AMORAL.MLL.FI.

15 Mart 2008 Cumartesi

Amerika'da NAMUS cinayeti

04 Ocak 2008 Cuma 11:46 Dünya

Amerika'da NAMUS cinayeti

DALLAS'TA BU İKİ GENÇ KIZ, NAMUS CİNAYETİNİN KURBANI OLDU: BABALARI, BAŞKA ERKEKLERLE 'GÖRÜŞTÜKLERİ' İÇİN ONLARI ÖLDÜRDÜ

Mısırlı baba, 17 yaşındaki Sarah ve 18 yaşındaki Emine isimli kızlarını erkeklerle flört ediyorlar diye gözünü kırpmadan öldürdü.

Dallas’ta taksi şoförlüğü yapan Yaser Abdül Said isimli Mısırlı baba, 17 yaşındaki Sarah ve 18 yaşındaki Emine isimli kızlarını erkeklerle flört ediyorlar diye gözünü kırpmadan öldürdü. Genç kızların cesetleri, babanın taksisinde bulundu. İki kızını da kaybetmenin acısını yaşayan acılı anne polise sığındı ve kocasının gideceği tüm yerlerin adreslerini verdi. Alarma geçen güvenlik güçleri kentteki bütün yolları tuttu. Polis elindeki adreslere teker teker baskın düzenliyor. Dallas’ta 400 bin Müslüman yaşıyor.

Cinayete büyük tepki gösteren Amerikan medyası, “Bu adam Dallas’ı ‘Dallasistan’a çevirdi” yorumunu yaptı. Sarah’ın geçen hafta part-time çalıştığı işyerinden bir erkekle görüşmeye başladığı ve yakın arkadaşlarına “Babam görürse beni öldürür” dediği öğrenildi.

Kadın: Dünyanın ‘namus’ sicili bozuk


HABER MERKEZİ - Dünyada her yıl 5 binden fazla kadın namus adı altında katlediliyor. Ancak kesin sayısını tespit etmek zor.

Toplum içindeki önyargılar, gelenekler ve utanç kadının maruz kaldığı uygulamaları konuşması önünde engel oluşturuyor. Namus cinayetlerinin çoğunluğu, Afganistan, Bangladeş, Mısır, Hindistan, Kürdistan, İran, İsrail, Türkiye, Filistin, Ürdün, Lübnan, Nijerya, Pakistan, Peru gibi ülkelerde yaşanıyor.

Namus cinayetleri, kanayan bir yara. Birçok ülkede kadınlar namus adı altında katlediliyor ve toplum sessiz, yasalar etkisiz kalıyor. Dünya genelinde BM rakamlarına göre her yıl 5 bini aşkın kadın namus cinayetlerinin kurbanı oluyor. Ancak gerçek rakamların daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.

Zira kadınlar gördükleri baskı, katı gelenekler ve utançtan dolayı yaşadıklarını gizlemeyi tercih ediyor.

Afganistan, Bangladeş, Mısır, Hindistan, Kürdistan, İran, İsrail, Türkiye, Filistin, Ürdün, Lübnan, Nijerya, Pakistan, Peru ve Brezilya gibi ülkelerde kadınlar genellikle bu tür cinayetlerin kurbanı oluyor. Ancak çoğunlukla Müslüman ülkelerde namus cinayetleri işleniyor. Birçok Müslüman yönetici İslamiyet’te bu tür uygulamaların olmadığını söylese ve kınasa da cinayetler aralıksız sürüyor.

Türkiye: Türkiye'de 2000-2005 yılları arasında 1091 töre cinayeti işlendi. Bu cinayetlerin yüzde 17'si ve yüzde 19’u güney ve doğu olmak üzere Kürt bölgelerinde yaşandı. Resmi rakamlara göre, son beş yılda töre ve namus cinayetlerine ilişkin olaylar şöyle: Ankara no, İstanbul 101, Diyarbakır 50, Şanlıurfa 17, Van 18, Tokat 19, Samsun 17. 2000-2006 arasında kayda geçen 1091 töre ve namus cinayetinde 1190 kadın öldürüldü. İstanbul Emniyet Müdürlüğü töre cinayetleri kayıtlarına göre, 2000'de 18, 2001'de 19, 2002'de 16, 2003'te 24, 2004'te 17, 2005'te 24 ve 2006'da 25 kadın töre cinayetinde öldürüldü. Aynı sürede intihar eden kadın sayısı da 5375 oldu. Bu rakamlar Türkiye'de, her gün 1 kadının töre/namus gerekçesiyle öldürüldüğünü, ayrıca ailelerine teslim edilen kadınların da çoğunlukta öldürüldüğünü gösteriyor.

