanlar yüksekteki güzellikleri seyretmenin zevkine varamazlar...   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; SİVEREK’TE KİRVELİK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Kirvelik geçmişini tarihin derinlikleriden, kuvvetini de dinlerden alarak, canlılığını hala sürdüren sosyal bir olaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kirvelik Hırıstiyanlar hariç diğer semavi dinler tarafından yapılması istenen sünnet (hitan) işleminin cemiyete akseden sosyal yönünü belirtir. Kirveliği kısaca şöyle tarif edebiliriz; "Erkek çocukların sünnet merasimi giderlerinin ve diğer gerekli işleri, başka bir aileden, birisinin (Kırve olacak kimsenin) yüklenmesi ve bu vesile ile iki aile arasında nisbi bir akrabalığın meydana gelmesi olayıdır".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Siverek ve çevresinde olanca canlılığı ile ayakta duran kirvelik  müessesesi, aile ve akrabalık bağlarının kuvvetlenmesi, sosyal ve ekonomik canlılığın artması açısından pek çok görevi ifa etmektedir. Halkın nazarında çok önemli bir yeri olan kirvelik Siverek'te şöyle uygulanmaktadır; aile, sünnet edilecek çocukları için, kendi aileleri ile yakın akraba olmayan ama dostlukları olan veya kirvelik vasıtasıyla dost olmak istediği bir kişi  bulur ve ona teklifte bulunur. Kirvelik teklifi bir şeref sayıldığından genellikle rededilmez. Kirvelik teklifi alan bir kimsenin başlıca iki görevi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Birincisi : Sünnet düğününün ve sünnet olacak çocuğun masraflarını karşılar. Aile fertlerine ve eğer sünnet düğünü köyde yapılıyorsa duruma göre bütün davetli ve hatta köylülere çeşitli hediyeler verir ve sünnet olan çocuğun bütün kıyafetlerini alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            İkincisi : Çocuk sünnet ettirilirken onu  kucağında  veya bir yastığın üstüne oturtarak çocuğun kollarını ve bacaklarını tutar,sünnetçiye yardım eder. Akşam da bekleme denilen merasimi gerçekleştirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Kirvelik törenlerinde gerek kirvenin yaptığı masraflar, gerekse çocuğun babasının yaptığı masraflar karşılıklıdır. Kirvenin yaptığı masraf ve aldığı hediyeler kadar, çocuk tarafı da kendisine o nisbette hediyeler alır. Birisinin yaptığı harcamalar diğerinden fazla olursa ayıp karşılanabilir ve az masraf yapan taraf ezilmiş olacağından bunların birbirine eşit veya yakın olmasına dikkat edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kirveler arasında yapay ama sağlam bir akrabalık meydana gelir. Pek çok kan davası ve barışmalar bununla sağlanır. İki aile arasında meydana gelebilecek sürtüşmeler bununla önlenmiş olur. Siverek’te kirvelik  müessesesi o kadar kuvvetlidir ki, kirveler birbirlerinden kız alıp vermezler ve bu uzun yıllar devam eder. Ayrıca önemli bir gelenek, sünnet veva evlilik düğünlerinde, biribirilerine düşman olan iki aile davet etme mecburiyeti doğarsa, düğün sahibi her iki aileyi ayrı ayrı zamanlarda çağırır ve ayrı odalarda ağırlar. Her iki hasıma da ayrı sofralar kurar ve ayrı ikramlarda bulunarak ayrı zamanlarda uğurlar. Zaten her iki aile de, hasımlarının düğün evinde olduklarını  bildiklerinden o evde her hangi bir sorun çıkarmazlar.    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekleme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sünnet düğünleri sırasında yemekler verilir. Mevlüt okutulur,sünnet gününden önce eğlenceler tertiplenir. Sünnet yapıldıktan sonraki gece "bekleme" denilen geleneğe uygun olarak kirve hediyeler ve tatlılarla birlikte sünnet olan çocuğu ziyaret eder ve bu ziyaret sırasında beraberinde dostlarını da götürürür "Bekleme" sırasında ziyafetler verilir. Kirvenin bu hediyelerine karşılık olarak, karşı taraf da kirveye çeşitli hediyeler verirler.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                        &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Siverek’te sünnetler genellikle aynı aileden evlenecek bir gencin düğününe denk getirmeye çalışılır. Düğün sırasında evin çocuklarının sünneti yapılır. Böylece düğün ve sünnet bir arada yapılmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                          &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf: Sevda Gözel&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİVEREK YÖRESİ TAKILARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siverek’te çoğunlukla altın ve gümüşten yapılan takılar yaygın olarak kullanılmaktadır. Eskiden takılar çoğunlukla yerel sanatkarlar tarafından işlenirdi. Altın ve gümüş takıların yanı sıra, boncuktan yapılan  takıları da kullanılmaktadır. Yörede kullanılan bazı takılar şunlardır.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TAÇ: Başa takılır. Özel günlerde genç kızlar, Düğünlerde de  gelinler altın veya gümüşten yapılmış taçlar takarlar. Taclar tel işlemeli olup etrafına gümüş veya altın zinetlerle süslenerek de kullanılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALINLIK: Alından yukarıya takılır. Başa takılan leçeğin üzerine iğnelenerek kullanılır. Altından veya gümüşten olanları vardır. Altından yapılanları altın bir zincire ortada en büyük bir Cumhuriyet altını olmak üzere, sağında ve solunda ikişer yarımlık altınlar, onların sağ ve solunda ise yine daha küçük olan ikişer çeyrek altınlar takılarak meydana gelen takı, alının üst kısmına takılır. İnce gümüş işlemelerle işlenmiş ve yine ortası geniş yanlara doğru inceleşen ve şakaktan şakağa kadar olanları da vardır.     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;REŞME: Başa takılan ve sadece sağ ve sol şakaklarda, genellikle altından üç kor olup birinci kor üç altından, ikinci kor iki altından üçüncü kor ise tek altından meydana gelir. Sadece sağ ve sol şakaklara tülbentin üzerine takılır. Onun üzerine de alına sarılan çit bağlanır, şakaklardan aşağıya  doğru sarkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GERDANLIK: Levziklerin bir zincir üzerinde sıralanmasından meydana gelmiş çeşitleri olduğu gibi, haplı, salkımlı ve akik taşlı çeşitleri de vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TASMA (Beğnik): Bir, iki, üç, veya dört sıralı olarak dizilmiş değişik desenli zincirlerin sıralanmasından meydana gelmiş ve boğaza takılan bir takıdır. Anadolu'nun bazı yörelerinde "Gıdıklık" da denilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÜPE: Bir çok çeşitleri olmakla beraber, Hilal şeklinde ve alt kısımları saçaklı modelleri yaygındır. Ayrıca uzun yıllar sonra tek erkek çocukları olan aileler, bu tek erkek çocuklarının özellikle sağ kulaklarına özel erkek çocuk küpeleri olarak U  harfi şeklindeki küpeleri takarlardı.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAMAYLI: Üzerinde ayet ya da duaların yazılı olduğu levhalar şeklinde veya ayetlerin yazılı olduğu  kağıtları muhafaza eden bu takıların silindir, üçgen veya dikdörtgen  biçimli  olanlarının yanında, çok ince sigara tabakası şeklinde kapaklı olanları da vardır. Boyuna takılan bu takı, koltuk altından bele doğru veya  boyuna takılıp gögüse doğru sarkanları da kullanılmaktadır. Bu takıların muhafazaları, altından,  gümüşten veya değerli boncuklardan işlenmiş şekildedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖĞÜSLÜK: Yuvarlak şekilde, biraz bombeli ve telkari süslemelidir. Alt kısımları yarım ay şeklinde saçaklı olan göğüslükler ortalarındaki bir iğneyle sağlı sollu olarak göğüslere tutturulur.                                            &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KEMER : Siverek ve yöresinde kullanılan kemer takılar, altından veya daha çok  gümüşten ve çok ince el işlemeleriyle işlenmiş renkli bocuklardan yapılır. Altın ve gümüş olanları,  kişinin kendi zevkine uygun olarak, bir kemerin üzerine düzenli bir şekilde sıralayıp sabitleştirdiği altın ve gümüşlerden  yapılabilirdi. Renkli ve değerli boncuklardan yapılanlarında çeşitli kilim, geometrik ve hayvan resimli desenlerle yapıp bu desenlere uygun tokalarla süsleyerek kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FRENK BAĞI : Boyuna takılan altından yapılmış yaklaşık bir metre boyunda enli bir  takıdır, alt kısmında ve çevresinde büyük ziynetlerle birlikte kıllanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİLEZİK : Telkari süslemeli ve menteşeli (tahta bilezik) olan tipleri yanında uç kısımları yılan başı şeklinde, kalın yuvarlak gümüşten olanları da vardır. Siverek’te genellikle gelin olacak kızlar için akıtma denilen enli bilezikler takılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIZMA: Buruna takılan bir takı olup, altın ve gümüşten yapılan çeşitleri vardır. Bazıları sade bir yuvarlak şekildedir, bazıları ise bu yuvarlak şekle bir küçük parça daha takılarak saçaklandırılarak kullanılır.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HALHAL: Bilezik şeklinde ayak bileklerine takılır. Bu takı bayanlar tarafından  kullanıldığı gibi çocuklara da takılmaktadır. Ayağa takılan bir bileziğin çevresi, habbe denilen nohut iriliğindeki içi boş gümüş topların küçük bir halka ile bileziğe takılan, içerisine konulmuş sert cisimler kişi yürüdüğünde sesler çıkarmasını sağlar. Ayrıca bu bileziğe küçük parçalar da takılarak saçaklandırılıp, seslerin daha zengin çıkmasını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAÇ İĞNESİ: Saç korunun alt kısmına takılır. Bu takılar altından  olabildiği gibi, gümüş veya değerli bir madenden de olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAÇ KORU: Arkadan başın üzerine takılarak omuzlara kadar sarkan bu takı, saç görünümünü veren siyah ipekten yapılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ENSELİK: Başın arkasına sağlı sollu olarak korunun üzerine takılır ve enseye doğru sarkar. Dört sıra halinde saçaklı, madeni bir takıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAŞALLAH: Alına takılır. Üzerinde "Maşallah" yazılı, altın veya gümüşten yapılmış, etrafı düz veya  saçaklı, yuvarlak, üçgen veya kare şeklindeki plaka halindedir. Ya  saça takılır, ya da çocuklarda kullanılacaksa omuza takılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEPELİK: Başa takılır. Genelde gümüşten yapılır. Altından yapılanına nadiren rastlanır. En büyük özelliği alına sarkan bölümün ortasına mavi renkte Firuze veya benzeri kıymetli mavi taşlar takılı olup sağ ve sol bölümlerine zincir ve çeşitli desenli parçalarla alın bölümü zenginleştirilmiş, sağ ve sol şakaklarda üstten geniş, alta doğru üçgen şeklinde daralan süslemelerle beraber sağ şakaktan sol şakağa ve ön taraftan arka tarafa gümüş zincirlerle birbirine bağlanarak, iki uç, başın arka tarafında birleştirilmiş şekliyle meydana gelmiştir. Tepelik özel günlerde kullanılır. Günümüzde pek kullanılmamaktadır.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;TAZİYE (YAS) GELENEĞİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;              Siverek'teki taziye geleneği de diğer geleneklerde olduğu gibi yardımlaşma ve dayanışmanın en güzel pratğini sergiler. Taziye sahibi olan ev halkı üzüntü içinde oldukları için, vefat edenin yıkanması, kefenleme,cenaze namazı için camiye götürme, mezar hazırlama, defin (ölü gömme) ve üç günlük bütün  taziye hazırlıklarını  yakın akrabalar başta olmak üzere dost, komşular ve tanıdıklar tarafından yapılır. Ölüyü gömüp, cemaatin önceden hazırlanan   taziye evine dönmesiyle  yas üç gün devam eder.  Erkek ve kadınlar ayrı evlerde yas tutarlar. "Baş sağlığı"na  genelde iki veya daha fazla gruplar halinde gidilir. Taziyeye herkes gider. Ölünün tanıdık olup olmaması önmeli değildir. Grubun içindeki en alim veya saygın  kişi tarafından biliyorsa Kur’an-ı Kerim’den, İman, Sabır ve ölümle ilgili  kısa bir bölüm okur veya Allah rızası için kalanların selameti, vefat edene de Allah’tan rahmet ve mağfiret dilemek için bir Fatiha okunduktan sonra kahveci tarafından acı kahve (mırra) ve sigara ikram edilir. (Son zamanlarda Siverek’teki taziyelerde sigara ikramı kaldırıldı.) Acı kahveyi "Mırracı" denilen özel ustalar yapar ve kendileri dağıtırlar. Mırra iki, en çok üç yudumluk doldurulur. Kahvenin yaslarda verilmesinin nedeni, bu kahve gibi acı olan dertlerin, acıların ve kederlerin unutulup, bitmesi anlamına gelir. Yaslarda mutlaka mırra dağıtılır. Yas için gelenler fazla oturmazlar .Üç gün boyunca taziye sahiplerinin ve uzak yerden gelen misafirlerin kalacak yerlerini, bütün yeme  içme ihtiyaçlarını, akrabalar ve yakın dostlar üstlenir. Üçüncü günün sonunda cemaatin alim, saygın ve ileri gelenlerinden birinin yapacağı konuşma ve sonunda okunan Kur’an-ı Kerim’den bir bölüm (Aşır) veya Fatiha okunarak taziye sahiplerine nasihatler, sabırlar ve ölüye de Allah’tan rahmet ve mağfiretler dilenerek cemaat dağıtılır ve   taziye son bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Köylerdeki taziyeler ise şehirdekinden daha farklı olarak, 10, 15 veya bir ayda devam edebilir. Taziyenin uzun sürmesi nedeniyle masraflar büyük olur. Bu masraflara katkıda bulunmak için ise taziyeye gelenler bir koyun, bir torba çay şekeri, bir torba pirinç veya sandıklarla çeşitli sebze veya gıda maddelerini beraberlerinde getirirler. Ulaşım imkanlarının artmasıyla beraber köylere eşya götürmeler de kalkmak üzeredir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;               Halk arasında "Yedisi" denilen yas geleneğinde ise ölümün üzerinden 7 gün geçtikten sonra ölen kimsenin yakınları tarafından mevlüt okutularak fakir kimselere yardımlar yapılır ve helva dağıtılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                              DOĞUM GELENEKLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Siverek'te, yeni evlenen çiftlerin ilk çocukları doğduğunda, kızın annesi tarafından daha önce hazırlanan beşik takımı (beşik, cibindirik, battaniye, yorgan, döşek) ile birlikte yeni doğan çocuk için hazırlanmış çeyiz ve çeşitli hediyeler ile birlikte doğum evine gidilir. Çocuğu hayırlı dualarla beşiğe koyarlar. Daha sonra ailenin bir büyüğü tarafından besmele ile çocuk kucağa alınır ve sağ kulağına ezan okunur, sol kulağına ise kamet getirilir. Çocuğun ismini ailenin büyüklerinden anne veya baba sağ kulağına üç defa besmele ile tekrarlayarak söyler. Daha sonra "hayırlı olsun" demek için gelen diğer akrabalar ve dostlar takılarını takarlar. Bundan sonra doğacak çocuklar için aynı şeyler yapılmaz. Sadece hediye götürülür. Doğum sonrasında  kadın 40 gün evden dışarı çıkmaz. 