Irak: Irak Kadın Özgürlüğü Örgütü yayınladığı bir raporda çoğunluğu Güney Kürdistan’da olmak üzere Irak’ta her ay 30’dan fazla kadın namus cinayetine kurban gittiğini kaydetti. Irak’ta kadın durumunun Ebu Garib cezaevi utancından çok daha büyük bir utanç olduğunun altı çizildi.

Federal Kürdistan: Bölge hükümeti resmi rakamlarına göre son dört ay içinde 27 kadın namus cinayeti kurbanı oldu. Bu cinayetlerin 10’u Hewler, 11’i Duhok ve 6’sı Süleymaniye’de gerçekleşti. Cinayetlerin yanı sıra kadına yönelik şiddet de devam ediyor. Yine son dört ay içinde hükümet verilerine göre 97 kadın kendini yakararak intihar teşebbüsünde bulundu. 2005 yılında ise 289 kadın intihar etti çünkü sorunları karşısında hiçbir çıkış yolu bulamıyordu. 2006 yılında bu sayı 533'e ulaştı. Ocak ve Mart 2007 arasında BM'ye Hewler, Duhok, Süleymaniye ve Selahaddin eyaletlerinden 40 namus cinayeti vakası intikal etti. Bu ölümler resmi kayıtlara evlerinde ''kaza sonucu yanma'' veya aile bireyleri tarafından ''namusunu kirlettiği'' gerekçesiyle öldürüldüğü şeklinde işlendi.

İran:Bu ülkede işlenen namus cinayetlerine ilişkin resmi istatistiklere ulaşmak zor. Ancak kadınlar günlük olarak hem toplumsal hem de rejimin baskılarına maruz kalıyor. Sadece 2006 yılında 8 kadın taşlandı veya infaz edildi. Kadın intiharları da en fazla İran Kürdistan’ında yaşanıyor. Çoğunluğu bedenini ateşe vermek suretiyle yaşamına son verirken, birçok kadın cinayetine de intihar veya kaza süsü veriliyor. 580 bin nüfuslu İlam eyaletinde her yıl 430’u aşkın intihar vakası gerçekleşiyor. Bölgede hemen her gün kadın intiharlarına ilişkin haberler geliyor. Ancak bu konuda ciddi bir araştırma bulunmuyor.

Pakistan:Yüzlerce kadın ve genç kız her yıl benzer cinayetlerin kurbanı oluyor. Toplum ve yetkili makamlar namus cinayetleri karşısında harekete geçmiyor. Nisan 2000’de Devlet Başkanı Pervez Müşerref bu tür cinayetlerin dinle alakası olmadığı ve namus adı adlında cinayet işleyenlerin de katil muamelesi göreceğini açıkladı. Ama pratikte korkunç kadın cinayetleri devam etti. 2002 yılında bu ülkede 372 kadın namus gerekçesiyle katledildi.

Filistin:İstatistikler Filistin’de de namus cinayetlerinin yoğun olarak yaşandığını gösteriyor. 1990-1999 yılları arasında Filistin’de 64 kadın namus cinayetine kurban gitti. Filistin Kadın Sorunları Bakanlığı'na göre, 2005 yılında namus gerekçesiyle öldürülen genç kız ve kadınların sayısı 20 oldu.

Ürdün: 1997 yılında bu ülkede binlerce kadın namus gerekçesiyle aileleri tarafından katledildi. O tarihten beri ülkede cinayetler azaldı zira Kraliyet ailesi açık bir şekilde bu cinayetleri kınadı. Bu ülkede resmi rakamlara göre yılda ortalama 23 kadın namus cinayeti kurbanı oluyor.

Lübnan:Mahkemeler namus cinayeti failleri karşısında hoşgörülü davranıyor.Lübnan’da 1995 ve 1998 yılları arasında 36 kadın namus gerekçesiyle katledildi. Suçlular genellikle 18 yaşın altındakilerden oluşuyor ve toplum tarafından kahraman olarak görülüyor.

Bangladeş: 1999-2001 arasında 775 kişi kadın katledildi. Sıklıkla gösterilen gerekçe ise önceden cinsel ilişkiyi reddetmesi veya bir evlilik teklifini reddetmesi olarak dikkat çekiyor.

Yemen:1997 yılında en az 400 namus cinayeti işlendi.

Mısır: Bu ülkede de 1997’dan en az 52 namus cinayeti işlenirken

Öte yandan Meksika'nın Ciudad Jurez şehrinde son 11 yılda 300'den fazla kadın öldürüldü. Guatemala'da 2000-2004 yılları arasında 500 kadın öldürüldü. Peru'daki durum da vahim: Öldürülen kişinin kadın olması nedeniyle öldürülmesini tanımlamak için 'femicide-kadın cinayeti' terimi kullanılmaya başlandı. Kamboçya’da üç yıl içerisinde sadakatsizlik yaptığı iddiasıyla 43 kadın eşi veya aile bireyleri tarafından asitli saldırıya uğradı.

CİNAYET YÖNTEMLERİ

Namus cinayetleri farklı metotlarla işleniyor. Pakistan’ın Sind bölgesinde toplumun suç ortaklığı ile bir kadın veya erkek balta ile katlediliyor. Pencap’ta cinayetler genellikle silahla işleniyor. Vakaların çoğunluğunda cinayet, kadının kocası, babası veya kardeşi tarafından işleniyor. Bazen aşiret kararları ile cinayet gerçekleşiyor. Kurbanlar küçük bir kız veya büyük anne olabiliyor. Çoğunlukla sadece “yasadışı” ilişki gibi iddialarla bu cinayetlere gerekçelendiriliyor. Kadının suçlamalar karşısında ifadelerine başvurulmadığı gibi bunun pek yararı da olmuyor. Bir çok bölgede namus cinayetleri, kaza veya intihar süsü verilerek gizleniyor.

Batı ülkelerinde ise namus cinayetlerinin çoğunluğu göçmen toplumlar arasında yaşanıyor. Çok sayıda kadın yaşadıkları Avrupa’da izole oluyor, bulunduğu ülkenin dilini bilmiyor ve her tür şiddete maruz kalabiliyor. Yine birçoğu hukuksal yardımdan yararlanamıyor ve haklarını tanımıyor. Sınırdışı tehditleri bu sorunu biraz daha karmaşık hale getiriyor.

AVRUPA’DAKİ CİNAYETLER

Almanya: 11 Kasım 1999’da 34 yaşındaki bir Kürt başka bir Kürt aileden 7 bireyi öldürdükten sonra polisin gözleri önünde kendini de öldürdü. Alman Polisi kayıtlarına göre son 10 yılda ülkede 55 genç kız namus cinayetine kurban gitti. Yüzde 70'i Türk 3.3 milyon Müslüman nüfusta görülen namus cinayeti ve zorla evlilik vakaları Alman hükümetini de harekete geçirdi. Almanya'da 2005 yılında kardeşleri tarafından öldürülen Hatun Sürücü adına kurulan 'Hatun und Can' kadınlara yardım derneği, geçtiğimiz şubat ayından bu yana tam 75 kadını zorla evlilikten kurtardı.

İsveç:Özellikle buradaki Kürt toplumu arasındaki geleneklerin bir kızın yabancı biriyle çıkması önündeki engelleri entegrasyonu da etkiliyor. Ocak 2002’de Uppsala’da göçmen bir Kürt kızı Fadime Şahindal’ı, bir İsveçli ile ilişkisi olduğu gerekçesiyle öldürdü. 1999 yılında da 19 yaşındaki bir genç kız ailesi ile birlikte gittiği Güney Kürdistan’da bir kişi ile evlenmeyi reddettiği için amcası tarafından öldürüldü.