40 gün geçtikten sonra doğum yapan kadının üzerine "kırk tası" diye bilinen ve içinde çeşitli Ayetler yazılı olan bir tas ile 40 defa su dökülür. Bu olaya halk arasında "kırk çıkarma" denir ve kırkı çıkan kadın evden çıkabilir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mırra İkramı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;HALK OYUNLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahalli Oyunlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siverek, mahalli oyunlar açısından, halay bölgesinde yer alır. Bölgesel      özellikleri taşıyan oyunlarda, yerel farklılıklar vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunların bir kısmı doğal olayların taklidi, bir kısmı dini törenlerin,      semailerin devamı, bir kısmı da toplumun duygu ve düşüncelerini    yansıtmaktadır. Toplu oynanan oyunlar köyde kadınlı erkekli karışık, şehir merkezinde ise kadınlarla erkekler ayrı ayrı   oynarlar. Halayın başını çeken kişiye  Péşıng (Halay başı) denir, ekibin sağ başında yer alır. Ekibin en sonundaki kişiye ise Poçık (kuyruk) denir. Halaylarda genelde oyuncu sınırlaması yoktur. Oyuncular halaylarda, yarım daire veya hilal oluşturarak sağa doğru hareket ederler. Oyunlarda en hareketli ve estetik figürleri baştakiler gösterirler. Hemen hemen tüm oyunlarda halaybaşı ile yanındaki tek veya ikili gösteri yaparlar. Bu gösteri ikili mücadele veya ikili gösteriş biçiminde sergilenir. Zaman zaman, halay ortasında hareketli figürler göstermek için ekipten ayrılan ekip başı (Péşınk) ile yanındaki oyuncu davulcuyla birlikte daha değişik ve daha hareketli figürler sergilerler ve bu gösteri sırasında mendille dövme, saldırma ve sallama hareketleri yaparlar, bazen de horoz dövüşünü andıran yere çökmeler, sıçramalar ve mendil sallama şeklinde oyunlara ayrı bir renk katarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Oyunlar, halk arasında, düğün ve şenlik gibi günlerde serbest olarak oynanır. Bayramlarda, özel programlarda, resmi törenlerde ve yarışmalarda belirli oyun kuralları çerçevesinde yetiştirilmiş, yedi veya daha fazla kişilerden oluşturulan ekipler tarafından sahnelenerek oynanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siverek ve yöresinde tarih içinde değişik kültürlerin izleri günlük yaşamdaki kıyafetlere ve halk oyunlarındaki  giysilere de yansımıştır. Söz gelimi Karacadağ yöresi kıyafetleri ile çaylarbaşı-Bucak  ve Karakeçili bölgelerindeki insanları giysilerinden tanımak mümkündür. Bu farklılıklara rağmen, genel olarak halk oyunlarında kullanılan giysileri şöyle sıralayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kadın Giysileri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Başa giyilenler: Turuncu renkli puşu (Ağbani ) başa bağlanır. Onun üzerine Siyah çit, onun üzerine ise kırmızı desenli oyalı (Hıbri), veya Leçek bağlanır. (Daha önceki yıllarda  gümüş başlık ya da alına sağ şakaktan başlamak üzere sol şakağa kadar  yarım ve tam altınlar dizilerek takılırdı. Altınlar yoksa onların yerine yuvarlak sarı takılar takılırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Sırta Giyilenler: İç gömlek beyaz desenli, hakim yaka fistan  (entari) çeşitli renklerde, altta şalvar (tuman) genelde desensiz ve tek renk olur. (koyu pembe, sarı, turuncu veya bordo olur.) Fistanın üzerine de ipek peştamal bağlanır. Bele ise elle dokunmuş, kırmızı siyah renk ağırlıklı 5 cm. eninde, en az 2 metre uzunluğunda, uçları püsküllü olan ve bele en az iki defa sarılan “keji" denilen kemer sarılır. Bütün bunların üzerine ise parlayan sarı renkli desenlerle süslenmiş kolsuz veya yarım kollu yelek giyilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayağa Giyilenler: Beyaz çorap ve postal (renkli yemeni) giyilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Aksesuar: Ellere kına sürülür, bele bir ucu kemere sıkıştırılan ipek mendil, saçlar örgülü, örgülere renkli saç bağı takılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkek Giysileri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başa giyilenler: Siyah beyaz desenli ve uçları hafif püsküllü çefiye (Puşu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırta Giyilenler: Turuncu veya koyu sarı veya beyaz renkli yarım kol düğmesiz ve hakim yaka ipek gömlek giyilir. Ğabardin Halep şalvarı (gri veya kahve rengi), onun üzerine Halep kuşağı bele sarılır. En üstte ise kırk düğme Halep Yeleği giyilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayağa Giyilenler: Beyaz çorap ve arkası çekecekli postal (yemeni) genelde siyah giyilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksesuar: Yeleğe takılan gümüş saat zinciri, kuşağa takılan kırmızı ve sarı iki adet ipek mendil, biri kuşağın sağ tarafına takılır, diğeri sol tarafına takılır.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siverek Halk Oyunları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gırani : İşlerin en yoğun olduğu bir mevsimde uyuyakalan Dillo      tekmelenerek uyandırılır. Tatlı uykusundan fırlayan genç, acele hareketler ve paniği andıran davranışlarla işe koşuşur. Endişe ve panik içerisinde olan Dillo’yu yatıştırmak için kız bir ileri bir geri ve ağır hareketler yapar. Uyandırmak için tekme atan genç kız, bu  hareketlere gülerek, sevdiği adamdan vakur hareketlerle geriler. Oyun, bu yavaş hareketlerin bir sergilenmesidir. Oyunun ağır hareketlerle oynanması nedeniyle adını da, anlamı (ağır) olan Gırani   sözcüğünden almıştır.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duzo : (Düz Ayak): Oyun genelde davul veya zilli def eşliğinde icra edilir. Bir ayak (sol ayak) sabit diğeri (sağ ayak) ise ileri geri hareket ettirilerek oynanır. Oyun grubunun baş tarafı kuyruk tarafına göre daha hareketli ve ileri geri mesafesi daha fazladır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuncular sürekli sağa doğru ilerlediği için her zaman sağ ayak önce kaldırılıp hafif sağ yana doğru indirildikten sonra sol ayak da sabit bir şekilde sağ ayak yanına getirilir. Bununla beraber oyuncuların oyunun ritmik hareketleriyle uyumlu omuz hareketleri de oyuna ayrıca güzellik katmaktadır. Oyun böyle devam ederken, oyuncuların eğilip öne çıkması ve sağ ayaklarının topuklarıyla öne vurup geri çıkması da oyunda sergilenen en güzel figürlerden biridir. Oyunda en önemli figürlerden biri de, halay başının ve halayın son  oyuncusunun ortaya çıkarak, ayak figürleri ve ellerindeki çifte mendillerle karşılıklı solo yaparak oyuna renk katmalarıdır. Bunlara zaman zaman davulcu da, hem davuluyla hem de ayak hareketleriyle katılarak oyuna ayrı bir zenginlik kazandırır.      &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lorke : Tüm bölgede olduğu gibi, Siverek'te de en yaygın oynanan oyundur. Başlangıç figürlerinde üç adım yürüme ve ayak  sallamalı olan oyun     arada çok daha hareketli ve dik olarak  oynanır. Bu oyunda el ve omuzlar daha sıkı ve yukarı doğru sıçramalar, sevinçten zıplayan insanların davranışlarını yansıtırlar. Dik halayda da ayak yere vurularak ileri ve geri gitme şeklinde oynanır. Yine ileri gidilirken eğilme, geri dönüşlerde doğrulma hareketleri yapılır. Bu oyun sırasında da halaybaşı (Péşık) bazen gruptan  koparak bazen kopmadan ferdi hareketli figürler  sergiler. Ferdi oyunun bitiminde tekrar ekiple birlikte lorke oyununa devam eder.    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siverek Folklör ekibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nuré Halayı: Çoğu zaman lorke  ile ardışık olarak oynanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çepik: Çevredeki illerden farklı olarak grup tarafından icra edilmez.     Halaybaşı ile yanındaki, kimi zaman da başka bir ikili tarafından  karşılıklı, avuç içleri kuvvetli ve hızlı olarak biri birlerine çarparak, bazen de bu ikili oyuncu çarpma esnasında avuçlarını parmaklarını biri birlerine geçirerek oyuna daha güzel bir canlılık kazandırırlar. Bu figürler bir tür döğüş hareketlerini andırır. Bir genç kızı elde etmek, ya da bir şeyi ele geçirmek için iki kişinin mücadelesini yansıtırlar. Oyuncular bu oyun sırasında çeşitli artistik figürlerle birbirlerine hünerlerini göstererek, birbirlerini korkuturmuş gibi hareketler  yaparlar. Oturarak birbirleriyle el çarpıp uzaklaşmaları sonra bu hareketi tekrarlamaları iki koçun   çarpışmasını andırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her iki oyuncu ellerindeki mendilleri, dövüş aracı olarak da kullanırlar. Eldeki bu mendiller el çırpma esnasında  kuşak arasına konur. El çırpmalar bazen ayakta, bazen de  sıçramalar ve çökmeler esnasında yere diz çökülerek yapılır. Bütün bu figürlerin sergilenmesi sırasında, oyuncular en güzel hünerlerini ortaya      koyarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Delilo: Az da olsa oynanan bu oyun, ne Elazığ'daki kadar hareketli, ne de      Diyarbakır'daki kadar yavaştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dellocan : Dik halay türünde oynanan hareketli bir oyundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çifte Telli : Türkiye'nin bir çok yerinde olduğu gibi, Siverek'te de saz ve cümbüş başta olmak üzere, davul zurna eşliğinde oynanır. Çoğu zaman karşılıklı iki kişi tarafından oynanmakla beraber, düzensiz çiftler tarafından da oynanır. Kadın eğlencelerinde daha sıkça görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek Ayak : İleri atılan tek ayaktan adını alır. İleri atılan  bir adım onu izleyen vuruşla geri çekildikten sonra sıçranarak yaylanılır. Düzenli halay oyunlarından biridir. Kollar kenetlenerek oynandığından, ferdi hareketlerden çok,    grup hareketleri dikkati çeker. Birlik beraberlik içerisinde iş yapma, yada  sevinmeyi yansıtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki Ayak : Bu oyunun tek ayaktan farkı, bir vuruşluk müzik ve bir adımlık oyun fazlalığıdır.Oyun, ekin kaldırmanın sevincini yansıtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç Ayak : Bölgeden, farklı bir şekilde oynanan oyun, yerinde sıçramalarla ve sıçramaları takip eden, önce sol topuk, sonra sağ topuk, tekrar sol topuğun bir adım öne vurulmasıyla oynanan oyun, hareketli ve seyirlik bir oyundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuncular, hareketleriyle sanki birbirlerinden ayrılacaklarmış gibi izlenim verirler. Sevdikleriyle anlaşamayan gençler gibi birbirlerine nazlanarak, küsüp ayrılır gibi yaparlar. Ancak eller ve kolların kenetli olması ayrılmalarına izin vermez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada oyuncuların başı (peşink) ve sondaki oyuncu (poçık), elleri bırakmadan biraz daha ortaya çıkarak karşı karşıya gelip birbirleriyle konuşur gibi göz göze bakarlar ve diğer oyunculara nasihat verir gibi figürlerle, küsen oyuncuları barıştırmaya çalışırlar. Bunu başararak mutlu bir şekilde yeniden oyuna katılıp küskünlüğü kaldırmışlık  edası içerisinde mutlu bir şekilde oyuna devam ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köçek : Eski Siverek düğünlerinde oynanırdı. Günümüzde pek oynanmamaktadır. Oyuna köçek, oyuncuya ise köçekçe denir. Erkekler ilgi çekici kadın elbiseleri giyerek,  ya da hamam peştemalleri sararak,  başlarını da süslü örtülerle, sadece gözleri görünür şekilde örterek oynarlar. Çok kıvrak ve hareketli şekilde erkekler tarafından icra edilen bu oyun, bir veya iki kişi tarafından karşılıklı oynanır. Ayaklarına yumuşak naylon kadın ayakkabıları, bazen de süslü takunyalar giyerler. Takunyalar yere değdikçe oynayan oyuncunun maharetine göre ritmik ve çok güzel sesler çıkar. Ellerine ziller ya da takunyalar takarlar. Siverek'te eski düğün alayları, yürüyerek gelin almaya giderlerdi.Bu yürüyüş sırasında, geniş meydanlarda duran düğün alayı, büyük bir halka oluşturarak sazlar veya davul zurna eşliğinde halay çekerken köçekçeler ortada oynarlardı. Genelde oynadıkları oyunlar, çiftetelli, divane ve köçek oyunu yanı sıra doğaçlama diyebileceğimiz  hünerler göstererek oyunu daha da zenginleştirirlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köçekçelerin oyunu sırasında, seyirciler tarafından üzerlerinde para gezdirilir, bu paralar çalgıcılara verilirdi. Köçekçelerin kendilerini kadın elbiseleriyle kamufle etmeleri merak konusu olurdu. Ve  bunların kim oldukları hakkında tahminler yürütülür, iddialara girilirdi.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Gelberi : Yörede çok  oynanan Gelberi  adlı oyun, Duzo halayının "Gel beri yar Gel beri" türküsüyle oynanmasıdır. Aynı oyun” Oy oy oy eminem”      türküsüyle de oynanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Seyirlik Oyunlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğünlerde kadınlar arasında değişik kıyafetler giyilerek oynanan "Hem yaza geldim" oyunu, bir tür müzikaldir. Damat, kaynana, gelin ve cadı rollerindeki tiplemeler, çeşitli makyaj ve kostümlerle canlandırılır. Sonra diyaloglar aynı adı taşıyan ezgi ayağı ile söylenir. Zaman zaman çalgıcı da bunlara eşlik eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Günümüzde unutulan veya unutulmak üzere olan bir çok seyirlik oyundan, Pıçak oyunu, karşılıklı iki oyuncu tarafından oynanır. Yöresel giysilerini giyen oyuncuların ellerinde bulunan bıçakları müzik eşliğinde ritmik hareketlerle bir sağa bir sola sallamaları, ve bazen de müzik durarak oyuncular Siverek’e ait çeşitli maniler ve taşlamalarla karşılıklı atışmaları sırasında seyirciler  duygulanır, bazen de kahkahalarla oyuna canlılık katarlar.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Şeyhmus Özlahlan, Abbas Kalaner  (1960)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeyhmus Özlahlan 1996&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİVEREK’TE HALK HEKİMLİĞİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Siverek’te de halk arasında ilaç olarak kullanılan çeşitli bitkiler vardır. Bunlardan Siverek’te mahalli isimleri ile bilinenler şunlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÂRDİ (kâri ): Karacadağ- Kejan bölgesi ve Şeyhli’de taşlık alanlarda yetişen Kârdi  bitkisi mayıs aylarında toplanır. Bu bitki toplandıktan sonra acılığının giderilmesi için ayranla kaynatılarak ilk suyu dökülür. Tekrar kaynatılır, küçük küçük doğranır, sonra güneşte kurutulur, pirinçle yapılan çorbası (sumak da ilave edilebilir)  karın ağrısı, ishal ve  barsak ağrısında kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KASIMOTU: Söylemez köyü mıntıkasında yetişen bu bitki kurutulup ufaltıldıktan sonra (hap haline de getirilebilir) tek başına veya papatya-Meyremhort  ile beraber de kullanılabilir. Genellikle halk arasında mide-barsak hastalıkları için spazm çözücü olarak kullanılır. Şeker hastalığına da faydalı olduğu söylenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MERYEMHORT (Tâlik, Mayaro, Mırra): Güney ve Doğu Anadolu bölgesinde yetişen bu bitki hemen hemen her yerde değişik şekillerde kullanılmaktadır. Siverek’te çok yaygın olarak kullanılan bu bitki halk arasında kaynatılarak hap haline getirilip kullanılmaktadır. Hem bitki hem de hapları yapılan meryemhort,   kıraç topraklarda ve meralarda yetişmektedir. Yaprakları ve çiçekleri kaynatılarak, bitki pekmezi elde edildikten sonra güneşte kurutulur ve katılaşıncaya kadar bekletilir. Daha sonra yutulacak kadar  küçük küçük  parçalarından hapları elde edilir. Bölgede her türlü iç sancılara ve hazımsızlığa karşı spazm çözücü olarak kullanılmaktadır. İshal kesici olarak da kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NARGÜLÜ: Nara benzeyen yabani  bir ağaçtan elde edilen çiçekleri kaynatılarak çayı elde edilip ishal durdurucu olarak kullanılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CİRTATAN (petişok , eşek hıyarı):  Sulu alanlarda, dere kenarlarında, harabe yerlerde, bostanlarda yetişen bu bitkinin meyveleri bölgede sarılığa karşı kullanılmaktadır. Ayrıca üst solunum yollarını açmak için burun deliğine sıkılan bitki bazen alerjiye de sebep olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HURNUK (Gurnik): Bitki üzerindeki dikenleri tam olarak kuruduktan sonra toplanır. Bitkisiyle beraberce kaynatılarak içilir. Bölgede kalp ve damar hastalıklarına iyi geldiğine inanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HİRO (Hatmi çiçeği): Her yerde yetişen bitkinin pembemsi olan çiçekleri özellikle kan durdurmada kullanılmaktadır. Çiçek kurutulduktan sonra toz haline getirilerek enfiye olarak buruna çekilmektedir. Kanayan bölgelere tozları bastırılmak suretiylede kullanılmaktadır. Tohumları iltihaplı yaralarda apse açıcı olarak kullanılır. Beyaz çiçekler öksürükte kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEŞE PALAMUT’U: Palamut meyvesi kurutularak havanda dövülür toz haline gelen palamut suyla veya küçük çocuklara mama ile verilmektedir. Çocuklarda  ishal durdurmak için kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAZI: Toplanan mazılar kurutularak diş eti hastalıklarında kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rışvat ve Kenger Pazarı (Fotoğraf Ahmet Altıntaş)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-1185577569521405162?