Fransa: 16 yaşındaki Sezen Yüksel, 24 Eylül 2006 günü Paris’te yapılan düğün gecesi eşi ve aynı zamanda dayısının oğlu 24 yaşındaki Saim Demirhan tarafından korkunç bir şekilde boğularak öldürüldü. Demirhan, Sezen'in ailesini arayarak, genç kızı öldürdüğünü söyleyerek suçunu itiraf etti. Ailenin harekete geçmesi üzerine genç kızın cesedi polisin eve yaptığı baskında bulundu.

Belçika: 20 yaşındaki Saida Sheikh 22 Ekim 2007 tarihinde kardeşi Mustafa tarafından Charleroi yakınındaki evleri önünde öldürüldü. Saida, evden kaçmıştı çünkü Pakistanlı biriyle zorla evlendirilmek isteniyordu. 2 Ekim günü başkent Brüksel’in 19 komününden biri olan Berchem-Sainte-Agathe’de 29 yaşındaki Natalin Saliba isimli Qamışlolu kadın üç kurşunla öldürüldü. Şüpheler Türkiyeli eski kocasını gösteriyordu.

İngiltere: Son beş yıl içinde bu ülkede namus gerekçesiyle en az 20 cinayet işlendi.

ABD: Mart 1993’de Missouri Yüksek Mahkemesi Brezilyalı Katolik bir anne ve Filistinli bir kocayı 16 yaşındaki kızlarını öldürdükleri gerekçesiyle mahkum etti. Afrikalılarla çıktığı gerekçesiyle genç kızı annesi tutmuş babası da en az 16 kez bıçaklamıştı. 1992 yılında Lubaina Bhatti, Nawaz Bhatti ile zorlan evlendirilmek istendi. Birkaç yıl sonra Lubaina eşini kendisine sürekli şiddet uygulamakla suçladı ancak dava açmadı, 1999 Şubat’ında boşandı. 11 Eylük 1999’da ise Nawaz Bhatti, Lubaina’ya, kız kardeşini, babası ve yeğenini öldürdü.

Hollanda: Bir buçuk yıldır eşinden ayrı yaşayan ve resmi olarak 1 ay önce boşandığı öğrenilen 24 yaşındaki Hukuk öğrencisi Zeynep Boral, 25 Haziran 2007 tarihinde Alkmaar istasyonunda eşi Serdar Boral tarafından silahla öldürüldü. 28 yaşındaki Serdar Boral, eski eşini öldürdükten birkaç dakika sonra kafasına kurşun sıkarak intihar etti. Hollanda kamuoyunda geniş yankı bulan cinayet, ülkede namus cinayetlerinin gündeme oturmasına neden oldu. Boral cinayetinden bir hafta önce, 38 yaşındaki Faslı bir kadın çocukları önünde eşi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Ailesi tarafından kaçırılan 22 yaşındaki Pakistanlı bir kız da Amsterdam polisi tarafından son anda kurtarıldı. 17 yaşında hamile kalması üzerine evden kaçan Güney Kürdistanlı bir Kürt kadının dramını anlamayan yardım kuruluşları ise kadını tekrar canına kıymak isteyen ailesine teslim ettiler.

..

Gönderen: rojin0621 Tarih: 02.12.2007, 10:38:08

ANF NEWS AGENCY

TÖRE CİNAYETİ

TÖRE CİNAYETİ

Yazar hikmet.net
23.Şub.2007

İslam dininin emir ve yasakları beş şeyin muhafazası içindir. Bunlar din, nesil, akıl, mal ve canın korunmasıdır. Kur’an-ı Kerimde ve Peygamber Efendimiz’in beyanlarında, yaratılanların en üstünü ve değerlisi olan insana ve hayatının önemine işaret eden ve buna kast edenleri en ağır cezalarla tehdit eden birçok nas bulunmaktadır ki bunların doğrudan canın korunmasıyla ilgili olduğu görülmektedir. Bununla ilgili bir ayet-i kerimede haksız yere bir cana kıyanın bütün insanları öldürmüş gibi ağır bir suç işlediği ve yine bir insanın hayatını kurtarmanın da bütün insanlara hayat verme gibi yüce ve değerli bir davranış olduğu bildirilir. (Maide, 5/32).

Bunun için adam öldürme, büyük günahlardan biri kabul edilmiş ve Efendimiz (s.a.s.) bu cürmü helak edici yedi büyük günahtan biri olarak ifade etmişlerdir. Zira Allah’ın vermiş olduğu canı ne suretle olursa olsun haksız yere kimsenin alma salahiyeti yoktur. İslâm’da verilecek idam cezalarını uygulayacak merci ancak devlettir. Aksine bir kimsenin kendi başına böyle bir infaza girişmesi söz konusu olamaz, bu apaçık bir cinayet addedilir. Savaş zamanında bile öldürmenin belli kuralları vardır.

Son zamanlarda medyada töre cinayetlerinden çokça bahsedilmektedir. Töreyi “toplumda öteden beri benimsenen, hüsnü kabul gören ve bir nevi mecburi davranış olarak görülen yaşama tarzıdır” diye tarif edersek töre cinayetinin de manası anlaşılmış olur. Yani töre cinayeti denince, daha çok erkekler tarafından işlenen ve bir nevi namusunu temizleme ve toplumun baskısından kurtulmak için kendilerinin istemediği biriyle evlenen veya yasak ilişki yaşayan kadının infaz edilmesi akla geliyor. Bu konuda işlenen cürümlere baktığımızda bunun bir nevi “namus cinayeti” olduğu görülmektedir. Bunun sebepleri arasında da ailenin veya erkeğin, kadının duygu ve bedeni üzerinde kendini hak sahibi görmesi, çevre ve toplum baskısı, yapılacak bir cinayetle namus ve şerefin temizleneceği inancı, kadını öldüren failin çevrede kazanacağı saygınlık ve kadına olan bakış açısındaki çarpıklık gibi farklı nedenler gözükmektedir.

Aile meclisinin aldığı karara uyarak, töre gereği veya farklı mülahazalarla böyle bir şenaati işleyen kişi, bu eylemiyle kendisini kanun ve yargı yerine koymaktadır. Üstelik bazen bu işi din adına yaptığını sanarak işlediği fiilden dolayı bırakın pişmanlığı, her fırsatta yaptığı işin doğruluğunu savunmaktadır. Böyle bir davranışın sebebi de ya dini anlamamak ya da dini kendi emellerini gerçekleştirmeye alet etmektir. Çünkü dinimiz kimseye bu yetkiyi vermemiştir. Şunu da belirtmek gerekir ki, gelenek, görenek ve töreler ancak dinle çatışmadığı ve vahyin aydınlık atmosferinde cereyan ettiği sürece makbuldür. Hiçbir zaman bunların dinin önüne geçmesi ve dinin haramlarını helal kılması söz konusu olamaz. Zaten bu hususla alakalı Hanefi alimleri de töreyi tarif ederken “aklen, şer’an güzel bulunan ve salim düşüncede de münker sayılmayan hususların bütünüdür” derler. Bundan dolayıdır ki her ne kadar yukarıda “töre cinayetini” törenin umumi tarifi içinde ele alsak ta, dinin hoş görmediği, tasvip etmediği davranışlar ancak adet ve teamül kapsamı içinde yer alabilir. Çünkü Kuran-ı Kerim’de örf her zaman maruf ünvanıyla emredilegelen, hiç olmazsa tavsiye edilen hususlardandır. Adet ve göreneklerde ise, zaman zaman aklı ve dini bir kenara bırakarak bir taklitçilik ve şablonculuğu benimseme olabileceğinden, bunlar Kuran’ın birçok yerinde, “Biz atalarımızı bir din ve bir millete bağlı bulduk ve onların izlerine uyduk (onları izlemeye koyulduk) derler” denerek zemmedilmiştir. Yani Allahu Teala onların atalarından görerek uygulaya geldikleri bir kısım davranışlarının çarpıklığına dikkat çekmiş ve bunlardan vazgeçilerek dinin istediği istikamette bir hayat yaşamalarını emretmiştir. Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi “töre cinayeti” gibi dinin ruhuna ters olan bazı filleri, töre emridir diye yerine getirmek en basit ifadesiyle ancak cehaletin neticesi olabilir.