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/1185577569521405162/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=1185577569521405162' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/1185577569521405162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/1185577569521405162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/evlilik-ve-dn-blgemiz-ve-zellikle.html' title='EVLİLİK VE DÜĞÜN      Bölgemiz ve özellikle Siverek gelenek ve göreneklerine bağlıdır.'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-6003396046760306989</id><published>2008-09-15T06:49:00.001+03:00</published><updated>2008-09-15T06:49:55.334+03:00</updated><title type='text'>Evlilik ve Düğün</title><content type='html'>Evlilik ve Düğün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feridun Merter, köy ailesinde 1950-1988 yılları arasında meydana gelen değişmelerle ilgili olarak Malatya'da bir araştırma yapar. Araştırma, Malatya'nın tüm ilçelerine bağlı köylerde hane birimleri seçilerek 2224 aileyle yapılır. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, bu çalışmayı "Köy Ailesinde Meydana Gelen Değişmeler (Malatya örneği)" adıyla 1990'da kitap olarak yayınlar. Bu araştırmada Malatya'daki evlilikler şöyle anlatılmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkiye'de evlenecek olan kız ve erkek adaylarının birbirlerini görerek, tanıyarak evlenmeleri kent ekseninden, köy eksenine doğru gidildikçe azalmaktadır. Çünkü kırsal yöre halkı mutaassıp ahlaki standartlara bağlı olduğu için evlilik öncesi ilişkiler uygunsuz bulunur."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Köylerde evlilik öncesinde açık olarak arkadaşlık etmek mümkün değildir. Buna köy geleneği izin vermez. Ancak köy küçük bir cemaat olduğu için, gençler çeşitli bahanelerle birbirlerini görürler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Özellikle kızların evlenme kararında ailenin etkisi daha fazla olmaktadır. Erkeklerin evlenmesinde de, % 50 ana-babanın, % 13 yakın akrabaların, % 7 başkalarının etkisi olduğu, ancak % 29'unun kendi kendilerine karar verdikleri tespit edilmiştir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Malatya köylerinde erkeklerin eş seçiminde ve evlilik kararının alınmasındaki etkenler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ana ve babanın karar vermesi (% 54.6)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yalnız kendisinin karar vermesi (% 24.9)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Anne, baba ve kendisinin birlikte karar vermesi (% 20.5)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabloda görüleceği gibi erkekler evlenirken, anne ve baba %54.6 oranında karar sahibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Evlenecek erkeğin, evlenecek kızla, evlilik öncesi görüşmesi, tanışması ve karar vermesi konusunda anne ve babanın görüşü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Normal karşılarım (% 37.9)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İyi karşılarım (% 23.7)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kötü karşılarım (% 38.4)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Evlenecek kızın, evlenecek erkekle evlilik öncesinde görüşüp ve tanışarak karar vermesi yönünde kız annesi ve babasının görüşü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Normal karşılarım (% 27.8)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İyi karşılarım (% 23.7)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kötü karşılarım (% 49.2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda belirtilen tablodaki görüşlere bakıldığında, erkeğin kızla konuşarak evliliğine karar vermesini kötü karşılayanların oranı % 38.4 iken; kızın evlilik öncesinde evlenecek erkekle konuşarak evliliğe karar vermesini hoş karşılamayanların oranı % 49.2'dir. Evliliklerde, halen anne ve babanın karar sahibi oldukları çoğunluktadır.(1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malatya, Akçadağ, Doğanşehir, Yeşilyurt, Arguvan ve Hekimhan'ın birçok köyünde evlilik ve düğünle ilgili yaptığımız araştırmada elde edilen bilgiler şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlilik görücü usulü ile yapılmaktadır. Kız aynı köyde ise evleneceği erkekle birbirini görürler; birlikte oynarlar ve çalışırlar. Ancak evlilik konusunda konuşarak anlaşmaları zordur. Yine karar anne ve babalarına ait olur. Erkeğin annesi, kızı beğenmiştir. Kızın annesiyle özel olarak görüşür, kızlarını oğullarına istediklerini söyler. Kızın annesi kızıyla konuşmak, araştırmak için süre ister. Kızıyla konuşur, sonra kocasıyla konuşur. Kızın gönlü varsa, erkeğin annesine haber verilir. Erkeğin babası ve annesi kız evine gelirler; konuşurlar, söz alınır ve öpüşerek ayrılırlar. Birkaç gün sonra, erkeğin babası, bir kaç kişiyle kız evine gelir. Yeniden dinsel kurallara uygun olarak "Allahın emriyle, peygamberin kavliyle, senin kızını B'yi oğlumuz C'ye istiyoruz" derler. Kızın babası da "Allah ne yazmışsa o olur. Demek ki kızımın kaderini sizin çocuğunuza yazmış." der. Ve öpüşerek ayrılırlar böylece söz bağıtlanmış olur. Getirilen şeker veya lokum dağıtılır. Buna söz kesme denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nişan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızın söz kesiminden sonra, erkek tarafı nişan hazırlığını yapar. Akraba ve komşularına nişan töreninin haberini verir. Yemek için davar ve un, bulgur, yağ gibi malzemeler kızın evine götürülür. Davar kesilir, aş yapılır. Kız tarafı da kendi akrabalarını ve komşularını nişana davet eder. Nişana gelen kadınlar ayrı odada, erkekler ayrı odada otururlar. Kendi aralarında eğlenirler. Kimi zaman erkekler içki de içerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nişan için getirilen bilezik, yüzük, küpe ve giysiler kıza takılır ve giydirilir. Türküler söylenir, yemekler yenir. Nişanda ceviz, kuru üzüm, dut, şeker gibi çerezler dağıtılır. Buna "Şiranı" denir. Dualar edilerek nişan son bulur. Davetliler dağılırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nişan töreni bir nevi nikâh sayılır. Artık söz resmen bağıtlanmış olur. Nişanı bozma durumunda taraflar şiddetle kınanır. Nişanı bozan kız tarafı ise, o kızın başkasıyla evliliği biraz zorlaşır. Erkek tarafı bozmuşsa, o erkeğe artık kız zor verilir. Bu nedenle nişan bozma ve cayma kuralı yok denilecek kadar azdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir köyden kız alınacak olursa kız ve erkek birbirlerini zor görürler; konuşma olanakları olmaz. Bu durumda erkeğin ailesi, o köyde tanıdık bir ailenin aracılıyla kız arar. Bulunan kızın evine, erkeğin annesi gider; kızlarını beğendiklerini, oğullarına istediklerini açıklar. Kızın annesi de kızın gönlünün olup olmadığı öğrenmek ve oğlanı görmek için süre ister. Erkek ya kızın evine, veya tanıdık birinin evine gelir. Habersizlermiş gibi kızın annesi ve kız da o eve gider. Dereden tepeden konuşulur. Kızla oğlan bakışlarıyla tanışmış olurlar. Kız ve kızın annesi erkeği beğenmişlerse oğlan evine haber gönderirler. Erkeğin annesi yeniden gelir ve söz alınır. Bu söz üzerine, yukarıda belirtilen şekilde söz kesme ve nişan törenleri sırasıyla yapılır. Genellikle evlilik, akraba arasında amca, dayı teyze, hala kızlarıyla olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişte, amca kızını amca oğlu istiyorsa, kız varmazsa dahi başkaları araya girip o kızı kendi oğullarına istemezdi. Çünkü böyle durumda kızı isteyen yabancılarla amca oğlu arasında kavgaların olduğu görülmüştü. Ancak, süreç içinde onca oğlunun davranışı ayıplanarak bu tür evlilik töresi kaldırılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berdel Evliliği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berdel, iki aile arasında anlaşmayla kızlarını değiştirmeleridir. Berdel evliliğinde, nişan törenleri iki aile arasında anlaşarak yapılır. Kızların gelin olacağı gün aynı güne rastlatırlar. Bu tür evlilik, baba ve annenin elindedir. Bu tür evliliklerde mutluluk olmadığı görülmüştür. Şimdilerde berdel evliliği yok denecek kadar azalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşik Kertmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne-babalar özellikle babalar tarafından henüz yeni doğmuş, iki bebeğin (kız-erkek) büyüdüklerinde birbirleriyle evlenmelerine karar verilmesidir. Kızın beşiği ile verilecek erkek çocuğun beşiği bıçakla kertilir böylece evliliğin sözü bağıtlanmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız büyüdüğünde, evlililk çağı geldiğinde o kızı kimse istemez. Öyle ki, taraflardan biri sakat olsa veya herhangi birinin sağlık durumu iyi olmazsa bile, beşik kertmesi geçerlidir. İlkel olduğu ve büyük olumsuzlukları görüldüğü için, bu tür evlilik kökten kaldırılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde eğitim ve öğrenim yaygınlaşmış, kentlerle ilişkiler gelişmiş, ulaşım ve iletişim yaygınlaşmış, olduğu için görücü usulüyle evlenme ve berdel evliliği giderek anlaşmalı evliliğe dönüşmüştür. Artık köylerde de çoğunlukla kız-erkek konuşarak anlaşarak evliliğe karar veriyorlar. Anlaşan kız-erkek, ailelerine durumu bildiriyor, törelere göre gereken yapılıyor.(2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlık (Kalın)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de özellikle kırsal alanlarda yaygın olan ve ailenin kurulmasını güçleştiren bir uygulama da başlık geleneğidir. Başlık, evlenecek erkeğin ya da ailesinin kızı babasına, babası yoksa bir aile büyüğüne ödeyeceği para, vereceği taşınır ve taşınmaz mallardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde kentlerden köylere doğru gidildikçe başlık geleneği uygulaması yaygınlaşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkiye'deki tüm kadınların % 53'ü başlıkla evlenmiştir. Ancak bu oran Ankara, İstanbul ve İzmir'de % 19, diğer kentlerde % 41, kasabalarda % 47, köylerde ise % 63'tür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feridun Merter, araştırmasında Diyarbakır merkez köylerinde, evlenen kızların babalarına başlık adı verilen bir paranın verilmesinin yaygın bir davranış olduğunu ve hanımların % 75'inin başlıkla evlendiklerini belirtmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlık uygulaması bölgelere ve yerleşim birimlerine göre değişmektedir. Başlık uygulamasının bölgelere, kent, kasaba ve köylere göre dağılımı aynı araştırmada şöyle belirtiliyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölge                   Köy %         Kasaba %   Kent %&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orta Anadolu        76.8            52.2            14.5&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karadeniz             76.8            34.4            31.1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı Karadeniz      24.0            18.7            6.9&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akdeniz                46.2            25.5            67.3(3)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nişan töreni yapıldığı sırada kız ve erkek babası arasında başlık konusu görüşülür. Başlığın amacı, kız babasının yapacağı masrafın belirli ölçüde oğlan evi tarafından karşılanmasıdır. Her iki aile, aralarında belirli miktarda anlaşırlar. Şayet kız babası fazla başlık istiyor, bu da erkek tarafının gücünü aşıyorsa; o zaman köyde sözü dinlenir kişiler devreye sokulur, anlaşma sağlanır. Başlık parası, kimi zaman tarla, hayvan veya mal olarak ödenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi başlık hemen hemen tamamen kalkmış, ama onun yerine geline takı, eşya alma kuralı getirilmiştir. Elbette ki, başlık yerine geçen bu uygulama hem çağdaş hem ekonomiktir. Çünkü alınan eşyalar, kız ve erkeğin gereksinmelerini karşılamaktadır. Ayrıca kız ve erkek tarafı masrafı ortaklaşa yapmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gâlat (Halat)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız tarafı, erkek tarafına "Kızımın dayısı, amcası ve erkek kardeşinin rızasını alınız" der. Erkek tarafı, birkaç kişiyle bunların yayına giderler. Beraberinde de belirli miktarda şeker, çay, rakı, meyve ve para götürürler. Rızalarını alırlar. Buna dayı, amca yolu denir. Verilen eşyaya da "Ğâlat-Halat" denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin, getirildiğinde, düğüne katılanlara dağıtılmak üzere "Ğâlat" denilen armağanlar kızın çeyizine konulur. Bu armağanlar genellikle çorap, medil, terkibağı, heybe gibi eşyalardan oluşur. Şimdi bu uygulama kalkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğün günü, kız ve erkek aileleri tarafından saptanır. Erkek tarafı, akrabalarına ve yakınlarına, komşularına okuntu (davetiye) gönderir. Geçmişte okuntu olarak elma, portakal gibi yiyecekler ve bardak, sabun, havlu gibi eşyalar gönderilirdi. Okuntuyu dağıtana davet edilenler tarafından armağanlar verilir. Bu armağanlar para olabileceği gibi, yiyecek ve giyecek de olur. Düğüne gelen konuklar erkek tarafına davar, yiyecek gibi çeşitli armağanlar getirirler. Şimdi okuntunun yerini yazılı davetiyeler almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğün günü, kızlar, gelinler en şık ve ilgi çekici giysilerini giyerler. Davul-zurnanın eşliğinde konuklar karşılanır. Düğünde yemek ve içki masaları kurulur. Kadın erkek ayrımı olmadan kol kola birlikte oynarlar. Tüm düğünlerde bayrak bulunur. Eskiden köylerde bayrak yeterince bulunmadığı ve bayrağın şekli de bilinmediği için kırmızı ve yeşilden yapılmış kaskısor dedikleri bir tür bayrak asılırdı. Bayrak, uzun ve düzgün bir sopanın ucuna asılır; sopanın tepesine de elma konulur. Bayrağı taşıyan kişiye kaskısorcu denir. Oyun sırasında, bayrağın tepesindeki elmayı düşürmeye çalışırlar. Bayrakçı da onu özenle korur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkek evinde düğün yapılırken; akşam topluca ve davulun eşliğinde kız evine gidilir. Kız tarafı gelenleri karşılar. Bayrak tutan kişi, kızın evinin üstüne çıkar, sopasıyla evin saçaklarını sökmeye çalışır ve armağan ister. Kız tarafı, önceden hazırlanan armağanı ona verir. Bayrak damın üstünde kalır; böylece düğün yeri belirlenmiş olur. Kına ve yemekler hazırlanır. Oyunlar devam eder. Kınadan sonra kızın çeyiz bohçası açılır. Kız tarafının kadınları getirdikleri armağanları veya takılarını takarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelen konuklar, komşularca evlere götürülür. Sabahın gün doğumuyla birlikte davul, kalk havasını çalar. Konuklar yavaş yavaş düğün evine gelmeye başlarlar. Gelinin hazırlığı bitirilmişler. Gelinin bir yakını olan kadın, kapıyı arkadan kilitler, armağan ister. Erkek tarafı armağanını verir, gelin çıkarılır. Hazırlanan ata bindirilir. Şimdi at