İslam dini geldiğinde toplumun bünyesine yerleşmiş bulunan bu tür yanlış telakkilerle mücadele etmiş ve onları kaldırarak yerlerine insan ve toplum sağlığı için daha uygun olanlarını getirmiştir. Mekke döneminde ahkâmla ilgili inen çok az sayıdaki ayetlerden birisi de kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesinin yasaklanması meselesidir. Aslında bu da o dönemki cahiliye toplumunda yer etmiş bir adet idi. Ve vahşeti andıran bu davranışlarının nedenlerinden birisi de ileride bu kızların yüzlerini kızartacak bir fiil işlemelerinden korkmalarıydı. Onlara göre bundan doğrudan sorumlu olan ve toplumun içine çıkamayacak duruma düşen kendileri oluyordu. Günümüzdeki töre cinayetlerinde de ölümüne hükmedilen ve bu iş için görevlendirilen kişilerle, meydana gelen tüyler ürpertici cinayetler düşünüldüğünde cahiliye döneminde meydana gelen olaylarla arasında bir benzerlik kurmak zor olmayacaktır.

Dinimiz iffet ve namusun korunmasına büyük önem vermiş ve bununla ilgili olarak pek çok önlem almıştır. Harama bakmanın ve halvetin yasaklanmasından iffetli kadınlara iftira atanlara verilecek cezalara kadar hep bunu tahakkuk ettirmek için pek çok prensip getirilmiştir. Yine bununla ilgili olarak zina eden kimseye belli cezaları getirmiş ve erkeğin hanımı için böyle bir iddiada bulunması ve ispat edememesi durumunda yeminleşerek ayrılmalarına hükmetmiştir. Hiç kimsenin ahlak dışı ve haram yolla işlenen bir günaha razı olması ve ses çıkarmaması düşünülemez. Bununla birlikte İslam hiç kimseye işlenen suçun cezasını bizzat vermeyi emretmemiş, aksine böyle bir davranışı yasaklamıştır. Çünkü toplumda herkes suç işleyene cezasını kendisi vermeye kalkınca neticede bu, insanları bir karmaşa ve kaosa götürecektir. İslâm bunun yerine cezalandırma işini devlete bırakmış ve böylece toplum huzurunun ve güvenliğinin sağlanmasını amaçlamıştır.

Buna göre bir Müslüman’ın hakkı hak bilip ona yapışması ve batılı da batıl bilip ondan olabildiğince kaçınması gerekmektedir. Daha başka bir ifadeyle doğru ve yanlışı kendi vasfıyla tanıyıp ona göre gereğini yerine getirmelidir. Yoksa doğruya yanlış muamelesi yapmak veya yanlışı doğru gibi göstermek hakla batılın tabiatını bozmaya ve onları farklı ambalajlara bürüyerek değiştirmeye kalkmanın bir ifadesi olur. Bizlere bu hususta neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğretecek şey de dindir.

Adına ister töre cinayeti, ister namus meselesi densin, vahyin getirdikleri terk edilerek daha çok çevrenin yönlendirmesiyle ve sahip olunan yanlış kanaatlerle böyle bir cinayeti işleyen kimseyi, dinimiz asi ve fasık saymıştır. Hangi yönden bakılırsa bakılsın bunun İslâm’la ilgisi yoktur ve aklı başında hiçbir din adamı böyle bir cinayetin işlenmesine fetva vermeyecektir. Her ne kadar gayri meşru ilişkiler dinde haram olsa da adam öldürme suçunun bundan daha büyük bir günah olduğu açıktır. Kaldı ki işlenen bu tür cinayetler her zaman böyle bir günahın neticesi olmamakta; bazen ailenin istemediği biriyle evlendiği için de kadının hayatına son verilmektedir. Hâlbuki kimse bir kadını istemediği biriyle ve zorla evlendirme yetkisine sahip olmadığı gibi evleneceği kimseyi seçtiğinde de -açıkça kadının aleyhine bir durum olmadıkça- ayırma salahiyetine de sahip değildir. Bu konuda Hz. Aişe zorla evlendirilen bir kızla ilgili olarak Allah Resulü’nün uygulamasını şöyle anlatır: "Ensar'dan Hıdam'ın kızı el-Hansa (r. anha) Hz. Aişe'ye gelip; "Babam aile şerefini artırmak için, beni kardeşinin oğlu ile evlendirdi. Ben ise bu evliliği istemiyorum" dedi. Aişe de ona; "Rasulullah (s.a.s) gelinceye kadar bekle" dedi. Hz. Peygamber gelince Aişe ona durumu anlattı. O da kızın babasını çağırdı ve kadına seçme hakkı verdi. Bunun üzerine kadın şöyle dedi: Ey Allah elçisi! Babamın akdettiği nikâhı kabul ettim. Fakat bu davranışımla kadınlara, babalarının evlilikte böyle bir yetkisi bulunmadığını bildirmek istemiştim." (Ahmed b. Hanbel, VI, 368) Bu konuda diğer bir hadisi şerif de şöyledir:“Dul kadın, kendisi ile ilgili olarak velisinden daha çok hakka sahiptir. Bakirenin onayı alınır. Dendi ki, “Ey Allah’ın Elçisi, bakire konuşmaktan utanır.” Dedi ki, “Onun susması onay vermesi demektir.” ( Müslim, Nikâh, 66, 67, 68; Ebû Dâvûd, Nikâh, 26). Ve yine Hizam adında birinin, istemediği biriyle kızını evlendirmesi sonucunda, Efendimizin bu nikâhı geçersiz saydığı bize nakledilen hadisler arasındadır. Fakat kadının evlenmesi hususunda Şafiiler farklı düşünmüşler ve kızın izni olmasa da velisinin onu evlendirebileceğini söylemişlerdir. Hatta velisinin izni olmadan evlenen bir kızın nikâhını geçerli saymamışlardır.

Meselenin bir diğer yönü daha vardır ki; gerçek ebeveyn, kızlarının başına sevimsiz, istenmeyen böyle bir iş geldiğinde onu hemen ölüme mahkûm etmek yerine, ona kucak açan ve bulunduğu konumdan kurtarmaya çalışan anne babadır. Ve gerçek töre de onların gösterecekleri böyle bir davranış olacaktır. Yoksa hemen oğullarını veya başka birini onu öldürme adına azmettirmenin hiçbir makul gerekçesi olamaz. Çünkü çocuklar anne-babaların gerçek bir mülkü değil; ancak Allah tarafından en iyi şekilde bakılıp terbiye edilmeleri için verilmiş birer emanet hükmündedirler. Bunun için ebeveynlerin bu emanete hakkıyla sahip çıkmaları ve çocuklarını Allah ve Resulü’nün hoşnut olacağı biçimde eğitmeleri gerekmektedir. Ve böyle bir sevimsiz olayın meydana gelmesinde kendilerinin de bir payı olduğunu unutmamalıdırlar.

Son Güncelleme ( 27.Şub.2007 )

G. Kürdistan'da namus cinayeti bilançosu: 598 kadın öldürüldü

G. Kürdistan'da namus cinayeti bilançosu: 598 kadın öldürüldü

14:53

Bu yılın başından itibaren Güney Kürdistan'da 598 kadın namus cinayeti adı altında katledildi. 2006 yılında ise 553 namus cinayeti işlendi. Times Gazetesi'nin haberine göre, aile isimlerini kirletmekle suçlanan kadınların dövüldüğü, yakıldığı, taşlandığı, boğulduğu, zehirlendiği, araçların arkasına bağlanarak sürüklendiği, binaların çatısından atıldığı hatta kafalarının kesildiğine ilişkin birçok davanın bulunduğu kaydedildi. Yaklaşık 7 ay önce bir erkekle ilişkisi olduğu gerekçesiyle kasaba meydanında taşlanarak öldürülen 17 yaşındaki æzîdî kökenli Xatu Dua adlı genç kadının annesiyle görüşen Times muhabiri, genç kadının aile meclisinin kararıyla öldürüldüğünü ve ebeveynlerinin karşı çıkmalarına rağmen akrabalarının tepkisi nedeniyle kızlarının katledilmesini engelleyemediklerini belirtti. Gazetede ayrıca Kürt hükümet yetkililerinin, 2002'de namus cinayetlerine yönelik cezaları ağırlaştıran bir yasayı yürürlüğe koyduğu, fakat bunun halk üzerinde fazla etkisi olmadığı vurgulandı. Haberde birçok kadının, aile üyeleri tarafından öldürülme korkusuyla evlerinden kaçmak zorunda kaldığını, bu kadınların yine Güney Kürdistan'daki bazı kasabalarda kendileriyle aynı kaderi paylaşan hemcinsleriyle bir arada kaldığı ifade edildi. HEWLER / ANF

www.ozgurgundem.org

Cezaevlerinde 'namus' araştırması

Cezaevlerinde 'namus' araştırması

Türkiye'de ilk kez namus cinayeti işleyenler araştırılacak. Dicle Üniversitesi Sosyoloji Bölümü tarafından yapılacak araştırma için 42 cezaevinde yatan tutuklu ve hükümlüler dinlenecek.