olmadığı için, artık gelinler taksilerle ve benzeri taşıt araçlarıyla götürülmektedir. Kız tarafı, belirli mesafede düğün alayıyla birlikte yürür. Gelin evden çıkarılırken, arkadan duru ve temiz su atılır ki yolu ve kısmeti açıla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin düğün alayının, oyunları eşliğinde erkek tarafının evine getirilir.Yolda ve evinin önünde davul eşliğinde oyunlar sürer. Geçmişte cirit oynanılırdı. At kalmadığı için artık cirit oynanılmıyor. Gelin eve yaklaştığında, erkeğin annesi, bacıları ve yakın akraba kadınları ellerine ekmek alarak oyunlarla gelini karşılarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin, evin kapısına geldiğinde at veya arabadan inmek istemez. Bu, kayınbabasından bir armağan isteme anlamındadır. Kayınbaba bir armağan verir. Gelin içeri gireceği sırada damın üstünde gelinin başına para, çerez (kuru üzüm, ceviz, şeker gibi) atılır. Çocuklar onları kapışırlar. Gelin babasının evinden çıkarılırken, bir ağaç kaşık, yoksa başka bir kaşık veya herhangi bir mutfak eşyası gizlice alınır. O eşya damadın evinin kapısında, gelinin ayakları önünde kırılır. Böylece gelinin kısmeti beraberinde getirilmiştir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu belirtelim ki, düğünde gerek kız evinde, gerek erkek evinde damatla gelin hiç yanyana olamazlardı. Şimdi bu kural kalkmış; damat ve gelin düğünde birlikte ve kol kola oynamaktalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin, hazırlamış bir perdenin arkasına veya bir odaya götürülür. Yanında damadın kız kardeşleri, yakın akrabaların kadınları, köyün genç kızları ve gelinleri kalır. Gelinin çeyiz bohçası açılır. Getirilen armağanlar dağıtılır. Hazırlanan yemekler yenilir, mutluluklar dilenerek ayrılınır. Böylece düğün sona erer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerdek sabahı, gelinin kanlı çarşafı komşu kadınlara gösterilir. Bu töre de kalkmış durumdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin, kayınbabasına, kaynanasına, büyük kayınlarına gelinlik eder. Yani onlarla uzun süre konuşmaz onların yanlarında başkalarıyla da sesli konuşmaz, birlikte yemek yemez. Şimdi bu gelenekde kalkmıştır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nikâh&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nikâh, evlenmek isteyen kadın ev erkeklerin bu isteklerini belirtme olayıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir ailenin meydana gelmesi için üç unsura ihtiyaç olduğu söylenir: Bunlardan birincisi evlenecek olan bir kadın, ikincisi evlenecek olan bir erkek, üçüncüsü ise; erkek ve kadının birleşmesine hukuksallık kazandıracak olan bir makam."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nikah kıyma ise, hukuksal açıdan yetkili olan makamın, evlenmek üzere niyetlerini açıklayan kadın ve erkeğin birleşmesini hukuksal olarak tastik etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet öncesi Anadolu toplumunda nikah için yetkili olan resmi bir makam yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Müslüman Osmanlı ailesinde evlilik, hiçbir yetkili makamın müdahale etmediği özel bir akit ile kurulmakta idi. Erkekle kadının ya doğrudan doğruya, ya da vekilleri aracılğı ile evlenmek istediklerini iki tanık önünde belirtmeleri ile evlenme akdi tamam olurdu. Bir din adamının akit yapılırken hazır bulunması islam hukukunun bir gereği değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm hukukunda olmayan, 1926 tarihli Türk Medeni Kanunu'nda da yer almayan imam nikâhı uygulaması ülkemizde bir gelenek halinde devam etmektedir. "Geleneklere bağlılığın yanı sıra, büyük halk kitlelerinin eğitim düzeyinin yok denecek kadar düşük bir durumda bulunması, iletişim imkanlarının kitle eğitimine hiçbir katkıda bulunmayacak ölçüde yetersiz olması nedeniyle ülkemizde büyük yerleşim merkezlerinin ve aydın çevrelerin dışında çok büyük bir çoğunluk imam nikâhı ile evlenmektedir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de tüm evliliklerin yüzde otuz beşi medeni, yüzde kırk dokuzu hem medeni hemde imam nikâhı, yüzde onbeşi de yalnız imam nikâhı ile kurulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam nikâhı uygulamasının yaygınlık oranı bölgelerin sosyo-ekonomik gelişmiştik düzeyine göre değişmektedir. Sosyo-ekonomik olarak gelişmiş bölgelerde, az gelişmiş ve orta derecede gelişmiş bölgelere göre imam nikâhı ile kurulan evliliklerin oranı daha azdır. Batı Anadolu Bölgesi'nde bu oran % 6 iken, Doğu Anadolu'da % 37'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbakır merkez köylerinde, "hanımların % 38'i yalnız imam nikâhı, % 58'i hem imam nikâhı, hem de resmi nikâhlıdır. Geri kalan % 4'ü de nikâhsız olarak karı-koca biçiminde yaşamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de Medeni Kanun'un yürürlüğe girmesi önemli bir hukuksal yapı değişimi meydana getirmiştir. Türkiye'de hukuk yapısında meydana gelen değişmeler sonucunda ücret, sigorta, çocuk zammı, okula yazılma, askere alınma, işe alınma gibi resmi işlerde medeni nikâhın esas tutulması; medeni nikâhla evlenenlerin oranını, büyük kentlerden köylere doğru kademeli bir şekilde artırmaktadır. Buna karşın büyük kentlerde yalnızca imam nikâhı ile evlenenlerin oranı % 5.1 iken, köylerde imam nikâhı ile evlenenlerin oranı % 48.2, yalnızca medeni nikâhla evlenenlerin oranı % 21.3'tür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde hukuki olarak ailenin kuruluş esaslarında önemli sayılabilecek değişikliklerin meydana geldiği söylenebilir. Çünkü "yalnızca imam nikâhı ile evlenenlerin oranının kasabalarda dahi % 4.8'e düşmüş olması, gelecekte kırsal ailenin bu yönde daha da değişeceğini göstermektedir."(4)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erzincan-Kemaliye (Eğin)'de düğün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Evlenme çağına giren delikanlıya münasip görülen kız, ailesinden görücü usülü ile istenir. İsteyiciler, genelde oğlanın amca ve dayısı gibi yakınlarından oluşur. Kızı vermeyi münasip görmüşlerse buna evet anlamında, oğlan tarafının getirdiği şeker, şerbet yapılarak gelenlere ikram edilir. Böylece söz kesilmiş olur. Geline değerli zihnet eşyaları hediye edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflar dilerlerse söz kesmede (şerbet içmede) ayrıca nişan gününü de konuşup karara bağlarlar. Nişanda oğlan tarafı, 5-10 adet arasında çevreyi (kenarlarına altınlar dikilmiş ipekten sırma işlemeli özenle hazırlanmış, nazar değmesin diye ayrıca ortasına mavi boncuk konmuş nişan hediyesi) kız tarafına götürülür. Çevreyi alan kız tarafı, gelenlere peksimet ile birlikte şeker şerbeti ikram edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç gün üç gece sürecek olan düğün eğlencelerine her iki taraf da Salı'yı Çarşamba'ya bağlayan "kına gecesi" ile başlar. Kınada adet gereği elti, kınaya elini bir türlü uzatmayan gelinin avucuna açacak içine bir altın koyar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesilen koyun ve keçilerin etlerinden yapılan "keşkek" meydanda kazanlarda kaynamaktadır. Pirinç plavı ve nohut pişmiştir. Yoğurtlu çorba ve kızartmanın yanında, ayrıca konuklarca getirilen baklavalarda iştahla yenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan da ince saz adı verilen keman, cümbüş ve darbukadan oluşan saz heyeti, eski yöre havalarını çalmaktadır. Herkes coşkuludur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Damat, sağdıcı tarafından hey... sesleri arasında halaya sokulmuştur. İçinde yanan renkli mumlar bulunan özel kına tepsisi kendisine nazikçe uzatılır. Bu tepsi müzik eşliğinde bir fasıl dolaştırdıktan sonra, diğer oyunculara uzatılır. Bahşişin bol olduğu, paraların ortalığa saçıldığı bu ortamda, davulcu-zurnacı da mutludur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelini almaya gidecek olan düğüncüler yol hazırlıklarını tamamlamışlardır. Kadınlar ipek sırmalı, manda çarşaflar içindedir. Yüzleri peçelidir. Gelinin ise cibinlikli atı hazırdır. Yola çıkarlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada damadın kardeşi, gelinin cibinlik poşisini çözerek kızın erkek kardeşine teslim eder... "Eşik üstünde durdum" havası ile gelin, baba evinden çıkmak üzeredir... Gelin, nihayet kardeş ve sağdıcın kollarında cibinlikli atına bindirilir... Hafiften çalmakta olan "Eski kına havası" ile oğlan evine yürüyüş başlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin atının yanında, gelinin kardeşi, amca ya da dayısı yaya olarak yürümekte, atın başını ise varsa gelinin erkek kardeşi ya da yeğenlerinden biri çekmektedir... Yol boyunca rastlanan mezarlıklarda müzik derhal kesilir ve oradan sessizce geçilir. Bazen gelin konvoyu mezarlığın etrafını dolanarak yollarına devam ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Damat, sağdıcı ile birlikte damın yüksekçe bir yerinde gelini beklemekte, ceplerinde ise gelinin başına serpiştirilmek üzere bolca bozuk madeni para ile kağıtlı şeker bulunmaktadır... Damat, saçacağı bozuk para ve şekeri özellikle gelinin başındaki fese isabet ettirmek gayreti içindedir... Gelin, kapıya çakılan bir çivi üzerinden atlatılır ve adet gereği kaynanasının koltuğu altından geçirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlanın anası, pür heyecan, gelinin kızlık haberini beklerken, arzulanan müjdeli haber, çoktan kapı aralığından dışarı çıkmıştır. Aynı gün haber kızın anasına da ulaştırılır.(5)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara-Beypazarı Köseler Köyü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız isteme ve düğün gelenekleri aynı, ancak ilginç bulduğumuz birkaç gelenek şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"...Damat adayı yanına bir arkadaşını alarak, kız tarafına, akşam oturmaya gider. Giderken "Kırıntı" götürür. Kırıntı; kaba şeker, ayna, çakı, kuru üzüm vb. şeylerden oluşur. Kız evinde, kız ve kızın arkadaşından başka kimse olmaz. Yemek yenilir, sohbet edilir. Kız ve erkek birbirini daha yakından tanımaya çalışır, Damat yemekten sonra, sofranın altına bir miktar para bırakır. Bu para kızın arkadaşının hakkıdır. Kız da damadın erkek arkadaşına bir çift çorap verir. Ertesi gün kırıntı komşulara dağıtılır. Kırıntıdaki ayna genç kızlara verilir. Böylece söz kesildiği duyurulmuş olur."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"...Gelin götürüleceği zaman, başı bozulmadık (boşanmamış, kocası ölmemiş) yaşlı yaşlı bir kadın geline yakası açılmadık bir gömlek giydirir. Gömlek giydirildikten sonra yakası dualarla açılır. Üstüne "içlik", onun üstüne de gutnu kumaş, en üste çuha ferman giydirlir... Gelin, kayınbaba izin verene kadar yanında yüksek sesle konuşmaz."(6)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edremit'in Doyran Tahtacılarının kız isteme ve düğün gelenekleri diğer geleneklerle benzeşmektedir. Burada görücü usulüyle değil, kız-erkek görüşerek anlaşarak evlenmektedirler. Gelin, baba evinden çıkarılacağı zaman,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kız tarafı, bayrakla oğlan evini beklemektedir. Oğlan evinden bir horoz getirilmiştir. Bu horoz, kız tarafının bayraktarının evine götürülür orada kesilir. Kız evinin bayrağı, kesilen horozun üzerinden atlatıldıktan sonra, oğlan evinin bayrağını karşılamak üzere hareket edilir... Kız tarafının bayrak taşıyan bayraktarı ve delikanlıları oğlan tarafının delikanlılarını karşılar. Her iki taraf, ellerindeki bayrakların baş kısımlarını birbirine değdirir. Bu bir selamlaşmadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"... Gelinin başı artık kadınbaşı olarak düzenlenir. Baş bağlandıktan sonra gelin ayağa kalkar. Küçük çocuk başlıkları veya çocuğu olan kadınların başörtüleri, gelinin eteğine konur. Çocuğunun olmasını isteyen kadınlar gelinin etrafına toplanırlar. Gelin, eteğinde bu başlıklar varken üç defa döner ve eteğindekileri etrafındakilerin üzerine saçar. Oğlan başlığı isabet eden kadının oğlan, kız başlığı gelen kadının kız doğuracağına inanılır..."(7)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uşak-Karahallı ilçesi'ne bağlı Çokaklı Köyü'nde yapılan evlilik düğününün uygulamalarında söylem değişikliği dışında fazla ayrışım görülmüyor. Çokaklı Köyü'nde düğünün ilk günü, oğlan evinin damına bayrak (birbirine çitilmiş beyaz ve yeşil bir çift yazma) dikildiğinde, köyde davul-zurnanın eşliğinde kağnıyla ormandan odun getirilir, düğün evine yıkılır.(8)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenan Akyüz'ün, Yozgat'ta evlenme geleneği ile ilgili araştırması da ayrıntılı bilgiler içermektedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"...Yozgat'ta da görünüşte, evlenmeye istekli çıkan erkektir ve yine her yerde olduğu gibi, oğlan evi, çocuklarına almayı düşündükleri kızı resmen istemeden önce, kız hakkında el altından tahkikat yaptırır. Kızın herhangi bir bakımdan kusurlu olup olmadığını araştırır. Bunun için, zekâsı ve ağzı sıkılığına güvenilen bir kaç tanıdık kadının yardımı istenir. Bu kadınlar, kızın hamama gittiği bir günü kollayarak, o gün onlar da sözde tesadüfen hamama giderler. Böylece kızın bedeni bir kusuru olup olmadığını tespit ettikten sonra, evine de giderek, hâlini, vücudunu veya ağzının kokup kokmadığını kıza sezdirmeden anlamaya çalışırlar. Bu araştırma iyi sonuç verirse, oğlan tarafı, kızın istenmesine karar verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız istenmiş ve söz kesilmiştir. Ertesi gün, kız evi "gül şerbeti" yaparak iki sürahiye doldurur. Sürahiler kırmızı kurdelelerle süslenir. Bir kaç tabağa da üzüm, fındık yahut leblebi doldurularak sürahilerle birlikte bir tepsiye konur, oğlan evine gönderilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlan evinden de kız evine "Nişan Çerezi" yollanır. Bu çerez çoğunlukla, lokumdan ibarettir. Eskiden, nişan çerezini göndermek için, bir katırın iki yanına büyükçe birer sepet asılır, katırın başı boncuklarla süslenirmiş... Nişandan düğüne kadar geçen sürede kızın, oğlan tarafının kadın veya erkek büyüklerinden hiçbiri ile konuşmamasına Gelinlik etme denir. Oğlan evinin büyükleri ona yüzük, küpe, altın gibi hediyeler verirler, gelin ondan sonra konuşur"(9)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlilik öncesi ve sonrasındaki bazı gelenekler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        "Amasya'da evlenmekte geç kalmış kızlar için türbelere gidilir ve orada "kilit açma" uygulamaların yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Marmara Ereğli'sinde kısmet açılması için ağaçlara gelin teli ve çaput asılır. Ayrıca türbelere ibrik, havlu, süpürge, takunya, şamdan, halı ve yemeni bırakılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Kayseri'de iç çamaşırlar türbeye asılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Ankara-Altındağ'da genç kızlar iyi evlilik için Hacı Bayram Veli'nin türbesine mum yakarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Çorum'da kızların kısmetlerinin açılması için cuma günü ezan okunurken mendil sallanır. Makaranın ipi boşaltılır. Gerdek odasının kapı başına çivi çakılarak, gelinin uyumlu olmasının sağlanabileceğine inanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Aydın'da kızların nasiplerinin açılması için, dolu makaradan boş makaraya iplik aktarırlar. Nikah kıyılırken, kilit kapamak, parmak bağlamak, bıçak açmak doğru bulunmaz. Büyü olarak kabul edilir. Böyle yapılırsa damadın gerdek gecesi başarısız olacağına inanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Artvin'de nikâh yapılırken tabana ve tavana bıçak saplanırsa damat ve geline büyü yapılamayacağına inanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Ordu'da gelin ve damat yeni evin eşiğinden girerken horoz kesilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Kahramanmaraş'ta gelin olan kızın ayakkabısının altına bekar kimselerin isimleri yazılırsa kısmetlerinin açılacağına inanılır."