Yıllardır sadece kadın örgütlerinin gündeminde olan namus cinayetleri, nihayet akademisyenlerin de gündemine girdi. Dicle Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Mazhar Bağlı, üç yıl önce oluşturduğu ancak ödenek yetersizliğinden ertelediği araştırmasına, TÜBİTAK'ın desteğiyle başladı. Ancak bu araştırma şimdiye kadar yapılanlardan farklı olacak çünkü ilk kez cinayeti işleyenler araştırılacak. Bağlı başkanlığındaki sekiz kişilik akademisyenler ekibi, Adalet Bakanlığı'nın izin verdiği 42 cezaevinde namus cinayeti işleyenleri dinleyerek, olayın bilimsel fotoğrafını çekecek.

CEZAEVİ GEZİLECEK

Doç. Dr. Bağlı projenin özünü, "Konuyla ilgili daha sağlıklı bilgiler edinmek ve tabloyu daha sağlıklı bir biçimde okuyabilmek için doğrudan cinayet işleyen kişilerle birebir görüşmeler yapmak ve onlara üç ayrı test uygulayarak bir veri sağlamak istiyoruz," diye anlatıyor. Aralarında antropolog, sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve sosyologlardan oluşan araştırma ekibinin 20 il ve 22 ilçedeki cezaevlerinde namus cinayeti zanlı ve sanıklarıyla görüşmeler yapacağını söyleyen Doç. Bağlı, şu ana kadar Diyarbakır, Batman, Mardin, Gaziantep ve Siirt cezaevlerindeki 50 kişiyle görüştüklerini aktarıyor.

ÜÇ TEST YAPILIYOR
Proje ekibinin bundan sonra gidecekleri kentler ise şunlar: Hatay, Eskişehir, Konya, Erzincan, Ankara, Niğde, Ağrı, Malatya, Muğla, Kastamonu, Çanakkale, Tekirdağ, Adıyaman, Bartın, Şanlıurfa, Erzurum, Zonguldak, Trabzon, Muş, Kırklareli. Aralarında kadınların da bulunduğu bu kişilerin, bilgi saklamadığını, ancak pişmanlık halleri de sergilemediklerini belirten Bağlı, çalışma yöntemlerini şöyle açıklıyor: "Önce onlarla sohbet edip, hikâyelerini dinliyoruz. Kimi, neden öldürdüğünü anlattırıyor, sosyodemografik özelliklerini analiz ediyoruz. Daha sonra da toplumsal değer ölçeği, aile değerlendirme ölçeği ve psikolojik test dediğimiz üç ankete tabi tutuyoruz." Şu ana kadar yaptıkları görüşmelerde namus cinayeti işleyenlerin çoğunlukla birinci dereceden yakınlar olduğunu tespit ettiklerini anlatan Doç. Bağlı, araştırmalarının akademik çevrelerin yıllardır ihmal ettiği töre ve namus cinayetlerine karşı geç kalmış bir girişim olduğunu da itiraf ediyor: "Araştırmaya namus cinayetleri konusuna şimdiye kadar hiç bilimsel yaklaşılmadığını tespitle başladık. Herkes kulaktan dolma, klişe bilgilerle fikir yürütmüş. Bu üniversitenin de ayıbı." Altı ayda bitirmek istedikleri araştırmanın sonucunda namus cinayetlerinin hukuki, toplumsal, kadına yönelik şiddet, insan hakları ve aile ilişkileri açısından bir fotoğrafını çekeceklerini söyleyen Bağlı, hedeflerinin araştırmayı kitaplaştırmak olduğunu da ekliyor.

Müjgân HALİS