(10)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sedat Veyis Örnek, Sivas'ın ilçe ve köylerinde yapmış olduğu araştırmada gelin getirme, düğün ve doğumla ilgili bazı inançları tespit etmiştir. Bunlardan bazıları şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Heybeye oturan kadın ikiz doğurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Heybeye oturan erkeğin karısı ikiz doğurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Aya bakan gebe kadının çocuğu ay gibi olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Kara üzüm yiyen gebe kadının çocuğu kara gözlü olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Ayıya bakan gebe kadının çocuğu kıllı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadının doğumunu kolaylaştıran inançlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Kilitli sandık açılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Kilitli kapılar açılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Kadının saçlarındaki örgüler açılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Tarla kenarlarındaki çitler çözülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Kadının iç gömleği yırtılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Zor doğuran kadının başında ekmek bölünüp, itlere doğranır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Kapıya tuz serpilir.(11)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi çok tanrılı dinlerdeki inanç motiflerinin izleri, bugünün evliliğinde ve düğünlerinde de görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1)      Feridun Merter: Köy Ailesinde Meydana Gelen Değişmeler, 41-154.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2)      H. Nedim Şahhüseyinoğlu: Kürecik, 92-95.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3)      Feridun Merter: age, 43-44.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4)      Feridun Merter: age, 45-46.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5)      Burhan Tarlabaşı: Eğin Havaları, 170.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6)      Dünden Bugüne Köyümüz Köseler, 22.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7)      Neriman Görgünay Kırzıoğlu: I. Akdeniz Yöresi Türk Toplulukları Sosya-Kültürel Yapısı (Tahtacılar), 133.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8)      Ertuğrul Taylan: Çokaklı Köyü, 111.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9)      Kenan Akyüz: I. Uluslararası Türk Folklor Kongresi Bildirileri (1976), 13.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10)  Yaşar Kalafat: İslamiyet ve Türk Halk İnançları, 13-22.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11)  Sedat Veyis Örnek: age, 59-61.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        Numan Kartal: III Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildiri, 209.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;·        A. Çetin Çelik: Türk Folklorundan Derlemeler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-6003396046760306989?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/6003396046760306989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=6003396046760306989' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/6003396046760306989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/6003396046760306989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/evlilik-ve-dn.html' title='Evlilik ve Düğün'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-6008819018870630918</id><published>2008-09-15T06:44:00.000+03:00</published><updated>2008-09-15T06:45:03.706+03:00</updated><title type='text'>Konu: Töre ve berdel</title><content type='html'>Konu: Töre ve berdel&lt;br /&gt;Konuklar: Van Kadın Derneği Başkanı Zozan Özgökçe, Kamer Acil Yardım Hattı Görevlisi Naime Kardaş ve Uçan Süpürge Genel Koordinatörü Halime Güner&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Takas, insan takası, daha doğrusu genç kız hatta kız çocuk takası. Hatta ayrıntıya inilirse eğer, aynı filmlerdeki rehine takasına benzer bir şekilde yapılmakta. İki otomobil kafa kafaya gelmekte ve hızla kızlar ve eşyaları değiştirilmekte. Evlendirilecek bir kız çocuğa karşı kızın gelin gideceği aileden bir kızın evlendirilmek üzere gelin getirilmesi. Güneydoğu Anadolu'da veya Güneydoğulu aileler arasında yaygın bir gelenek, adı berdel ama çeşitleri var. Bu geleneği gündeme getiren son olay önceden kan berdeli olarak tanımlanabilir ya da kan için rüşvet olarak kız vermek. Diyarbakır'da bir ailenin kızı kaçırıldı. Kan davası olasılığı belirdi. Kan davasının önüne geçmek için kızı kaçırılan aile, karşı aileden kız ve 10 bin yeni lira para istedi. Şartlar yerine getirildi ama iki gencin hayalleri bitti. Böylece hayalleri biten binlerce gencin durumu bir kez daha tartışılacak bir konu olarak gündemde belirdi. İyi günler. Berdel geleneğini ve töre olaylarına karşı yapılan mücadelenin genel durumunu Yakın Plan’a alıyoruz. Önce son olayı anlatıyoruz. İstemedikleri halde kardeşlerinin mutluluğu için ve kan davasının önüne geçmek için evlenmek zorunda kalan iki gence de kulak veriyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Berdel, bir kişinin kız aldığı eve kızkardeşlerinden birini vermesi olarak tanımlanıyor. Bu töre çoğunlukla Güneydoğu Anadolu'da görülüyor ve bölgede evliliklerin yüzde 5’i bu yöntemle yapılıyor. Bu töreye son örnek Diyarbakır'da yaşandı. İlköğretim okulu öğrencisi M. A., kız kardeşini kaçırarak evlenen kişinin kardeşiyle evlendirildi. İstemediği bir evlilik yapan M. A. töreye karşı çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M.A: Mecbur kaldık. Bizde onlardan kız aldık. isteyerek evlenmedim. Ben istemiyordum, ben okumak istiyordum öyle olduktan sonra evlendirdiler. Bence bu cahilliktir yani. Böyle olayların olmamasını isterdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Berdelin bir diğer mağduru da erkek kardeşinin kız kaçırması nedeniyle evlenmek zorunda kalan 17 yaşındaki H. K. Genç kız da bu evliliği iki aile arasında barışı sağlamak için kabul ettiğini söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;H.K: Babam geldi dedi seni vermişiz, bir de üstüne de 10 milyar para. Ben ağladım, üzüldüm ben dedim ben almıyorum önce dedim. Babam dedi bizim hatırımız hiç yok mu? Bende kabul etmek zorunda kaldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru: Evlenmesen ne olurdu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;H.K: Ya belki kan çıkardı, belki birbirlerini öldürürlerdi. Böyle evlenmek doğru değil. Belki birilerinin bir sevdiği vardır, arkada bırakıp geldiği bir sevgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru: Peki nasıl olmasını isterdin? Yani evlenmesen ne yapmak isterdin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;H.K: Benim 25 yaşına kadar bekar kalmak isterdim, hayallerimi yaşamak isterdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu örnekte olduğu gibi aileler arasında çatışma çıkmaması için yapılan berdel, başlık parası ödememek için de yapılabiliyor. Bu evlilik şekli erken yaşta evlilik oranını da artırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Bu meselelerle uğraşan sivil toplum örgütlerine yöneleceğiz. 3 konuğumuz var, Van’da, Diyarbakır’da ve Ankara’da. Önce Van’a bağlanıyoruz. Telefon hattında Van Kadın Derneği Başkanı Zozan Özgökçe var. Zozan hanım merhaba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zozan Özgökçe: Merhaba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Ne dersiniz, berdel meselesi bu uğraştığınız mücadelede ne kadar öncelik taşıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zozan Özgökçe: Yani şimdi bize berdel usulü, berdel yoluyla evlenen kadınlar geliyor ama bizim yaptığımız bir araştırma vardı, 590 kadın içinde berdel yoluyla evlenen kadınların oranı 3.2 idi. Yani hani ama bu çokta fazla daha sonra dile getirilmiyor. Benim burada aslında üzerinde özellikle belirtmek istediğim bir nokta var. Berdel işin başı, berdelden sonraki kurallar çok katı aslında. Yani eğer kadın işte bir kan parası sebebiyle veya işte karşı tarafa kuma, aileden kuma alınıyorsa hani ikinci eş olarak biri alınıyorsa kadın diğer tarafa verilebiliyor veya işte bir kan diyelim kadın öldürülüyor veya işte intihara zorlanıyor. Bundan sonra da kan parası niyetine aileden, karşı tarafın ailesinden ya bir mal veya bir genç kız veya yaşı kaç olursa olsun verilebiliyor ama ondan sonra kurallar çok ağır. Mesela bir taraf yani takas yapılan evlenen taraflardan biri boşanamıyor. Ayrılırsa karşı tarafta da aynı yükümlülükler var. Yani bütün herşey iki taraflı. O yüzden mesela daha fazla hakları ihlal ediliyor. Yani ondan sonra da devam ediyor. Yani zaten berdel yoluyla evlilik çok korkunç bir şey, bir de sonrası da aslında kadını tamamen bağlıyor. Yani kadının boşanma hakkı yok, gitme hakkı yok. Hiçbir şeye hakkı yok yani. Karşı taraf çünkü burada belirleyici unsur olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Karşı çıkanlar da oluyor herhalde ama bunlar istisna galiba ne dersiniz? Veya can kaybı var mı olayda?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zozan Özgökçe: Şimdi karşı taraf yani karşı çıkanların tıkandığı bir yer var. Eğer hani karşı çıkarsa, evlenmezse ya aileden başka biri gidecek yani onun dışında biri gidecek. Başka bir o yaşadığını yaşayacak veya bir abisi yani hani kan davası devam edecek. Dolayısıyla veya işte o düşmanlık devam edecek. Onu engellemek için aslında kadın bir şekilde kendisini o da heba ediyor yani kendisini adıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Zozan hanım hatta kalmanızı rica ediyoruz bütün konuklarımızdan. Şimdi de Diyarbakır’a bağlanıyoruz, Diyarbakır’da Kamer Acil Yardım Hattı’nda görevli Naime Kardaş bizlerle birlikte. Naime hanım merhaba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naime Kardaş: Merhaba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Siz ne dersiniz, ne kadar yaygın berdel? İşte yüzde 5 civarında olduğu söyleniyor, biraz önce Zozan hanım yüzde 3.2 civarında dedi. Ne dersiniz bu oranlara?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naime Kardaş: Bizim acil yardım hattımıza 97’den bu yana 2.397 kadın şiddet nedeniyle başvuruda bulunmuş ve bunların içerisinde berdel evliliğin yüzde 8 oranında görünüyor bizde. Alo?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Dinliyoruz efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naime Kardaş: Yüzde 8 oranında görünüyor, bu Diyarbakır merkezle ilgili. Fakat daha ilçe ve köylere gittiğiniz zaman bu oran daha da yüksek çıkacaktır. Demin Zozan’ın bahsettiği işte kurallara gerçekten hani berdel başlı başına bir şiddet olayı ama onun sonrası da çok ciddi bir sorun. Oradaki kurallar çok ağır geliyor ve bölgede berdelin yanında namus cinayetleri, erken yaşta evlilikler, kuma evlilikleri ciddi oranda. Bunun yanında kayın evlilikleri var. Mesela bizde yüzde 2 oranında çıkmış. Yani kocası ölen bir kadın işte kaynı ile evlendiriliyor, bunun gibi sorunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Anlıyorum. Pekala bu yüzde yani sizde 8, başka saptamalara göre yüzde 5 civarında veya yüzde 3. Bu düşük bir oran mı sizce, yoksa boyutları itibariyle daha da çarpıcı bir durum mu söz konusu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naime Kardaş: Yani 2.300 kadında bu büyük bir oran aslında. Bir de bu sadece danışma merkezine gelmeyi başarabilen kadınlar. Hani hiç gelemeyenler var dediğim gibi ilçe ve köyler var. Oralara gittikçe sayı daha çok artıyor. Yani olay aslında gayet ciddi, daha büyük bir olay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Peki gelen ve size gerçekten başvuran kadınların dürtüsü nedir? Bu bir cesaret mi? Yoksa herşeyden vazgeçmek mi? Ne var altında?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naime Kardaş: Şimdi kadınlar çok kolay kolay yaşadığı şiddeti anlatamıyorlar aslında, anlatmazlar. Hani kol kırılır yen kalır misali. Fakat öyle bir şey oldu ki artık bıçağın kemiğe dayanma noktası vardır, artık her şeyi bir yana bırakıp ve kendi başının çaresine baktığı zaman kadın danışma merkezlerine geliyor ya da başvurabileceği yerler oluyor. O yüzden oran dediğim gibi ciddi ve kadınlar ancak buraya gelebilen kadınlar, başarabilmiş ve bu şiddeti anlatabilecek ve çare arayan kadınların sayısı bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Evet. Naime hanım hatta kalmanızı rica ediyoruz sizinde ve Ankara stüdyomuzdaki konuğumuza bağlanıyoruz. Uçan Süpürge Genel Koordinatörü Halime Güler bizlerle birlikte. Bir sivil toplum kuruluşu olarak onlar da önemli çalışmalar yapıyorlar, Halime hanım merhaba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halime Güner: Merhabalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Sizin çok güzel bir haber ağınız var. Bu ağ ile gerçekten bu tür kadın haklarıyla ilgili sorunların nabzını tutuyorsunuz. Sizin saptamalarınız ne? Berdel’in veya buna benzer, bu örnek olaya benzer vakalar ne kadar yaygın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halime Güner: Evet. Uçan Süpürge 81 il’de, hatta 9 ilçede konusu direk berdel olmasa da kadına yönelik şiddeti, kadının bir değer olup olmadığını bunları anlatan filmlerden sonra söyleşiler yaptı, çekimler yaptı. Bugün konuştuğumuz konu aslında kadının genel olarak sağlığının, yaşamının en son noktası ve hayatını kararttığı noktadan yola çıkıyoruz, oradan başlıyoruz, Yakın Plan’a bunu aldınız ama bunun başlangıçları var. Her ne kadar Zozan’ı dediğine çok katılıyorsam da berdelden sonraki hayat çok zor ve çok ağırsa da buraya gelmeden önce yapılması gereken çok olaylar var. Çünkü kadın örgütleri yıllardır bunlarla ilgili çok çalıştı, çok koşuşturdu. Kadına yönelik şiddetle ilgili daha 1987 yılında İstanbul’da 2 bin tane kadın dayağa hayır yürüyüşleri yaptı, sığınma evleri açıldı, danışma merkezleri için çaba sarfedildi. Fakat geldiğimiz bu noktada gerek bizim çekimlerimiz, gerekse bütün Türkiye’yi gezerek gördüğümüz sadece belirli bölgelerde yoğunlaşan değil hatta belirli bölgelerden farklı alanlara taşınmış, yerleşmiş kadınların en az konuştukları konulardan biri bu ama hayatlarını da en fazla kararttığı konulardan biri bu. Erken evlilik, karşılıklı kız alıp verme, berdel, satılma, zorla evlilik bütün bunlar çok çeşitli örnekleri var. Sedav kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesini biliyorsunuz ülkemiz olarak taraf bir ülkeyiz. Biz buna 86 yılında imza attık. Ancak çekincelerimiz vardı. Bundan önceki hükümette başlayarak şimdiki hükümette de bu çekinceler ortadan kalktı. Artık bireysel başvuru hakkımız dediğimiz ihtiyari protokole de imza atmış bir ülkeyiz 2002 yılında. Baktığınız zaman uluslararası düzeyde bütün bunlar şikayet edebileceğimiz, bunların olmaması gerektiği konusunda önlem alınabilecek bir adım olması gerekirken şu anda gelinen noktada her gün bir gazetenin bir manşetinde, bir haberinde ya da bir televizyon programında bunu okumak, bunları izlemek gerçekten sadece kadınların kadın örgütlerinin yapacağı bir şey olmaktan çok çıktı. Bunun toplumsal bir sorun olduğunu artık görmek gerekir. Elimde biliyorsunuz yine kadın örgütlerinin lobiciliği, dayanışması çabasıyla mecliste namus ve töre cinayetleri konusunda bir komisyon oluştu. Bu komisyonun ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Oralara geleceğiz Halime hanım. Olayın genel boyutuna biraz geleceğiz. Dilerseniz adım adım gidelim. Sizi orada biraz daha ağırlayacağız. Yeniden Zozan hanıma bağlanıyoruz, Zozan Özgökçe’ye. Zozan hanım bu konuyu biraz araştırdığımızda karşımıza şöyle bir durum çıkıyor; canım bu berdel’in de hep olumsuz yanlarını görmemek lazım, olumlu yanları da var. İşte kanın da önüne geçiliyor bazen. Başlık parası meselesini halletmenin bir yöntemi, onun da dışında Güneydoğu’nun bir takım geleneklerini aşağılamaktan, böyle algılanıyor, şikayet var. Buna ne dersiniz bu yaklaşıma?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zozan Özgökçe: Evet şikayet, biz buradaki erkeklerden de alıyoruz. Yani bu konuda siz hep olaya negatif yönden bakıyorsunuz ama hani biz kadın insan hakları alanında çalışıyoruz ve bu kadınlar için direk bir hak ihlali. Yani kadın para karşılığı, senet karşılığı veya işte bir aileden bir problem olduğunda hatta borç karşılığı bir kız alışverişi olabiliyor. Kesinlikle bu geleneklerde mağdur olan kadınlar. Dolayısıyla da ve de çok maalesef bizim bu bölgedeki geleneklerin en kötü yani bu. Biz artık bunların olmasını istemiyoruz. Yani bende bunun olumlu hiçbir yönü yoktur. Kan davası iyi bir şey değil ki sonuçta. Yani kan davasını sonlandırmak için niçin kadınlar veriliyor ki karşılık olarak? Yani bunun olumlu bir yönü olduğunu ben kesinlikle düşünmüyorum. Evet yani bu sadece bu taraflarda olan bir şey de değil. Hani töre ve namus cinayetleri de burada sadece olmuyor. Evet bu yönüne bizde karşı çıkıyoruz. Sadece buradaki insanların doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki insanların sorunu da değil bu. Namus cinayetleri dünyanın her yerinde oluyor ama bizde birazcık daha şekil farklı ve kırsala gidildiğinde kadının çıkması çok güç. Yani o yaşadığı olayı, berdel’i veya işte namus cinayetine kurban gidecekse veya o şekilde öldürülecekse o bahane edilerek, bundan çıkmak, işin içinden çıkması çok güç ve medya bunu birazcık değerlendirirken sadece hani bu bölgede olan bir sorun olarak değil de bu gerçekten artık ciddi bir toplumsal dönüşüme ihtiyaç olan bir sorun, çok ciddi bir sorun ve ben olumlu hiçbir yönünü göremiyorum, kesinlikle bizler için değil. Hepimiz her an hani böyle bir korku yaşanması, aile içinde, aşiret içinde çok kötü bir şey gerçekten de. Hayatı karartıcı bir sonuç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Anlıyorum. Yani medya olaya böyle bakmaz veya bir takım çevreler olaya sadece Güneydoğu’nun bir sorunu gibi bakmazsa dolayısıyla buna karşı gelen bir takım refleksler de azalır, böylece meselenin çözümü yolunda biraz daha adım atılabilir diye düşünüyorsunuz yanlış mı anlıyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zozan Özgökçe: Evet kesinlikle öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Pekala. Sizinle tekrar bağlanacağız, yine Diyarbakır’a dönüyoruz Naime hanıma, Naime Kardaş’a. Naime hanım peki size başvurularda gerek berdel, gerek diğer töre meselelerinde nereye kadar gidilebiliyor? Ne kadar çözüm elde ediliyor, ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naime Kardaş: Bize gelen başvuralarda biz 2003’te namus adına işlenen cinayetlerle ilgili bir proje yaptık ve ölüm tehditi alan kadınlarla görüşecektik ve can güvenliğini sağlamak amaçlı. 2003’ten bu yana 25 kadın bize başvurdu ve 25 kadına biz destek olduk. Şu an 25’i de hayatta. Fakat tek amacımız bu değildi, birincisi kadının hani can güvenliğini güvence altına almak, ikincisi de toplumsal duyarlılık oluşturmaktı. Çünkü demin de söylendi, bu bir toplumsal sorun zaten ve toplumsal duyarlılığı geliştirmek bence çözüm olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Orada toplumsal duyarlılık ne durumda? Biraz ilerleme var mı? Umut veren bir durum var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naime Kardaş: Tabiki var. 2003’ten bu yana bizim de diğer kadın kuruluşlarıyla birlikte ortak yaptığımız çalışmalar sonrasında ciddi duyarılıklar oluştu. Mesela namus adına bir kadın ölüm tehditi almışsa burada resmi ve sivil toplum kuruluşları Diyarbakır’da ortaklaşa bir acil müdahele ekibi oluşturdular ve ihtiyaç hangi kurumaysa o kurum müdahele ediyor ve kadının, o ölüm tehditi altındaki kadını daha kolay güvence altına alabiliyoruz. Duyarlılık kısmındaysa kurumların tamamı destek bu projeye, medya çok ele aldı, ciddi bir dönüşüm var. Anket çalışmaları yapıldı, kampanyalar yapıldı. Bu anlamda ciddi bir dönüşüm var diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Evet anlıyorum. Pekala yine gelmeyi planlıyoruz size. Yine Halime Güler’e dönüyoruz, Uçan Süpürge Genel Koordinatörüne. Halime hanım kaldığımız yerden devam edelim. Olayın parlemento zeminindeki gelişimini nasıl buluyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halime Güner: Ona da sonra gelelim isterseniz. Çünkü çok çarpıcı bir şey söylediniz, neden bunlar oluyor? Hani berdel bundan 20 sene önce berdel filminin senaryosunu yazan Emine hanım ile ben bizzat görüştüğümüzde, Diyarbakır’da evinde konuk ettiği zaman kendisiyle sohbetimizde bunu nasıl yazdınız dedim? Sadece evin karşısındaki olanı biteni, köye gittiğinde olanı biteni gözlemledim demişti. Yani gerçeği yazdığından söz etmişti. Şimdi böyle bir 20 yıldır belki bundan önce de varolan bir süreç. Berdel, namus cinayetleri, kadına yöneilk şiddet bunu yaymak mümkün. Peki bunlar neden oluyor? Yine sordunuz her iki arkadaşımıza da, bana ve Diyarbakır’a. Onun sorunun hani bu kan davasını önleyecek mi? Belki iyi bir tarafı var mı? dediniz. Ülkemizde kan davası dediğinizde hepimizin tüylerini diken diken etmiyor mu? Hatta kan davası olayları olduğu zaman hepimiz şahidiz, devletin en üst kademeleri, yetkililer gidip ....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Sakın yanlış anlaşılmasın. Ben bu tür olaylara karşı bir takım refleksleri dile getirdim. Onları aktardım, elbette böyle düşünmüyoruz yani bütün bu programı hazırlayan haber merkezi olarak evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halime Güner: Sizin düşünmediğinizi çok iyi biliyorum ama bizi seyredenler “canım bunda hiç mi fayda yok, bu işin içerisinde” diyenler olduğunu tahmin ettiğim için söylüyorum. Hatta TCK yasası görüşüldüğü zaman Ankara’da bu işin içinde olan arkadaşlarımızla birebir yaptığımız görüşmelerde bazı maddeler içinde imkansız dediğimiz kadınların bu aleyhine bir şey, nasıl bunu düşünürsünüz dediğimiz zaman “canım çoğunlukta böyle değil, herkes sizin gibi düşünmüyor” demişlerdi. Onun için biraz açıklık getirmek istiyorum. Kan davası ile ilgili olarak devletin en üst yetkilileri gidip kurbanlar kesip, çadırlar kurup her iki aileyi birleştirmek, buluşturmak, barıştırmak için çok büyük bir çaba safrettiklerine şahit olduk. Bunlar için belki devletin bütçesinden, kasasından paralar da ayrıldığını görüyoruz, biliyoruz ama kan davasını önlemek için hayatını karartan ve bunu televizyonlarda birlikte az önce siz de tekrarladınız, gösterdiniz, dünden bu yana da izliyoruz. Yani başka bir hayat yok artık onun için. Böyle bir hayatı şimdi sorunuza cevap olarakta söyleyeyim, devletin ya da Ankara’dan bakarken karar vericilerin nasıl baktığını ya da nasıl önleyemediğini konuşmak gerekir. Çünkü bu bir gerçek. Gerçekten kadın örgütlerinin çabası çok büyük. Bununla ilgili olarak yasalar kadınların istediği doğrultuda çıktı diyebiliriz. Ancak zihniyet değişikliğiyle ilgili olarak yapılan çabalar istediğimiz kadar değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Anlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halime Güner: Zihniyet değişikliği de çok yönlü olması gerekir. Size çok teşekkür ederiz. Çünkü siz daha önce de bizim Uçan Süpürge’nin köprüler kuruyoruz projesiyle ilgili bütün bu il’lerde birebir kadınlarla tamda bu konu üzerinde yaptığımız konuşmaları dillendirip kanalınıza aktardınız. Biz onu eğitim kaseti olarak her il’de şimdi gösteriyoruz. Bu çok, biz farkındayız, bunu dile getiriyoruz, bunu anlatıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Anlıyorum peki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halime Güner: Farkında olmayan bunu bu karar vericilerin ya da bunları ortadan kaldıracak olan kişiler onlar üzerine biraz konuşmakta fayda var diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Sağolun tekrar planlıyoruz süremiz yettiğince size dönmeyi. Teşekkür ediyoruz. yeniden Zozan Özgökçe’ye dönüyoruz. Zozan hanım sizin özel hayatınız medyaya yansıdığı için olayı bu şekilde sormakta çekinmiyorum. Şu şekilde soracağım; siz bir aşiret mensubuydunuz ve şiddete maruz kaldınız evliliğinizde ve okumuş bir insan olarak bunu sona erdirdiniz, ayrıca kendinizi kadın haklarına adadınız. Genç kızların okutulmasının bu tür sorunların çözümündeki payı nedir? Bunu biraz daha iyi hissederek anlatabileceğinizi düşünüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zozan Özgökçe: Şimdi şey önemli, biz bir araştırma yaptık 776 kadın üzerinde ve buradaki amacımız kadınların toplumsal cinsiyet rollerine dayalı algıları nedir onu ölçmek istedik aslında. Şimdi namus, bekaret, zina hani bu ve kadının diğer rolleri ile ilgili hani toplum tarafından biçilen rolleriyle ilgili bir çok soru sorduk ama kadınların çok büyük bir kısmı toplumsal rollere dayalı bütün bu rollerin hepsini çok iyi bir şekilde çok benimsemiş yani. O yüzden biz kadınlarla çalışıyoruz. Şimdi eğitim düzeyi ile bunu hani bütün araştırmamız, eğitim düzeyi ile bu bakış açısı nedir diye değerlendirdiğimizde eğitim düzeyi yükseldikçe toplumsal cinsiyete dayalı roller kesinlikle değişiyor. Yani daha olumlu yöne gidiyor. Yani mesela işte bekaretle ilgili kadının bakış açısı çok daha olumlu. Eğitimin direk alakası var ama burada bizim başvurularda da gördüğümüz bir şey, eğitimli olmak veya olmamak, ekonomik bağımsızlığın olup olmaması, kadının şiddet yaşayıp yaşamamasıyla maalesef çok önemli bir neden değil. Yani herkes yaşayabiliyor. Yani eğitimli olan da yaşayabiliyor, olmayan da yaşayabiliyor maalesef. Çünkü bu yani sözlü olan yasalar, yazılı olmayan yasalar çok daha geçerli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Anlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zozan Özgökçe: Kadının hani mesela benim yaptığım bizim aşirette ikinci kişiydim ben. Yani bunca zamandır, bu gerçekten ailenin desteğiyle olabilecek bir şey. Bir de ailenin bakış açısına göre ama eğer ben gerçekten belki de durumum birazcık daha farklı olsaydı ki bende çok zorluk yaşadım. Farklı olsaydı belki de ben bundan kurtulamazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Anlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zozan Özgökçe: Ama diğer buraya gelen kadınları görüyorum hani her şey sorun. Daha sonra yaşamını değiştirmesi sorun, işte eğer boşanmışsa veya kendi hayatını değiştirmek için bir adım atmışsa, daha sonra ayakta kalmak için tamamen toplumun bakış açısına karşı duruş sergileniyor yani. O yüzden sonrası da elbette çok zor oluyor kadın için ama hani biz burada dayanaşarak bunu aşmaya çalışıyoruz ve ben bizim derneğe ailesiyle gelen ve ailesiyle aynı ailesi biz kızımızı öldürmek istemiyoruz diyen aileler geliyor mesela. Bu çok olumlu bir şey. Bir dönüşüm de söz konusu ama bunun için çok ciddi şeyler yapmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Zozan Özgökçe çok teşekkür ediyoruz size. Hemen Naime Kardaş’a bağlanıyoruz, Diyarbakır’a, Kamer acil yardım hattına. Naime hanım çok kısa yanıt alayım, süremiz azaldı. Bütün konuklarımıza uygun süre vermek istiyoruz. Ne dersiniz, orada kamu otoritesinin bu tür mücadeledeki yerini ne kadar hissediyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naime Kardaş: Demin de Halime hanımın da anlattığı gibi namus adına töre cinayetleriyle ilgili medya çok gündeme getirdi. Gerçekten bu çok etkiliydi ama onun hani sınırını da korumak lazım. Hani neyi ne kadar konuşacağımız ya da neyi ne kadar yansıtmamız gerektiğini. Fakat bu projede ya da bu çalışmada töre cinayetleri kısmında medyanın desteğini gördük zaten. Ben son şunu eklemek istiyorum; bölgede Türkiye’de, dünyada kültür ve gelenekler nedense hep kadınlar üzerinden götürülüyor ve acısını bedelini her bir şekilde kadın veriyor. O yüzdendir ki berdel’in ya da işte kan davalarını engellemek için kadınların hediye edilmesi gibi. Bunların hepsine karşıyız ve kadınların hiçbir şekilde bedel vermemesi gerektiğine inanıyorum. Yani kültürü ve gelenekleri hani kadınlar üzerinden çözülmesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Anlıyorum. Çok teşekkür ediyoruz Naime Kardaş size de ve Halime Güner’e bağlanıyoruz bu sefer. Halime hanım biraz anlattınız ama belki biraz daha vurgulayarak programı bitirmekte yarar var. Kadın hakları için uğraşan sivil toplum kuruluşları ipin ucunu yakaladı mı? Yakaladıysa ne kadar yakaladı? Yani size rehber olabilecek, sonuç almaya götürebilecek bir ortam, bir yol, yöntem, yol yordam buldunuz mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halime Güner: Evet kadın örgütleri giderek kendinin yol haritasını çizerek, birbirleri arasında diyaloğlar kurarak bunun sizin deyiminizle ipin ucunu fazlasıyla yakaladı. Yalnız bu konu kadın haklarında kadın derneklerinin çözeceği bir konu olmanın dışında toplumsal bir sorun olduğunun altını bir kez daha çizmek gerekir. Yine berdel olayının çok benzeri geçtiğimiz hafta yine doğuda bir örnek yaşadık hep beraber bunu da izledik. Bir öğretmen bunu farkediyor sınıfta. 13 yaşındaki bir kızın para karşılığında satılacağını ve berdel ile evlendirileceğini öğreniyor, bunu valiye haber veriyor vali bunu engelliyor ve aileye yoksul aile olduğu için, para istedikleri için bu para karşılığında kızın hayatı kurtuluyor. Buradan ne çıkıyor karşımıza? Eğitimcilerin bu konuda eğitilmiş olması, öğretmen. O bölgenin milletvekillerinin bu konuda sorumluluk hissetmiş olması. Yasal olarak yaptırımların sadece beyaz kağıt üzerinde değil, uygulamaya yönelik yaptırımların takip edilmiş olması, izleme komitelerinin kurulmuş olması. Buradan Ankara’dan baktığımız zaman karar vericilerin olduğu bir il’de kadınlar için meclisteki komisyonlar, kadın erkek eşitliği komisyonu, bu konudaki yaptırımlar bunların hepsinin olması gerekir. Hatta size bir şey daha söylemek istiyorum meclis açıldığı zaman bu meclis açıldığı zaman bu meclis biliyorsunuz yüzde 52 oranında kadınların da mecilsi. Meclisin açılış konuşmasında rahatsızlığım nedeniyle sabahtan akşama kadar evde bütün konuşmaları not aldım ve bu notların içerisinde cumhurbaşkanının konuşması dahil. Hiçbiri Türkiye’de yaşayan kadınlara yönelik şiddeti, kadınlarla ilgili girişimci kadınları, kadınların ekonomik özgürklüklerini, kadına yönelik bir mesajla karşılaşmadığımı özellikle de söylemek istiyorum. Buradan baktığınız gibi genel olarak biz varız. Kadınlar her yerde olduğu gibi varlar ama kadınların hayatlarını eğer karartan yok töre adına işlenen cinayetlerse, yok erkeklerin bu konudaki anlayışlarıysa, buna eğer sessiz ve suskun kalmak, suç ortaklığı yapmakla eş değer olarak görüyorum. Artık bunları yaşamak istemiyoruz. Çünkü bunlarla ilgili inanılmaz mesajlar var. Artık bu mesajları duymak ve o duyulan mesajlar üzerine gitmek gerektiğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Haksever: Peki Halime Güner çok teşekkür ediyoruz efendim Uçan Süpürge Genel Koordinatörü, yayınımıza katıldığınız için çok çok sağolun. Berdel olayından hareketle töreye karşı yapılan, insan haklarına, kadın haklarına aykırı geleneklere karşı yapılan mücadeleyi çeşitli boyutlarıyla Yakın Plan’a aldık. Yeni bir programda görüşmek üzere hoşçakalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-6008819018870630918?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/6008819018870630918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=6008819018870630918' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/6008819018870630918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/6008819018870630918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/konu-tre-ve-berdel.html' title='Konu: Töre ve berdel'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-1230430393812020042</id><published>2008-09-15T06:41:00.000+03:00</published><updated>2008-09-15T06:42:04.273+03:00</updated><title type='text'>AĞRI DAĞI – DOĞUBAYAZIT’IN ÇOCUKLARI</title><content type='html'>Ağrı Dağı - Doğubayazıt 08 Şubat 2007&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyorum ki ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanzer GEZER&lt;br /&gt;AĞRI DAĞI – DOĞUBAYAZIT’IN ÇOCUKLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimdeki büyüklük duygusunu yerle bir eden Dağ’ın eteğinden zirveye baktım. Önce yüksekliği karşısında ezildim, sonra bilinmezliği içime korku saldı. “Büyüklüğün somut ifadesi”, elimi uzatsam dokunuvereceğim. Manzara muhteşem ama yalnız. Civarda ağaç olmaması ne güzel. Korkulması gerekenlerin saklı kalması zorlaşmış. Bu iyi. Zirvenin buz örtüsü altında saklı kalması ise cezbedici. Yaşamak ve ölüm karşımda dimdik duruyor. Ya aradaki insanı sevmek ... O nerede? “Yazısız kurallar” ın izleri karların altında kalmış, şükürler olsun. Bencilce ama şükürler olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağ beni rahatsız etti. Dağ beni mest etti. Karanlıklardan ışığa çıkmak için dayanılmaz bir içgüdü hareketi yaşadım. Adrenalin seviyem had safhalara yükseldi. Potansiyel mükemmel ama yanlış işlenmiş. Doğubayazıt’ta çocuklar ağalarca mahkum edilmiş. Etraf Kürtçe konuşuyor. Bu, sanki hepimizin kabul ettiği hakları değil de, dayatılan karşı duruşlarının simgesi. Halbuki yasak yok ve istedikleri gibi günlük yaşamlarında Kürtçe konuşuyorlar. Sadece kavgasını yapmayı bırakmayı unutmuşlar. Ağrı Dağı böyle öğretmiş. Bundan başka dile getirilen toplumsal kaygıları yok. Neredeyse ne mutlu diyeceğim. Çocuk istismarı nedir bilen yok. Her türlü istismar hak. Para çok ama çok önemli. Parası olan bedelini ödüyor kan davası, namus davası bitiveriyor. Bu bir zengin kültür değil zenginin kültürü. Ölenler fakirler. Namus ölümleri onlara mahsus. Ama parayı bulan akil kişiler ne mutlu ki büyük şehirlere göç etmeye başlamışlar. Ara sıra ticaretlerini (!) yapmak için geliyorlar. Giderek Kaymakam’ın gerçek akil kişi olduğunu öğrenecekler. Yurttaş olmayı öğrenecekleri gibi. Sorumluluklarını yerine getirmezlerse haklarının da olamayacağını öğrenecekleri gibi. Çoktan öğrenirlerdi ama sözde akil kişiler engellemişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük ve Küçük Ağrı, Doğubayazıt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun kültürel farklılıkla ve insan haklarıyla hiç ilgisi de yok. Ben giymesem de morlar, cart sarılar, kırmızılar, giyenler beni neden rahatsız etsin. Doğa öyle renksiz ki burada canlı renklere ihtiyaç var. Canlı renkler buğday tene, boncuk siyah veya buz göz rengine çok yakışıyor, insanları ısıtıyor. Anlamasam da yanık Kürtçe ezgilerden nasıl etkilenmeyeyim, belki de bunlar aşkı daha iyi anlatıyor. Ama biz burada gerçekten başka bir şeyden bahsediyoruz. Maddi çıkardan bahsediyoruz. Ağaçsız ortamda aydınlarımız gözünü açmalı, barış türküleri çığıranlar gerçek sebeplere parmak basmalı. Sınır ticaretini (!) saklamak için kültürel sebep uyduranlara “hop dedik” diyebilmeli. Yetişkinlere yazısız otoriteye boyun eğmeyi öğretmek için çocuklar berdel edilmemeli, kan davaları görülmemeli, töre cinayetleri işlenmemeli. Komşular komşulara düşürülmemeli. Kapitalist düzeni reddederken, ağaya kul olunmalı kültürünü sevmemeli, şiddetle reddetmeli. Bu durumu insan haklarıyla, insanı sevmekle karıştıracak kadar romantizm lüksümüz yok. Hepimiz akil kişiyiz, yurttaşız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey, Ahmet Muhip Dranas, ne güzel anlatmışsın keyfiyeti taa o zamanlardan;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrı’ya eş yüce bir dağ yok içimde&lt;br /&gt;Ne kadar cüceyim dert ve sevincimde!&lt;br /&gt;Kaplamış gözümün gördüğü her ufku&lt;br /&gt;Umutsuz, zifiri bir gece, bir korku.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Öyle kolaydı ki yaşıyorum demek;&lt;br /&gt;Soframıza konmuş bu doyulmaz yemek&lt;br /&gt;Niçin bir zehirli kaşıkla yenmede?&lt;br /&gt;Ağrı! Başına boz bulutlar inmede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrı Dağı, Doğubayazıt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzon – Erzurum – Tahran Uluslararası kara yolları Ağrı’nın eteklerini dolanıp İran’a gidiyor. Zirve 5165 m yükseklikte. 4000m ye kadar bazalt, daha sonraki yükseklik andezit lavlarından oluşan canlı volkanik dağ. Anadolu yarımadasının en yüksek dağı. Dağ, İran’ın 16 km batısında, Ermenistan’ın 32 km güneyinde. Burada asayişi korumak zorken yine burada yaşanan çocuk aşklar romanlara konu olmuş. İşte Yaşar Kemal’in Ağrı Dağı Efsanesi. Ahmet ile Gülbahar’ın yaşadıkları aşkın tasvirinde Mahmut Han’a karşı duruş yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşar Kemal’den bu yana pek bir değişiklik olmadı. Doğubayazıt’ın çocukları hala aşk yaşıyorlar. Bu çok iyi. Aşk yasak ama çocuklar yaşamaya devam ediyorlar. Bu, ağalara karşı duruş. Ağa, “berdel (tutsaklık) yok, ölüm yok” derse bir garip yurttaş buna cesaret edemezmiş. Öyleyse çocuklar neden ölüyorlar? Böyle bir ağa bulsam ellerinden öpeceğim. Devlet ile aynı şeyi söyleyen ağa neden Devlet’e tercih edilsin? Taraftarı hedeflemek, menfaat bulmak için tersi sav oluşturulmalı, bahaneler bulunmalı. Doğubayazıt’ın çocukları hala berdel ediliyorlarmış. Öyle böyle değil. Beyinler yosun tutmuş. Böyle bir kültür olmaz, kabul edilemez. Töre dediğin ölümü emredemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte size bir efsane de benden. Doğubayazıt’ın erbablarından duydum. Çok keyif aldığım iki günlük çalıştayın çıktılarından biri bir efsane. Zozan’ın ağabeyi zorla nişanlı bir kızı kendi isteği ile kaçırıyor. Aile Zozan’ı berdel edecek ama kime? Kaçırılan kızın nişanlısına mı, kaçırılan kızın 12 yaşındaki erkek kardeşine mi? Şaka gibi. Yazısız hukuk (ağa hukuku düşünüyor) 17 yaşındaki Zozan’ı 12 yaşındaki erkek kardeşe berdel ediyor, garibim nişanlı ise bir miktar para ile susturuluyor. Garibim dediğime bakmayın en mutlu ve bu olaydan en zararsız çıkan kişidir kendisi. Efsaneyi Zozan yazıyor, ahırda kendini asıyor. Nasıl ağalar, beğendiniz mi? Ağzınızın payını aldınız mı? Daha kaç fakir çocuk ölecek ki bu ağalar akıllanacak? Olay “Sıla” dizisi gibi romantik değil. Burada saça takılan cıvıl cıvıl tavus kuşu takıdan bahsetmiyoruz. Merakta ve üzüntüdeyim. Berdelin özünde kısasa kısas var. Bu nedenle, Zozan’ın ağabeyinin kaçırdığı kız da aşkla yaptığı, ölümü göze aldığı evlilikten boşanmaya (ölümden beter bir durum yörede) mahkum ediliyor Zozan’ın ölümünün ardından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çocukların insan hakkını düşünen yok. İnsan hakkı kavramı Ağrı Dağı’nın eteklerinde içerik değiştirmiş. Yazısız hukuk mu dediniz? O da nedir? Ben tanımam, tanıyan birlikte büyüdüğüm komşum da olsa onu sevmem. Sürekli ikaz eder, kınarım. Buna, kültür, insan sevgisi, insan hakları, millet sevgisi, vatan sevgisi, din sevgisi, uzay sevgisi, her ne vs diyenleri de lanetlemiş olayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suç işlemeyeceksiniz, çocukları ve kadınları istismar etmeyeceksiniz, her ailede en az 10 çocuk yapıp üreme telaşı yüzünden kadınların sağlığını tehdit etmeyeceksiniz, çocuk istismarına ve ihmaline zemin hazırlamayacaksınız yani sorumlu yurttaş olacaksınız. O zaman, tenim Bulgar köklerimin sorumluluğunda beyaz, gözlerim doğasının yeşilini taklit etmiş ela da olsa, saçıma tavus kuşu takıp, üstüme morlar giyip gezeceğim söz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizde adet gerdana genellikle siyah (çocuklular için), beyaz (genç kızlar için) ya da kırmızı (yeni gelinler için) kurdelaya tutturulmuş altın para takmaktır. Töreye göre evlilik öncesi kız görmeye gidilir, baba kızın rızasını sorar. Baba kızı sevdiğine vermezse kız kaçar. Kaçan kızın babası torun görmeden kızına çeyizini vermez. Vay despot baba vay!...  Sizce hangi töre daha akıllı, hangi töre insan sevgisini barındırıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kültürünüzü sevdiklerim, seveceklerim ...&lt;br /&gt;Ben Doğubayazıt’ın ASLINI çok sevdim. Çok güzel arkadaşlar edindim.&lt;br /&gt;Hep birlikte çok güzel çalıştık, Doğubayazıt'ın çocukları için.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-1230430393812020042?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/1230430393812020042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=1230430393812020042' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/1230430393812020042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/1230430393812020042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/ari-dai-doubayazitin-ocuklari.html' title='AĞRI DAĞI – DOĞUBAYAZIT’IN ÇOCUKLARI'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-5408215789517436845</id><published>2008-09-15T06:32:00.001+03:00</published><updated>2008-09-15T06:41:43.959+03:00</updated><title type='text'>Bâb: Berdel Usulü Evlenmek</title><content type='html'>Bâb: Berdel Usulü Evlenmek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;340- Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik bize Nâfı'den, o İbni Ömer'den (ra) şunu nakletti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Resulü (sav) berdel usulü nikahı yasakladı, Berdel, kişinin kendi kızını başka bir adamla, o adamın da kızım ona mehirsiz olarak nikahlaması şartıyla nikahlamasıdır.[8]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şerh&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Resulü (sav) berdel usûlü nikahı yasakladı" ifadesi, evlilik yasaklarından birini daha içermektedir. Hadis metninde şiğârın açıklamasıyla ilgili bölümün hadisten mi yoksa Mâlik'ten mi olduğu hususunda ihtilaf edilmiştir. Bazı hadis âlimleri bu açıklama bölümünü ona nispet etmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüküm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiğâr: Toplumumuzda Berdel evliliği olarak bilinen ve iki tarafın birbir*lerine mehirsiz kız vermesi şeklinde gerçekleşen evlilik türüdür. Hanefî mezhebine göre taraflar arasında mehri ortadan kaldırma konusunda bir an*laşma varsa yine mehr-i misil (^kadının emsali için takdir edilen mehir) ge*rekir. Mehir şâriin nikâh akdinde uyulmasını emrettiği hükümdür. Tarafların mehri kaldırma yetkisi yoktur. Eğer akde bitişik bir şartla onu kaldırmaya teşebbüs ederlerse bu şart fâsiddir. Bu durumda akit sahih ve şart geçersiz olur. Şiğâr evliliği Ahmed b. Hanbel, İmam Mâlik ve İmam Şafiî'ye göre fasittir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ders&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berdel usûlü evlilik büyük ölçüde ekonomik zorluklar sebebiyle ihdas edilmiş bir evlilik şeklidir. Tabii ki iki ailenin birbirleriyle kaynaşmak için bu tür bir evlilik yapmaları da mümkündür. Ancak evlenen çiftlerin birbirle*riyle zoraki evlenmiş olmaları hâlinde çok acı aile facialarına yol açması muhtemeldir. Çünkü özellikle erkeklerin, kendi iradelerine rağmen eşlerine kötülük etmeleri ve kendi taraflarının yaşadığını karşı tarafın kızına da ya*şatma gibi temelsiz bir kısas uygulamasına gitmeleri imkân dahilindedir. Bu sebeple, dinimizin de pek hoş görmediği bu nikah şeklinde evlenen tarafların berdel şartıyla değil, birbirlerini sevip hoşlanarak ve mehirleri ödenerek ev*lenmeleri daha doğrudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;******&lt;br /&gt;Sadece D.Bakır yöresinde değil tüm Şark'ta uygulanan bir töredir. İki aile arasında ( BER ,veya AŞİRET ) akrabalık kurma var ise akrabalık bunu pekiştirme , düşmanlık oluşmuş ise bunu def etme , Aileye yabancı sokmama gibi nedenlerden hala uygulamada olan bir gelenektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gelenekte yukarıda söylendiği gibi '' MEHRİN '' iptali söz konusu değildir. Her ne şekilde olursa olsun '' Mehr '' ödenir. Ödenmeyen başlık parasıdır. Bir diğer yanlış ise şu cümledir: '' evli kadınlardan biri, ‘eceli ile’ öldüğünde, öteki için belli bir miktar başlık parası ödemek zorunluluğu doğar.'' böyle bir uygulama yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şu cümle kesinlikle doğru olup''Evlilerden biri, eşiyle geçinemediğinde, mutlu olan ötekilerin geçimi de bozulur. Bir yandaki geçimsizlik, öbür tarafı da etkiler. Böylesi bir evliliğin güvencesi yoktur. '' Bu tür evlikler yapanların en büyük sorunudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukardaki yazı Şigar ile Berdel'i birbirine karıştırmıştır. Berdel evliliğinde kadının söz hakkının bulunmaması sonucu vahim bir çok olay da meydana gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*******&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Töre değildir , CAHİLİYE ADETİDİR...şigar ile berdel birbirine karıştırılmamış bilakis berdel adı altında cahiliye adetinin müslümanlar içinde yaşatılmaya çalışıldığına dikkat çekilmiştir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;toprak , sanki bütün berdel evliliklerini sen onaylıyor ve takibini de sen yapıyormuşsun gibi yazmışsın...bazı evliliklerde mehr veriliyor olması bu adeti temize çıkarmaz...çünkü iki evlilik birbirine bağlı yürüyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;******************&lt;br /&gt; Hüküm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiğâr: Toplumumuzda Berdel evliliği olarak bilinen ve iki tarafın birbir*lerine mehirsiz kız vermesi şeklinde gerçekleşen evlilik türüdür. Hanefî mezhebine göre taraflar arasında mehri ortadan kaldırma konusunda bir an*laşma varsa yine mehr-i misil (^kadının emsali için takdir edilen mehir) ge*rekir. Mehir şâriin nikâh akdinde uyulmasını emrettiği hükümdür. Tarafların mehri kaldırma yetkisi yoktur. Eğer akde bitişik bir şartla onu kaldırmaya teşebbüs ederlerse bu şart fâsiddir. Bu durumda akit sahih ve şart geçersiz olur. Şiğâr evliliği Ahmed b. Hanbel, İmam Mâlik ve İmam Şafiî'ye göre fasittir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VAR EDENİN ADIYLA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu berdelin caizliği , yukardaki hükme göre berdel sizin bahtettiğiniz ölcülere uymaz. Her halukarda '' MEHİR'' ödenir ve bu mehir üzerine nikah akdi gerçekleşir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizn dediğiniz gibi bazı evliklerde değil tüm BERDEL evliliklerinde MEHİR ( Başlık ödenmez ) ödenir. Bu olmazsa olmazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oynalıyorum diye algılamışsın aksine kendi ailesi içinde buna en yüksek sesle karşı çıkanların başında gelmekteyiz. İnsanın büyük bir ailesi olunca bu aile içersinde bu tür evliliklerin olmadığını söylemesi gerçek olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yineliyorum yukardaki yazı Şigar ile Berdel'i birbirine karıştırmıştır.&lt;br /&gt;*******&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diğer normal evlilikler de bile "mehr tamamen ödenmektedir" gibi bir cümle kuramazken berdel için hiç kurulmaması gerekir diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;****&lt;br /&gt;sizin oralarda nasıldır bilmem ama bizim buralarda kız isterken istenen ''MEHR '' miktarı oldukça yüksektir. Evlilk gerçekleştikten sonra ''mehr '' olarak istenen altın üzerinde kadının tasarruf hakkı kalmaz. İstenmeyen bir durum olsada durum hal bu ahval üzerinde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel anlamda son dediğiniz doğrudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**************&lt;br /&gt;Berdel ya da sigar çok kötü bir adettir.&lt;br /&gt;Başlık parası altında resmen kız satılıyor...&lt;br /&gt;Evlilik bir neslin çoğalması ya da sünnetin ifası olmaktan çıkmış ticarete dönmüş. Kızların mehrinin verildiği dahi meçhuldür çoğunlukla kocaya itaat maskesi altında erkekler bayanların mehirlerini almaktalar.&lt;br /&gt;Evlilik fasit olmaya gidiyor bazı insanlar neredeyse zina yapıyorlar da bilmiyorlar..&lt;br /&gt;***************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkta yaşayan insanların ekseri Şafi mezhebini tatbik eder. Şafi mezhebine göre de babanın kızını izni olmadan evlendirebilmesidir. Ancak bunun içinde yedi şart ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Baba ile kızı arasında açık bir düşmanlığın olmaması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Dengi ile evlendirmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Mehr-i misli karşılığında evlendirmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-O beldenin parasıyla evlendirmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Kocanın mehri ödeme gücüne sahip olması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Yaşaması zor ve meşakatli olan yaşalı ve kör gibi biriyle evlendirmemesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Kadının üzerine haccın vacip olmuş olmaması , Çünkü koca kadını haccın yapılması acil değil mülahazasıyla hacdan men edebilir. Halbuki kadının da bir an evvel mesuliyetten kurtulmak gibi bir hedefi olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şartlar sağlanmış ise ve '' MEHR'' konusunda da bir problem yok ise yapılacak evliliğin adı '' BERDEL '' olmuş farketmez şeran caizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanıldığının aksine '' BERDEL '' evliliği keyfiyetlerden veyahut despot babaların zoruyla ( istisnalar kaide dışıdır. ) meydana gelmemektedir. Berdel'in şu an için en belirgin sebebi aileler arasında çeşitli sebepler yüzünden ( Kız kaçırma , Kan davası , Husumet , Akrabalık kurmak vb) çıkması muhtemel fena işlerin önüne geçmek için yapılır. Çoğunda da sonuç alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek ile somutlaştıracak olur isek A şahsın kızını kardeşini B şahsının oğlu kaçırmıştır. A şahsı ya kızını kaçıranı bulup vuracaktır yada popüler tabirle mahalle baskısına uğrayacaktır. Nedir bu mahalle baskısı '' Bu adam silah taşıyamaz , kalabalık bir yerde oturamaz , taziyeye gidemez , taziyesine gidilmez , herhangi bir konu hakkında bile fikir beyan edemez vb'' B şahsıda bunu bildiğinden bekar kızlarından birini A şahsının bekar bir oğlu ile nikahlamak zorunda kalır. Bu şekilde muhtemel bir kan davasının önüne geçilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada kız çocukları çoğu zaman feda edilir veya edilmek zorunda kalınır . Her ne kadar tasvip etmesekte bu bölgenin gerçeğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz büyüğede küçüğede abisi deriz (Sevgiyi belirtme adına ) siz ne dersiniz bilemeyiz , bizde terör de çok teröriste&lt;br /&gt;**************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;__________&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-5408215789517436845?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/5408215789517436845/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=5408215789517436845' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/5408215789517436845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/5408215789517436845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/bb-berdel-usul-evlenmek.html' title='Bâb: Berdel Usulü Evlenmek'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-3422479686727903960</id><published>2008-09-15T06:30:00.002+03:00</published><updated>2008-09-15T06:32:04.639+03:00</updated><title type='text'>Berdel evliliği caiz midir?</title><content type='html'>Berdel evliliği caiz midir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle Diyarbakır yöremizde, ‘değişik usulü’ ile evlenmeye; ‘Berdel’ adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlenecek olanın, en yakını olan kız kardeşini, halasını ya da teyzesini; istediği kızın kardeşi, amcası, dayısı gibi yakın akrabalardan birine vermesi ve bu evlenmede ayrıca ‘başlık parası’ alınmaması sebebiyle buna ‘Değişik’ denir. Yani kadının, kadınla bir eşya gibi değiştirilmesi yoluyla yapılan evlenme biçimidir. Ya da kızlardan her biri diğerinin başlık parası olarak verilmiştir. Böylece ‘Değişik’ usulü ile evlenmede, evlenenler birbirlerine başlık parası vermekten kurtulurlar... Akrabalık iki yönlü olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama evli kadınlardan biri, ‘eceli ile’ öldüğünde, öteki için belli bir miktar başlık parası ödemek zorunluluğu doğar. Evlilerden biri, eşiyle geçinemediğinde, mutlu olan ötekilerin geçimi de bozulur. Bir yandaki geçimsizlik, öbür tarafı da etkiler. Böylesi bir evliliğin güvencesi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür evliliklerin sebebi, ekonomik olmaktan çok aşiret geleneğidir. Bunda elbette kadının aşağılanması ve bir eşya gibi satılması anlamı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği gibi İslam, böyle bir aşağılama anlamı içermesi sebebiyle başlık parasını yasaklamıştır. Kız tarafının başlık, ağırlık, ağabeylik, amcalık vb adlarla aldıkları her türlü para ve eşya haramdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir evlilik İslam öncesi cahiliye dönemine ait bir evliliktir. O zaman buna ‘Nikáh-ı şiğár’ tabir ederlerdi. Abdullah b. Ömer: ‘Rasûlüllah (sa) ‘Şigar’ usulü nikáhı yasakladı. Şiğár: İki kişinin, mehir vermeden birbirlerinin kızları ile karşılıklı evlenmeleridir’ der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehir ise koca tarafından kadının bizzat kendisine verilen veya verileceği taahhüt edilen para ya da değerli eşyadır. Bunu kadının babası ya da bir başkası alamaz. Tasarruf hakkı kendisine aittir ve kadın bunu almadan kendisini kocasına teslim etmeme hakkı vardır. Bunu şiğár ile karıştırmamak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berdel usulü ile yapılan bir evliliğin, nikáh yapıldıktan sonra, İslam’da hukuken geçersiz olduğu söylenemese dahi, bununla bir haram eylemin işlendiği kesindir. Çünkü bu bir cahiliye ádetidir ve İslam, Cahiliye’ye ait uygulamaları kaldırmak için gelmiştir. Bir haram yolla helale ulaşılamayacağını söyleyen bazı álimler ise böyle bir nikáhı batıl sayarlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-3422479686727903960?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/3422479686727903960/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=3422479686727903960' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/3422479686727903960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/3422479686727903960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/berdel-evlilii-caiz-midir.html' title='Berdel evliliği caiz midir?'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-4202818350366805860</id><published>2008-09-15T06:30:00.001+03:00</published><updated>2008-09-15T06:30:29.055+03:00</updated><title type='text'>Ev kölelerinin takası: Berdel!</title><content type='html'>Ev kölelerinin takası: Berdel!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13 yaşında bir çocuğun sözcük dağarcığı ne kadar geniş olabilir? 4 Haziran günü gazete sayfalarında isminin ve soyadının baş harfleriyle anılan 13 yaşındaki kız çocuğu boyunu aşan sözcüklerin anlamlarını yaşayarak öğrenmiş... Tecavüz, işkence, intihar, berdel... İşte birilerinin öve öve bitiremediği modern dünya... Bu dünyada çocuklar herşeyi gereğinden erken öğreniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13 yaşındaki S. G’nin abisi bir kızı seviyor, evlenmek istiyor, kızın ailesi izin vermiyor. O da kızı kaçırıyor. Kızın ailesi kapıya dayanıyor. Ve kızları ile ilgili pazarlığa oturuyorlar. Çocuğun ailesine tercih sunuyorlar; ya 35 bin YTL verirsiniz ya da berdele razı olursunuz. Aile parayı bulamıyor. Ve 13 yaşındaki S.G, 17 yaşında bir başka genç çocuğa yani “kocaya” gidiyor. Sonrası dayak, zorla cinsel ilişki, 5 ay süren işkenceler, kendini öldürme girişimleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de hala çözülememiş töre gerçeğine bir örnek. S.G; en basit ifadesiyle meta olarak görülen kadın cinsinin maruz kaldığı/kalacağı olası saldırıları oldukça erken bir yaşta yaşamış oldu. Ve 13 yaşında olduğu söylenen S.G muhtemelen bir daha asla 13 yaşındaymış gibi davranamayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Töre ile ilişkili bu tür uygulamalar karşısında bugün toplumun geniş bir kesimi tepki duyuyor. Özellikle kadını hedef tahtasına çakan töreler söz konusu olduğunda burjuva medya dahi “feodal töre vahşeti” vb. ifadelerle teşhir içeren haberler yapıyor. Düzen siyaseti ise yasal düzenlemeler ve bir takım söylem ve davranışlarla töreyi ara ara dirilten, meşrulaştıran bir rol oynasa da, sözde törenin karşısında yer alıyor. Bu çerçevede S. G’nin bugüne kadar yaşadıklarının artık yaşanmaması gerektiği konusunda toplumun birbiriyle asla uzlaşamayacak kesimlerinde bir hem fikirlik var. Nedenler farklı olsa da... Birileri insani bir çerçevede bakarken, birileri Türkiye’nin imajının kaygısına düşse de, birileri AB’den gelecek azardan çekinirken, başka birileri bu tür haberlerde huzurunun kaçmasına sinirlense de... Bu haliyle ortak paydamızı salt “bu kötüdür” diyebilmek oluşturuyor. Ama bize “kötüdür”ü söyleten nedenlerimiz, asla uzlaşmayacak ayrım noktalarımızı oluşturuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;S.G’nin haberinin yayınlandığı burjuva gazetelerde de, dramatik bir ses tonuyla sunulan haber bültenlerinde de esasında bir orta oyunu oynanıyor. Kapitalist düzen adeta kendini aklıyor. S. G. bunları yaşadı çünkü “töre”!!! Peki yalnızca bu mu? Toplumsal-sosyal-kültürel suçu feodalizme, hukuki suçu anneye babaya ve 17 yaşındaki (kendisi de tercihsiz olan) kocaya attığınız anda o dokunulmaz, üzerine toz kondurulmaz düzeniniz aklandı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Töreleri, töre cinayetlerini, berdeli bütün bunları bugün hala diri tutan nedir? Evet, bugün feodal izlerin hala taşındığı coğrafyamızın bir bölümünde, töre ile ilişkili bu tür insanlık dışı örnekler hala yaşanmaktadır. Ancak feodalizmden kalma bu ahlak anlayışının, hukukunun soluk alıp vermesinde kapitalizmin hiç mi payı yoktur?! Elbette vardır, hem de sözü hiç dolandırmaya gerek olmadan ifade edilebilecek büyüklükte... Dünyada barınan canlı-cansız herşeyi metalaştıran, kadını bir vitrin süsüne indirgeyen, bedenini bir reklam malzemesine dönüştüren, üzerindeki çifte sömürüyü derinleştiren bu düzen açık ki töre olgusunun bugün hala yaşıyor olmasının gerisindeki en büyük nedenlerden biridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berdelin nedenleri töre hukukunda çok açıktır ve aslında sanıldığının aksine çoğunlukla da namus meselesinden çok ailenin eksilen işgücünün yerine yenisinin konulması amacıyla uygulanagelir. Bir aileden bir kadının çıkması o eve hizmet edecek, temizlikten, yemeğe, tarla işlerinden, çamaşıra bütün işlerin yükünü taşıyan bir kölenin başka bir aileye geçmesidir. Berdeldeki mantık işte bu kölenin yerine yenisinin geçirilmesidir. Kapitalizmle beraber kadının ev emeğinin sömürülmesi sorunu çözülmek bir yana, üzerine binen ucuz emek sömürüsü ile beraber katmerlenmiştir. Kapitalizmle beraber kadın tam da berdel mantığına uygun olarak alınır satılır bir metaya dönüştürülmüştür. Kadının ev kölesi konumu olduğu yerde duracak, bunun yanına açık bir metalaşma eklenecek ve berdelin ortadan kalkması beklenecek?! Aksine, metalaşma olgusu kesinlikle “kölelerin takasına” dayanan berdel uygulamasını güçlendirir cinstendir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;S.G, kapitalizmin yarattığı değil, ama kapitalizmin sıva yaptığı törenin bedellerini 13 yaşında ödedi ne yazık ki... Ve ne yazık ki bu düzen bütün köhnelikleri ile tarihin çöplüğünü boylamadıkça birçok S.G üçüncü sayfa haberi olmaya devam edecek!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-4202818350366805860?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/4202818350366805860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=4202818350366805860' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/4202818350366805860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/4202818350366805860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/ev-klelerinin-takas-berdel.html' title='Ev kölelerinin takası: Berdel!'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8448492935622037757.post-3959272081762164643</id><published>2008-09-15T06:29:00.002+03:00</published><updated>2008-09-15T06:30:01.006+03:00</updated><title type='text'>Berdel: Arapçada "Değişim" sözcüğünün karşılığıdır.</title><content type='html'>Berdel: Arapçada "Değişim" sözcüğünün karşılığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berdel evlilik: Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da uygulanır. Başlık sorununu ortadan kaldıran bu tür evlilik; hem kızı hem de oğlu bulunan iki ailenin, karşılıklı olarak hem kızlarını hem de oğullarını evlendirmeleriyle gerçekleştirilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8448492935622037757-3959272081762164643?l=dostfmamoral.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/feeds/3959272081762164643/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8448492935622037757&amp;postID=3959272081762164643' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/3959272081762164643'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8448492935622037757/posts/default/3959272081762164643'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dostfmamoral.blogspot.com/2008/09/berdel-arapada-deiim-szcnn-karldr-e.html' title='Berdel: Arapçada &quot;Değişim&quot; sözcüğünün karşılığıdır.'/><author><name>DJ CENNET</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10739988915788820947</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='12875099451612671679'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry></feed>